Makale

Ramazan Biraz da Annedir

Ramazan Biraz da Annedir

Yrd. Doç. Dr. Dursun Ali TÖKEL
OMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi

Annem bana ramazanı öylesine sevdirmişti ki, şimdi çocuklarımın annesi çocuklarıma ramazanı öylesine sevdiriyor ki, şu cümleyi kurmaktan kendimi alamıyorum: Anne biraz ramazandır; ramazan da biraz anne…

Evde süregiden iftar hazırlıklarına, donatılmış sofrayı süsleyecek yemeklere, tatlılara bakıyorum: Hepsi dünden ısmarlanmış.
Anne mutfakta büyük bir telaş içinde, özenle, mutfaktaki cehennemî sıcağa aldırmadan, kocaman bir tebessümle çocukların siparişlerini hazırlıyor; akşamın efendisi yine onlar olacak! Sadece akşamın mı, sahurun, hatta yenilip içilmeyen gündüzlerin de… Peki, bizim tercihlerimizin, isteklerimizin bir anlamı yok mu?
Biz kim miyiz? Tabii ki babalar. Eşim siparişler veriyor; yağ, şeker, kuru üzüm, ceviz, pirinç, yumurta vesaire alınacak, erken vakitlerde eve ulaştırılacak. Büyük bir özenle istenilenleri alıyor ve eve ulaştırıyorum. Babalık burada sona eriyor. Sonra bütün ruhaniyeti ve uluhiyetiyle annelik başlıyor.
Çocuklar siparişleri vermişler. Evin yemek düzeni onlara göre ayarlanıyor. “Aman!” diyorum eşime “onların keyfine bakalım, ne istiyorlarsa hazırlayalım, bana sadece almak düşer! Ramazan sadece yemek içmekten kesilmek değil, biraz da, belki de biraz değil tam da bir naz ayı!
Çocuklar oruç tutuyorlar, anne babanın dileği gerçekleşmiş, kutsiyet devam ediyor! Onları ibadetin aşkı, şevki, ruhaniyeti, lezzeti istila etsin! İbadetle haz bulacaklarının da farkına varsınlar! Bu nasıl olacak? Anneye babaya nazlansınlar, “şunu isterim, bunu isterim!” diyebilsinler. Anne babalar bu nazları tebessümle karşılasınlar.
İftar saati yaklaşmış, Allah’tan ne geldiyse sofra donatılmış, çocukların yüzleri açlığın saflaştırdığı ruhani bereketle ışıldıyor! Memnun yüzler, mütebessim çehrelerle sofraya bakıyorlar. Anneleri ne isterse yapmış, iyi ki oruç tutmuşlar, bu Ramazan ne güzelmiş, zira anneleri onlara kalmış!
Çektiği onca sıkıntıya, dışarıdaki sıcaklığı cehennemî bir aleve çeviren mutfak azabına rağmen anne hâlâ mütebessim ve mütekerrim! “Yavrularım mutlu oldular mı, gözlerini karınlarını istedikleri gibi doyurdular mı, benim yavrularım oruç da tutuyorlarmış, anneleri kurban olsun onları verene! Sahura ne isterlermiş bakalım, hadi babası sahur hesabı yapalım kuzucuklarım sahura kalkacaklar!”
İçerden gözlerimi yaşartan sevgi nağmeleri dinliyorum. Eşim kızımı seviyor: “Benim kızım büyümüş de annesine yardım edermiş, sahurunu yapmış da masayı da toplamış; bana prensesimi veren Allah’ıma kurban olayım. Gelsin bir tanesi annesine; kurban olayım seni bana verene!” Sahurda yemek yenmiş, anne içerdeyken küçük kızım sofrayı toplamış, masayı silmiş, anne nasıl da sevinmiş, nasıl da sevinmiş!
Bütün bunları ancak ramazanda yaşıyoruz, bu kadar derinlemesine. Aklıma Victor Hugo’nun o pek hikmetli sözü geliyor: “Bütün kadınlar zayıftır, anneler hariç!” Anneler ramazanda nasıl devleşiyorlar/devleşmeliler! Bütün yük onların omuzlarında, sıradan geçmesi muhtemel zamanları nasıl da uhrevileştiriyorlar!
Ramazanla aralarında uhrevi bağlar kuramayanlar, çocukluk ramazanlarında anneleriyle aralarında kurulması gereken ilahî rabıtalara bakmalılar, onlar yok muydular?
Eşime bakarken, çocukların memnuniyeti için harcadığı emeği, zamanı, keyfi; çektiği meşakkati görüyorum. O harcananlar çocuklarda ne kadar da yüce karşılık buluyor. Anne ramazanı ulvileştiriyor, sevdiriyor, yüceltiyor, “bi daha gelse!” dedirtiyor. Onun eliyle ramazan bir açlık ve susuzluk ayı olmaktan çıkıyor. İnsanın saflaştığı, annesine her türlü nazının geçtiği, kendisinin annesinin gözünde ne kadar değerli olduğu, annelerin kendilerine kaldığı semavi zamanlar oluyor!
Bu yüzden diyorum ki ramazan biraz da annedir. Onlar, ramazanı tam da istenilen ruhani zamanlara inkılap ettiriyorlar. Bir ömür boyu sürecek tadı damaklarda kalan zamanların temellerini inşa ediyorlar. Çocukluğumda, ramazanlarda anneme yaptığım nazlar geçiyor gözlerimin önünden; onlar ne semavi anlardı, ne lezzetli açlıklardı, ne kevserî susuzluklardı!
Sevgili annelerim; çocuklarınızın dünyasında ramazanın kutsiyeti; maharetli ellerinize, sonsuz sabrınıza, bitmek tükenmek bilmeyen sevginize, daima mütebessim çehrelerinize, onları önceleyici mahviyatkârlığınıza bağlı!
Sevdiklerimize sevdiklerimizi, ancak onları ne kadar sevdiğimizi göstereceğimiz fedakârlıklarla sevdirebiliriz!
Annem bana ramazanı öylesine sevdirmişti ki, şimdi çocuklarımın annesi çocuklarıma ramazanı öylesine sevdiriyor ki, şu cümleyi kurmaktan kendimi alamıyorum:
Anne biraz ramazandır; ramazan da biraz anne…