Makale

Hasarı Basri Çantay Üzerine birkaç söz

Prof. Dr. Nesimi Yazıcı
Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi

Hasarı Basri
Çantay
Üzerine birkaç söz

Hasarı Basri Çantay, hacmi küçük, ömrü kısa, sayfa sayısı çok mütevazı olan bu gazetede halkın huzuru, ülkemizin selameti istikametinde büyük bir mücadele vermiştir.

Hasan Basri Çantay, Osmanlı son döneminde yetişmiş, gerek bu devrede ve gerekse ondan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde bu ülkeye, bizlere hizmet etmiş çok yönlü, örnek şahsiyetlerden birisidir. 30 Kasım 1887’de Balıkesir’de doğan Hocamız, günümüzden kırk sene önce 3 Aralık 1964’te İstanbul’da, Rabb’inin "Irciî" emrine itaatle bu fani âlemden ayrılmış, Edime Kapı Şehitliği’ne defnedilmiştir. Önemli ve örnek şahsiyetlerin unutmaması, onlara olan minnet borcunun ödenmesi yanında, binlerce feragat ve fedakârlıklarla süsledikleri hayatlarını öğrenmek ve toplumun bu istikamette yönlendirilebilmesi açısından da pek gereklidir. İşte bu hakikate olan inancımızdır ki, bizi şu birkaç satırı kaleme almaya sevk etmiş bulunmaktadır.
Aramızdan ayrılışının kırkıncı yılında Haşan Basri Çantay, farklı yönleriyle hatırlanabilir. Çünkü 78 senelik ömründe o, Türk Millî Tarihi’nin en kritik dönemlerinden birini idrak etmiştir. Altı yüz senelik bir büyük Türk İslâm devletinin yıkılışı, buna mukâbil Türk Tarihi’nin kesintisizliğinin bir göstergesi olmak üzere hemen Türkiye Lumhuriyeti’nin kurulması ve ilk gelişme devresi, onun hayatta bulunduğu zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiştir Sırf bu şahadet bile birçokları için yeterli bir iftihar ve övünme vesilesi olarak düşünülebilir. Halbuki Haşan Basri Hoca şahit olmak kadar, bizzat bu olayların içerisinde faal biçimde bulunmuş, gerektiğinde kalemiyle, gerektiğinde silahıyla, lüzumu hâlindeyse bilgi ve becerisinin en ileri seviyesiyle bu vatana, milletimize ve dinimize hizmet etmiştir. Bütün bunlardan sonra da o; "Tefâ- hüre vesile aramadık, vazifemizi yapmaya çalıştık." demek suretiyle, yılma bilmez bir gayret yanında, tevazuun da en üst mertebelerine ulaştığını göstermiştir.
Haşan Basri Çantay’ın örgün eğitim kurumlarındaki öğrencilik hayatı, 1903’te 16 yaşında iken babasının ölmesine kadar devam etmiş ve bu süre içerisinde, günümüzün ilköğretim okuluyla kısmen lisede okuyabilmiştir. Onun bundan sonraki eğitim öğretim hayatı farklı imkânlardan istifade ile kendisini yetiştirme tarzındadır. Çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili olarak hatırlanması gereken iki önemli ve olumsuz gelişme bulunmaktadır. Birincisi onun doğduğu sene 8 Ocak 1887’de Balıkesir’de meydana gelen ve çarşıda yüzden fazla dükkanın yanmasına sebep olarak, şehrin ekonomisini büyük çapta ve çok olumsuz biçimde etkileyen felakettir. İkincisi ise yine bir ocak ayında, 28 Ocak 1898’de meydana gelen ve Balıkesir’i yerle bir eden depremdir. Bu ikinci felaketin sonunda tekrar yaptırılan Zağnos Mehmet Paşa Camii’nin 1903’te açılışı üzerine hazırladığı elli beyitlik manzume, dönemin Karesi Mutasarrıfı ve gerçek bir edebî kişiliğin sahibi olan Ömer Âlî Bey’in dikkatini çekmiştir. Böylece ilk resmî görevi olan Nafia Dairesi’nde, 80 kuruş maaşla çalışmaya başlamıştır. Haşan Basri Çantay, bu devrede bir taraftan ailesinin geçimi için görevine devam ederken, diğer taraftan da ileride önemli eserler vererek ortaya koyacağı Kur’an ve Hadis ilimleriyle diğer İslâmî ilimler alanındaki sağlam alt yapısını oluşturmuştur.
Haşan Basri Çantay’ın hayatı ve bu çerçevede gelişen olaylar, onun siyasî ve İlmî kişiliğiyle, küçüklü büyüklü çok sayıdaki eserlerinin her biri öğrenilmeye lâyık, bize fayda sağlayacakları şüphesizdir. Bununla birlikte yazımızın sınırları bütün bunların hatırlanmasına bile imkân vermeyeceğinden biz, büyütecimizi değilse bile, bakışlarımızı onun gazetecilik çalışmaları üzerine çevirmek istiyoruz.
Haşan Basri Çantay’ın hayatının önemli bir bölümü gazetecilikle geçmiştir. Onun gazeteciliği yazarlık kadar, doğrudan gazete sahipliği ve yöneticiliğini de içine almaktadır. Bu bağlamda Haşan Basri Çantay, uzun bir baskı dönemini müteakip ortaya çıkan ikinci Meşrutiyetin başlarında, Balıkesir’de Cemil Çavuş’un ikinci defa yayınlamaya başladığı Nasihat adlı gazetesiyle basın alanına girmiştir. Kısa ömürlü bu çalışmayı 28 Eylül 1909-13 Şubat 1912 arasında Balıkesir, 24 Şu- bat-16 Temmuz 1912 arasında Yıldırım gazetelerindeki gazetecilik faaliyetleri takip eder. Haşan Basri Hoca hayatının değişik dönemlerinde, sayılanlar yanında Doğru Söz, İzmir’e Doğru, Türk Dili, İslâm, Sırât-ı Müstakîm ve Sebîlü’r-Reşâd gibi basın tarihimizin çok önemli bir kısım gazete ve dergilerinde yazılar yayınlamıştır. Bunlar yanında onun gazetecilik hayatında yer tutan diğer iki gazete de Karesi ve Ses’tir ki, biz bunlarla ilgili bir iki noktaya temas etmek istiyoruz.
Karesi, ilk olarak Balıkesir’in vilâyet statüsünü kazandığı dönemde, 17 Mart 1886-11 Mayıs 1888 tarihleri arasında 105 sayı neşredilmiştir. Haşan Basri Çantay’ın Karesi’nin başında sorumlu müdür olarak görev yapması ise, onun 27 Nisan 1914’ten itibaren yayınlandığı ikinci devresidir. Bu sırada dört sayfalık, haftalık gazete olarak neşredilen Karesi, içeriği ve özellikle de bölgenin dinî hayatıyla ilgili olarak verdiği bilgiler dolayısıyla, bir resmî gazetenin çok üstünde düzeye sahiptir. Bizim kanaatimize göre Karesi’yi döneminin diğer resmî vilâyet gazetelerinden ayıran bu durum, başında Haşan Basri Hoca’nın bulunmuş olmasıyla ilgilidir. Karesi gazetesi vesile ve vasıtasıyla Haşan Basri Çantay’ın, ileride bütün büyüklüğüyle ortaya çıkacak İlmî kişiliği ve düşünce yapısıyla ilgili bazı önemli bilgilere ulaşmamız mümkün olabilmektedir. Nitekim 1334 Ramazanının 16’sına isabet eden 17 Temmuz 1916 tarihli Karesi’de Balıkesir merkezindeki camilerde bu ay boyunca kimler tarafından vaaz ve nasihatlerde bulunulacağı ve hangi konuların işleneceği bir çizelge hâlinde verilmiş, bu arada şu değerlendirme cümlesi de eklenmiştir; "Gazetemiz öteden beri Ramazan vaazlarıyla bir hayli uğraşmış, vaazların nasıl verilmesi lâzım geleceğini uzun uzadıya teşrîhe (büyüteç altına almaya) çalışmıştır...". Gerçekten de Karesi koleksiyonu incelendiğinde, 1914 ve
1915 senesi Ramazanlarında Siretî Efendi tarafından dörder sayılık diziler hâlinde Ramazan Vaazları (Vaaz Nasıl Olmalıdır?) ve Oruç Ayı ve Vaazlar başlıklarıyla makaleler yayınlandığı görülmektedir. Bu makalelerde vaazların öne- ımi ve nasıl yapılması konularında son derece de dikkat çekici tespit ve önerilere yer verilmektedir.
Konunun anlaşılma düzeyinin yüksekliğini göstermesi bakımından bizim vermek istediğimiz örnek ise 27 Mayıs
1916 tarihli ve 6-110 sayılı Karesi gazetesinde bulunmaktadır. Karesi’nin söz konusu sayısının son sayfasında Evkaf Me- murluğu’nun bir duyurusu yer almaktadır. Buna göre Balıkesir merkezindeki en büyük camii olan Zağnos Paşa Camii’nin Kürsü Şeyhliği/vaizliği boşalmış olup, şartlarını taşıyan talipleri arasında 1 Haziran Perşembe günü yarışma sınavı yapılacaktır. İsteklilerin müracaatları gerekmektedir. Şüphesiz bu ilan sıradan bir duyurudur. Bizim dikkatimizi çeken ise hiç şüphesiz Haşan Basri Hoca’nın tesirinde kaleme alınmış bulunan aynı sayının en başında yer alan ve sadeleştirmeksizin vereceğimiz, "Bir Rica" başlıklı şu küçük yazıdır ki, bu temenni hiç şüphesiz günümüz ve bütün vaizlerimiz için de tamamıyla geçerli ve hâlâ ulaşılması gereken bir hedef olmaya devam etmektedir.
"ilanât kısmımızda okunacağı üzere, Zağnos Mehmed Paşa Cami-i Şerifi Kürsü Şeyhliği için perşembe günü müsabaka imtihanı icrâ edilecektir. Memleketimizin en büyük camii olan Zağnos Paşa’da binlerce halka telkinât yapacak zâtın biraz Arapça bilmekten ziyâde, ahalîmizin içtimâî dertlerine hakkıyla vâkıf olması, bu dertlerin ıslahı çareleri ne ise buna ait esaslı bir kanaate mâlik bulunması cidden lâzımdır. Binâenaleyh imtihanın ve suallerin bu dâirede icrâ ve tertip olunmasını alâkadar heyetten ehemmiyetle rica etmeyi münasip gördük."
Karesi’den bizim vermek istediğimiz ikinci küçük yazı ise, "Güzel Bir Hutbe" başlığını taşımakta olup (Nr. 20124, 10 Eylül 1916) hutbelerin, hitap edilen cemaatin diliyle okunması yönünde çok önemli bir hedefi işaret etmektedir.
"Saf, masum, her türlü tel- kinât-ı hayır-hâhâneyi hüsn-i kabule müstaid halk üzerinde, esasen kendilerine büyük hürmet ve itimat besledikleri ulemânın nasâyihi, bâ-husûs cevâ- mi-i şerîfe gibi mukaddes yerlerde, pek iyi tesirler yapar.
Şu kadar ki, dinleyen kimselerin söylenen sözleri anlamaları elzemdir.
İşte bu cümleden olarak ke- mâl-i memnûniyetle haber aldığımıza göre geçen cuma, İbrahim Bey Cami-i Şerifi’nde Hafız İsmail Efendi, Arapça hutbeyi müteâkip Türkçe olarak hem de gayet selîs ve açık bir lisan ile va’zü nasihatte bulunmuş ve bu hâl cemaatin ziyadesiyle memnuniyetini mucip olmuştur.
Bu âdetin teessüs ve devamı pek muvâfık ve müfîd olur itikâd-ı kavîsindeyiz."
Bu makaleden anlaşılan, Balıkesir’de İbrahim Bey Ca- mii’nde Hafız İsmail Efendi tarafından, 8 Eylül 1916 tarihindeki Cuma namazında hutbenin Arapça’sından sonra, Türkçe tercümesinin de verilmiş olduğudur. Bilindiği gibi hutbelerin Türkçe olarak okunması ancak Cumhuriyet döneminde 1925’ten sonra mümkün olabilmiştir. Bundan dokuz sene öncesinde Karesi sütunlarında bu hususa dikkat çekilmiş olması da şüphesiz, birkaç gün önce gazetenin yönetiminden ayrılmış da olsa, Haşan Basri Çantay’ın etkisiyledir.
Karesi’nin, Haşan Basri Çan- tay’ın başında bulunduğu sırada yüce dinimizle ilgili yayınları konusuna, iki küçük alıntıyla son verelim. Birinci Cihan Sa- vaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği bir sırada 1915 yılı başındaki Karesi’den;
"Buharî ve Şifâ-i Şerîf Hatmi Ordumuzun muvaffakiyeti ve şühedâ-yı Islâmiyenin şâdî-i ruhu için ulemâ-yı muhtereme- miz tarafından Buharî-i Şerîf kıraat ve hatmedilerek, Cuma günü dahi (1 Ocak 1915) Hoca Ali Cami-i Şerîfi’nde büyük bir cemaat huzurunda, Müftü Efendi hazretleri tarafından Arapça pek beliğ bir hatim ve muvaffakiyet duası irad edilmiş ve askerlerimizin mansûr ve muzaffer ve düşmanlarımızın yakında makhûr ve perişan olmaları duâları da Dergâh-ı Iz- zet’e ref’ ve isâl olunmuştur."
Karesi’nin okuyucularının 1915 senesi Velâdet Kandili tebriki;
"Çarşamba günü akşamı büyük Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimiz Hazretlerinin şerefle dünyaya geldiği, kâinâta ışıklar saldığı pek mubârek bir geceye müsâdif idi. Bütün Müslüman- lar; O büyük Peygamberin dünyalara şeref veren o kutlu ve hayırlı gecesini ibadetle, du- âlarla ihyâ etmişler, mutaassıp ve hain düşmanlarla harp eden büyük Müslüman ordularının üstün ve muzaffer olmasını Yüce Tanrı’dan ağlayarak istemişler, kâinatı medeniyet ve adalet ışıklarına gark eden Ulu Peygamberimizin mübarek ruhundan imdat ve yardımlar dilemişlerdir. Gerek Sultanî Mekte- bi’nde ve gerek Zağnos Paşa Cami-i Şerîfi’nde mevlütler okunmuş, Dergâh-ı Ulûhiyet’e duâlar sunulmuş, şehitlerin ruhları şâd edilmiştir.
Müslümanları esirgeyici, koruyucu olan Tanrı’mızın can evimizden kopan bu yalvarışlarımızı, yakarışlarımızı kabul ve yüce Müslüman âlemini pek yakın bir zamanda büyük büyük muzafferiyetlere nâil etmesini tekrar diler ve isteriz."
Haşan Basri Çantay’ın gazetecilik hayatında, bizim üzerinde durmak istediğimiz ikinci gazete ise Ses’tir. Ses’in her sayısının üst kısmında Mehmet Akif’e ait şu beyit yer alır:
Düşman sesi duymak istemezsen,
Kardeş sesidir uyan bu sesten!
Kalkınca görür ki akşam olmuş.
Vaktiyle uyanmayan bu Ses’ten...
Ses, Haşan Basri Çantay’ın kendi hesabına yayınladığı bir gazetedir ve Mondros Mütarekesini’nin hemen öncesinde çıkmaya başlamış, 17 Ekim 1918 ile 13 Mart 1919 arasında beş aylık bir sürede, ancak 22 sayı yayınlanabilmiştir. Bu gazetenin hedefi ilk sayısında Haşan Basri Çantay tarafından, "Gideceğimiz Yol" başlığı altında açıklanmıştır. Burada ülkenin içinde bulunduğu gerçekten çok sıkıntılı şartlar bütün açıklığıyla gösterilmiştir. Bu arada "birçok hırslar, ihtiraslar ve ahlâksızlıklar da..." (ortaya çıkmış, insanlar içinde biz biz yerine, ben ben diyenler çoğalmıştır. Kalpler katılaşmış, sanki yardımlaşma ve dayanışma gibi güzel huylar göğe çekilmiştir. Tabiatıyla bu durumda halkımızın büyük çoğunluğu sıkıntılar altında inlemektedirler). "Köylüler bir taraftan eşkiyalığın zulümleri, ihtikârcıların dolapları yüzünden, öbür taraftan kendi bilgisizlikleri, fenalıkları yüzünden acınacak bir hâle gelmiştir. Düşmanla uğraşan hükümet ve onun taşra adamları ise bunlara bakmıyor, baka- mıyorlardı.
Hülâsa ortalık o derece du- manlaştı ki, bunlara seyirci kalmak doğru olmazdı. Artık bir (Ses)’in çıkması, haksızlıklara, zulümlere, ahlâksızlıklara karşı bağırması, son kerteye gelen zavallı Müslümanların kurtuluş çarelerini araştırması lâzım ve farz idi... işte gazetemiz bu gibi düşüncelerin ve endişelerin tesiri altında çıkıyordu." Onun gideceği yol ahlâk yoluydu.
Haşan Basri Çantay, hacmi küçük, ömrü kısa, sayfa sayısı çok mütevazı olan bu gazetede halkın huzuru, ülkemizin selameti istikametinde büyük bir mücadele vermiştir. Millî Mücadele dönemi basın tarihimizde pek mümtaz ve mutena bir yere sahip bulunan Ses gazetesinde, onun yayınladığı makalelerden birkaçının başlığını görmek bu kanaati pekiştirecektir; Gideceğimiz Yol, Asayiş Meselesi, Bugünkü Vazifelerimiz, Rumlar mı Mazlum?, Zavallı Köylülerimiz, Muhtekirler Cezasız mı Kalacak?, Hırsızlık, Yağma Devrinde Anadolu, Un Meselesi, Ittifâk-ı Mukaddes, Neler Oluyor?, Ayvalık Ahvali- Anarşi, Kara İsa’nın Memleketi Hiçbir Ecnebiye Verilemez.
Ses gazetesinde Haşan Basri Hoca’nın ortaya koyduğu gazetecilik anlayışı ve halkı uyandırma gayretleri dostlarımızı sevindirmiş, düşmanlarımızın ise husumetlerini çekmekten geri kalmamıştır. Nitekim ülkemizi işgal eden güçler bu gazeteye tahammül edemedikleri gibi, Haşan Basri Hoca’nın serbest dolaşmasına da izin vermemişlerdir. 15 Mart 1919’dan itibaren o, sırtında mavzer dağlarda dolaşarak mücadelesini silahlı olarak devam ettirmiştir. Haşan Basri Çantay hayatının bu dönemi, en özlü ifadelerle kaleme almış olduğu Kara Günler ve İbret Levhası (İstanbul, 1964) adlı eserinde görülmektedir.
İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un Bülbül şiirini kendisine ithaf edecek kadar yakın arkadaşı, Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, On Kere Kırk Hadis, Âkifnâme ve daha birçok basılmış ve basılama- mış eserin sahibi, milletimize bütün benliğiyle hizmet etmiş olan Haşan Basri Çantay’ı rahmet ve minnetle anıyor, satırlarımızı ona ait şu beyitle bitiriyoruz.
Tam otuz yıldır vakfedip câ- nu teni
Zûru zar ettim hicâb-ı âheni
Mâverâdan var mı derken bir haber?
Ref’ olundu perde. Gördüm ben seni.