Makale

KISA-KISA - Soru cevapları

KISA-KISA

Hazırlayan: İbrahim ARPACI

Allah’a karşı sorumluluk duygunuz, ortaya
koyduğunuz sanatsal
eserde tebarüz eder mi?

Cemal Şakar (Yazar, Sanat Düşünce Kuramcısı)

Eserlerimiz de amellerimize dâhildir. Öykü yazarken, iman dairesinin bizler için çizdiği meşru sınırlar içinde kalmaya çalışıyorum. Ancak edebiyat söz konusu olduğunda şimdilik net sınırlardan bahsetme imkânımız yok. Tevhit, adalet ve ahlak gibi genel ilkelerin, sanatçılar için yol gösterici olacağını düşünüyorum. Belki birkaç kuşağın deneyiminden sonra daha net sınırlardan söz edebiliriz.

İhsan Kabil (Yazar)

Allah’a karşı sorumluluk duygumuz sanat çalışmalarımızda tebarüz etmelidir. Yeryüzündeki varlık sebebimiz bizim en büyük dayanağımız olmalıdır. Bir sebep üzere geldiğimiz bu dünyadaki edimlerimiz varoluşsal manada bizi bağlamaktadır. Sosyal hayatta olduğumuz gibi kültürel çalışmalarda da estetik ve ahlaki düsturlara göre gerçekleştirmemiz gereken faaliyetler, toplumsal bir sorumlulukla ve vicdan duygusuyla hareket etmemizi gerektirmektedir. Belli ortak sosyal değerlere aykırı çalışmalar ortaya konduğunda, beşerî ve ahlaki normlara karşı bir tavır sergiliyoruz demektir. Ayrıca vicdanımız da sanat eserlerimizin toplumsal etkileşimi karşısında harekete geçecek bir duyarlılığa sahip olmalıdır. İnsan tekine ve topluma karşı yüklendiğimiz bu sorumluluk büyük ölçüde Allah’a karşı sorumluluğumuzla örtüşüyor demektir.

Sadık Yalsızuçarlar (Roman Yazarı)

Bunu özellikle yazarken, bilinçaltında sürekli varolduğunu söyleyebilirim. İçinde yaşadığımız toplumsal kültürle, içimizde yaşayan kültürün çeliştiği yerde kendini daha etkin biçimde gösterir. Bizi yıllarca içimizde oluşan kültür değerler, etkiler. Sadece yazarken değil, her türden edimde bu husus geçerlidir. Yazarın Yaratıcı ile ilişkisi daha derin ve gerilimli bir atmosferde gerçekleşiyor sanırım.

Yüce Allah, Neml suresinde kâinattaki düzene atfen “bu her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır” der. Buradan baktığımızda sanatçı, hakiki sanatkâr olan Allah’ın sanatına karşı nasıl bir kompozisyon içerisinde durur?

Cemal Şakar (Yazar, Sanat Düşünce Kuramcısı)

Allah’ın belli sıfatlarının öne çıkarılarak ya da belli sıfatlara indirgenerek düşünülmesini sakıncalı buluyorum. Tenzih ve teşbih meselesinde her zaman sağlıklı bir orta yol gözetilmeli. Bu kadim bir mesele, kısacak soruşturmada cevaplanamaz. Ancak şu kadarını söyleyebilirim: Allah’ın yaptığı, yarattığı sun’ ise bizimkisi suni; yani biri doğal, biri yapay. İnsanın yaptıkları ancak Allah’ın yarattıklarına nispetle anlamlıdır. İnsan, Allah’ın ayetleri karşısında bazı ruh hâlleri yaşar, sonra da bu ruh hâllerini en iyi bildiği yollardan biriyle ifade eder. Bu ifade edişte eğer edebiyatın yöntemlerinden birini seçiyorsanız, bu aynı zamanda bir formu, biçimi seçiyorsunuz demektir. Yaşadığınız hâlleri bu forma aktarırsınız ve istersiniz ki eseriniz Allah’ın sanatındaki o ilahî ahenkle uyumla bir nebze de olsa tenasüp içinde olsun.

İhsan Kabil (Yazar)

Bütün dünya ve kâinat gerçekte Allah’ın mükemmel bir ahenkteki sanatkarane ürünüdür. Sanatçının ortaya koyduğu sanat eseri de bu işleyişin beşerî çerçevede bir yansıması olmalıdır. Allah’ın ekmel olan sanatında nasıl metafizik bir anlam ve manevi olanın işaret ettiği aşkın bir boyut bulunuyorsa, insan elinden çıkma sanat eserlerinde de fizik gerçekliğin ötesine geçen ve yaratılışın anlamını bize hatırlatan veya çağrıştıran bir katman bulunmalıdır. Bu anlamlar dairesi düşünüleceği gibi hiç de didaktik olma zorunda değildir; kendini estetik ve etik olarak olgunlaştırmış bir sanatçı, didaktizme düşmeden incelikli bir işçilikle eserinde insanın fıtratıyla ve içinde yaşadığı tabiat ve kozmolojik gerçeklikle ahenkli bir dil ve üslup tutturabilir.

Sadık Yalsızuçarlar (Roman Yazarı)

Müslüman sanatçıda ‘tanrı kompleksi’ olmaz, olmamalı. Modernite, ‘tanrı’yı, varlığın merkezinden kovarak, yerine insanı yerleştirdi. Bu, Batılı sanat düşüncesine, benmerkezcilik olarak yansıdı. Modern sanatçı, egosantrik merkezciliğin pençesindedir. Müslüman sanatçı, ilahi yaratışı örnek alır. Aradaki fark budur. Müslüman sanatçının varlık algısının temelinde, Yaratıcı’nın mükemmel yaratışını örnek alma ilkesi yatar. Bir de, ‘Allah güzeldir, güzeli sever’ ilkesi…Çünkü aslolan güzellikteir. Güzellik asli bir formdur, lüks bir kategori değildir. Çirkinlik ise asli fom olarak görülmez. Son olarak şu öngörüyü vurgulamak isterim: Gerçeklik, iyilik ve güzellik içiçedir İslam sanatında. Yani, hakiki olan iyidir, iyi olan güzeldir.