Makale

Batılı Bir Siyaset Terkibi olarak Avrupa İslâmı

Yard. Doç. Dr. Necdet Subaşı

Batılı Bir Siyaset Terkibi Olarak
Avrupa İslâmî

Avrupa’da yaşayan Müslümanların bireysel ve toplumsal deneyimlerinden, Batılı politik strateji ve argümanlar içinde şekillenen kurgulara kadar pek çok anlamla ilişkilendirilebilecek Avrupa İslamı (Euro-lslâm), gerçekte farklı bir siyasal konseptin ürünüdür.
Avrupa’da Müslümanların varlığını Batılı değerlerin geleceği açısından birer tehdit olarak algılayanların nüfuz alanları giderek genişlemeye başlamıştır. Özellikle son yıllarda küresel düzeyde artan terör ve tedhiş olaylarını İslam’la ilişkilendirme konusundaki uluslararası kampanya etkili olmaktadır. Buna karşılık Ba- tı’da yaşayan Müslümanların kimlik taleplerinin ortaya çıkardığı kapsamlı arayışlar
da, bir siyaset terkibi olarak Avrupa İslâmî’m fonksiyonel kılmıştır.
"Avrupa İslâmî", Avrupa kimliği ekseninde tasarlanan bir projedir. Birlik üyesi ülkelere göç ya da başka yollarla gelen Müslüman toplulukların, referans ve aidiyet düzeyindeki önceliklerinin gözden geçirilmesine vurgu yapan, bu çerçevedeki arayışlarla özdeşleşen oldukça çeşitlenmiş farklı eğilim ve stratejileri içerir. Müslümanların Batılı bir evren tasavvuru içinde nasıl bir biçim almaları gerektiği konusundaki entelektüel, akademik ve politik tartışmaları simgeleyen ve Batılı bir özden kaynaklanan "Avrupa İslamı" kavramı, "Alman", "Fransız" ya da "İngiliz İslamı" vs. projelerinin de toplu bir ifadesidir. Ağırlıklı olarak kavramla asıl vurgulanmak istenen, Avrupa özelindeki İslam temelli oluşumların, Batı merkezli ve Batılı tarzda şekillen(diril)mesidir.
"Avrupa islamı", Müslümanların, merkezinde özne olarak yer aldıkları bir tanınma siyasetinden ya da Ba- tı’da geliştirdikleri yeni bir dinsel perspektiften çok, bizzat Müslüman göçmenlerin varlığını ve yönelimlerini esastan bir problem üreteci olarak gören, topyekûn "Avrupa ruhu"nun korunma reflekslerini, endişeli arayışlarını ve uygulanabilirliği tartışmalı olsa da ciddi bir teknik siyaseti içerir.
"Avrupa İslamı", toplumsal uyum, güvenlik ve çokkültürcülük/çokkültürlülük tartışmaları ekseninde gündeme gelmiştir. Kimi yaklaşımlarda "Avrupa İslamı" bir asimilasyon projesi olarak değerlendirilse de gerçekte bu projeyi, entegrasyon politikasının sistematik bir aracı olarak düşünmek daha uygundur. Müslümanları genel kültürel toplam içinde eritme fikri (asimilasyon) uygulamada her zaman beklenilen sonucu vermemiştir. Çatışma ve sınır koyma çabaları, kültürel kimliğin yeni yaratımlarına yol açmıştır. Sömürgeci ve koloniyal bir geçmişin bakiyesi olarak Batı ve İslam toplumları arasındaki ilişkiler, çoğu zaman sorunlu bir düzeyde gelişmiştir.
Gerçi gerilimi en aza indirmeyi amaçlayan adımlardan da söz edilebilir ancak yaygın olan, farklılıkları bir çatışma zemini ve dolayısıyla da bir uygarlık sorunu olarak algılamakta ısrarlı olan yaklaşımlardır.
Batı’da mevcut olan sayılarına paralel bir şekilde sorunları da her geçen gün çoğalan Müslümanların yeni bir kimlik strüktürü içinde kendilerini nasıl tanımlayacakları, sürekli bir endişe kaynağıdır. İslam’ın Batı koşullarındaki varlığından söz edildiği her seferinde, Avrupa’da, değişik niyet ve gerekçelerle yaşayan Müslümanların kültürel ve coğrafi orijinleri hatırlanmaktadır. Çelişki ya da kamplaşmaları Doğu-Batı ilişkileri üzerinden yorumlayan yaklaşımların kolaylıkla kabul görebildiği bir ortamda İslam, sıklıkla "yabancı" bir fenomen olarak algılanmakta, bu gerilim ortamında Müslümanlar da, kendilerini birer "garip" olarak hissetmektedirler. Müslümanlara göre ayrıştırıcı tasniflerin yarattığı bir ötekileştirme sorunu, kaygı verici boyutlarda seyretmeye devam etmektedir.
Aslında ötekileştirme bir karşılıklılık ilişkisi içinde gerçekleştiril- mektedir. Batılılar için İslam’a olduğu kadar, Müslümanlar için de Batı’ya ilişkin olarak, her zaman iflah olmaz önyargılardan beslenen suçlayıcı tanımlamalara rastlamak mümkündür. Bu tanımlamalar çoklukla değer yüklüdür ve sonuçta bütün bunlar, ağır tarihsel miras ve zihinlere kazınmış kimi acı deneyimler üzerine inşa edilmiştir. Aslında sorunlar çok yönlü ve çok katmanlıdır. Bu durum hem Müslümanların hem de Avrupa yurttaşlarının kimlik güvenliğini tehdit etmektedir. Toplumsal yeterlilik, entelektüel donanım ve ötekini tanıma siyasetindeki insani öz bile, artık kültürel bagaja dahil olmuş yargı dolu bakış açılarının soğukkanlı bir şekilde gözden geçirilip sorgulanmasına izin vermemektedir. Öyle ki, konu Batı ve İslam olduğu her seferinde, süregelen bir husumetten, içinden çıkılmaz bir ikilemden ya da karmaşık bir ilişkiler ağından bahsetmek neredeyse adet olmuştur. Bu tema, hoşgörü, diyalog, çok kültürcülük, laiklik gibi kavramların gündelik hayatta işlevsel bir karşılık ve derinlik kazandığı anlık durumlarda bile, hızla açığa çıkacak toplumsal ve kültürel bir zemine sahip olmaktadır. Nihayet Batı’da, özellikle Avrupalı halklar arasında sürekli güncellenen bir "İslam korkusu" da, gündelik hayatın ritim ve akışını etkileyecek şekilde bir gerçeklik alanı yaratmaktadır. "Avrupa İslamı", söz konusu kazanımların ürettiği tedirginliklerle kendini haklılaştıran bir toplumsal kültürel yapının, mevcut sorunları, sınırlarını koruyarak aşmaya çalışmak için işlerlik kazandırdığı bir stratejidir.
Avrupa kimliği tartışmaları etrafında İslam ve Müslüman toplumun geleceği, her zaman, içine tam anlamıyla nüfuz edilemeyen girift bir fenomenolojik alan olarak ele alınmaktadır. Bu tartışmalar sadece, Batı’yla İslam toplumları arasındaki karşılıklı korkuları değil, aynı zamanda Avrupa bağlamında paylaşılan ve gündelik
hayata dahil olan kurumsallaşmış argümanları da açığa çıkarmaktadır (Fregosi, 2004). Müslümanların kendi kültürel ve coğrafi bağlamlarından kopuk bir şekilde, Batı’da yaşadıkları dinsel her bir deneyimin ortaya çı- kardığı-çıkaracağı sonuçlar ve mevcut karşılıklı kaygılarla süreklilik kazanan korkuları, "yabancılıklarından hareketle kendi dinsel kimlik beyanlarının nasıl oluşturulacağı konusunda, düşük yoğunluklu da olsa, bir teyakkuz halinin doğmasına, hatta bu halin sistematikleş- mesine yol açmıştır. Bu çerçevedeki duyarlılıkların kamuoyundaki yansımaları ise, "Avrupa islamı" projesinin, kültürel ve politik gerilimlerin, tartışmaların merkezine taşındığını göstermektedir.