Makale

başyazı

b a ş y a z ı

Prof, Dr. Ali Bardakoğlu
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

Kültür, fizikî veya manevî dünyamıza ait bütün değer ve unsurları mezcederek sergilediğimiz bir yaşama, algılama ve hissetme biçimidir. Dolayısıyla her bir toplumun farklı bir kültüre sahip olması kaçınılmazdır. İslâm’ın yaşanması da belli bir kültürel form içinde olmuş, İslâm bir dini bağlılığın ötesinde, kültürümüzün temel bileşenlerinden birini teşkil etmiş, ulusal ve kültürel hafızamızın kendisi olmaksızın okunması imkânsız olan şifrelerini taşımıştır.
İslâm; tarih boyunca farklı coğrafya ve milletler arasında pek çok kültürle karşılaşmış, toplumsal kimlikle buluşmuş, dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı milletler tarafından farklı şekillerde yorumlanmış, bu kültürel karşılaşmalar güçlü bir İslâm medeniyetinin oluşmasını sağlamıştır.
İslâm kültürü, sadece kendi içindeki inanç ve uygulama farklarını değil kendi dışındaki farklı hakikat iddialarını da fiilî bir gerçeklik olarak görüp onlarla bilgi, anlama ve varsa önyargıları giderme düzeyinde diyalog kurma iradesini her zaman ortaya koymuştur.
Kimlik, herhangi bir insan topluluğunun kendini tanımlama ve temsil etme yolu ve aracıdır. Bir insanın kimliğini tanımlayan şey onun başkalarıyla aynı olan özellikleri değil, başkalarından farklı olan nitelikleridir. Bunun için de, kimlik tasvirlerinde genellikle "öteki"nden söz edilir. Ancak bu gerçek, bütün ikili ilişkilerin "biz" ve "öteki" ekseninde kurulmasını ve buna göre bir yol ayrımına girilmesini haklı kılmaz.
Anadolu, binlerce yıldır bağrında barındırdığı farklı kültürel ve dinî geleneklerle çok kültürlülüğü tarih boyunca tecrübe etmenin ve sorunsuz bir şekilde sürdürmenin en güzel örneğini teşkil eder. Anadolu’nun tarihten bu güne süregeldiği bu tecrübeye, sevgi ve hoşgörüye dünyanın her bölgesinin ihtiyacı var.
İslam’ın getirdiği rahmete, hiç kimseden esirgemediği sevgi ve şefkate, iç ve dış dünyamızda egemen olmasını istediği barış çağrısına, akıl ve tefekkürle duygu ve gönlü birleştiren davetine hem bizlerin hem de bütün insanlığın ihtiyacı var.
Barış ve hoşgörü içinde bir arada yaşamak, insana sırf insan olduğu için değer verebilmek, farklılıkları zenginlik kaynağı ve iyilikte yarışma sebebi olarak görebilmek, gündelik hayatı huzur, dindarlığı öz güven üzerine kurmak, insanlık için hayırlı ve bereketli açılımlara vesile olacaktır.