Makale

EBEDİ 30 AĞUSTOS

Dr. Eyüp Baş
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

EBEDİ
30 AĞUSTOS

"Bilelim ki, kazandığımız muvaffakiyet milletin kuvvetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı muvaffakiyetleri, zaferleri ileride de kazanmak istiyorsak, aynı esasa dayanalım, aynı yolda yürüyelim."
Mustafa Kemal ATATÜRK (1923)

Şanlı tarihini, altın sayfalarla süsleyen aziz milletimizin unutulmaz zaferlerinden biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 83. yıldönümünü idrak ediyoruz. 30 Ağustos, hürriyet ve istiklâlimizi kazandığımız bir zafer günüdür. Bu asil mücadele, İstiklâl şairimiz Mehmet Akif’in dilinde;
"Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var"
dizeleriyle en güzel bir şekilde ifadesini bulmuştur.
30 Ağustos, milletimiz için Zafer Bayramı’dır. Bu şanlı zafer günün değerini iyi anlayabilmek için, şüphesiz o günlerin sosyal, ekonomik ve siyasî ortamını hatırlamakta yarar vardır.
Bilindiği üzere Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması’yla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Sa- vaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyor hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Mîsâk-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde Yunanlılarla I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına: "Hattı müdâfaa yoktur sathı müdâfaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi’yle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e "Gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. 1922 yılı Ağustos ayına kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı, itilâf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922’de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis de vardı.
Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi, her yıl 30 Ağustos günü bayram yaparak kutluyoruz.
Çünkü "Bağımsız Türkiye"yi 30 Ağustos zaferine borçluyuz. Eğer milletimizin tarihinde bir Dumlupınar günü olmasaydı; Türk tarihi yarım kalır, dünya tarihi yeni devrin istikametlerini çizen en şamil dönüm noktalarının birinden mahrum olurdu. Türk milletinin Dumlupınar etrafındaki birliği; kendi tam ve ebedî istiklâl misakının bir ifadesi olmakla birlikte, istiklâli kayıt ve şart altında kalan bütün cihan milletlerinin kurtuluş hasret ve mücadeleleri için son derece anlamlı bir semboldür.
30 Ağustos zaferinin milletimiz açısından var oluş, diriliş ve özgürlüğünü devam ettirme yönlerinin yanında, önemli iki yönü daha vardır.
Bunlardan birincisi, ordu-millet dayanışmasının en üst seviyede gerçekleştiği, milletimizin topyekün bu var olma mücadelesinde bir bütün olarak yer almasıdır.
İkincisi ise, 30 Ağustos Zaferi’nin ardından Türkiye’nin yepyeni hedefler, yepyeni kurumlar ve çağdaş dünyaya kararlı adımlarla yürümesinin başlamasıdır. Ve hâlâ Türkiye bu yolda kararlılıkla yürümesini devam ettirmekte ve sonsuza kadar da devam ettirecektir.
30 Ağustos, sadece kazanılan bir zafer ve bu topraklara Türk Milleti’nin ebediyen kalacağının damgası anlamını taşımamaktadır. Ayrıca dünyaya kendisini kabul ettiren, dünyanın büyük güçlerini dize getiren ve dünyaya örnek olan tarihi mucizeleri gerçekleştiren ve Türk Milleti’nin gerçek karakterini bir kere daha dosta-düşmana gösteren milletimizin ve kahraman ordumuzun açtığı altın bir sayfadır.
30 Ağustos Zaferi’nin milletimize ve ülkemize var olma mücadelesini kazandırma tarihi olmasının yanında, milletimize güven ve cesaret kazandıran, önündeki her türlü zorluğu aşma güveni veren katkılarını da dikkate almalıyız. Çünkü çöken ve dışımızdaki ülkelerin hangi parçasını ben alayım diye düşündüğü koca bir enkazdan, genç ve dinamik bir cumhuriyetin doğmasına sebep olan 30 Ağustos Zaferi, yeni kurulan devlete de heyecan, dinamizm, güven ve kararlılık getirmiştir.
30 Ağustos Zaferi’nin canlandırdığı bu ruh, genç cumhuriyetimizin çok kısa zamanda büyük atılımlar yapmasını sağlamış, hâlâ bu temeller üzerinde devletimiz gelişmesini ve atılımlarını devam ettirmektedir.
Milletimiz; geleceği, ülkesi ve devletinin bekası için her zaman en büyük fedakârlığı, canıyla-malıyla göstermesini bilmiş, önüne bir hedef konulduğunda da tek bir yürek olarak kenetlenmiştir
Şimdi millet olarak önümüzde kazanmamız gereken daha başka zaferler vardır. Gazi Mustafa Kemal söz konusu hedefi, Başkumandanlık Meydan Muharebesinin ilk kutlandığı tarih olan 30 Ağustos 1924’de kahraman Türk milletine şu ifadesiyle duyurmuştur: "Milletimiz, Dumlupınar’da kutlanan Büyük Za- fer’den daha önemli bir zafer peşindedir; kültür ve uygarlık zaferi..." işte genç Türkiye Cumhuriyeti, bu hedef doğrultusunda kararlılıkla yürümesini devam ettirmekte ve sonsuza kadar da devam ettirecektir.
Bu vesileyle; milletimizin asla esir edilemeyeceğini, semaları süsleyen bayrağımızın gönderden indirilemeyeceğini bütün dünyaya ilân eden, şanlı 30 Ağustos Zaferi’nin ölümsüz kahramanları aziz şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.