Makale

Başyazı

b a ş y a z ı

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu
Diyanet İşleri Başkanı

Din, bütün peygamberlerin tebliğinde yer alan ortak çizgi açısından bakıldığında, içinde yaşadığımız fizik dünyanın tanrısal/metafizik açıklamasını yapar. Bu açıklama aynı zamanda bilgi ve inancın birbirini tamamlayarak hayatın bütünlük, insanın kalıcı bir mutluluk kazanması demektir. Bu yönüyle dinin değişmezi temsil ettiği de söylenebilir. Yaratılışın başlangıcına ve sonuna ilişkin bilgiler, temel inanç esasları, ibadet ve ahlâk umdeleri böyledir. Bunların, muhatabın bilinç ve tefekkür düzeyine göre farklı algılanmaları kaçınılmaz olsa veya bazı şekil farklılıkları bulunsa bile, taşıdığı ana mesaj itibariyle insanlığın hayat serüveni içinde gözle görülür bir sürekliliği amaçladığı açıkça görülür.
Öte yandan din, insanlığın fıtratla ve akılla sahip olduğu aslî duruşu destekleyen, test eden ve temellendirip koruyan bir işleve de sahiptir. Çünkü insan dünyaya hem saygın ve üstün, hem de çeşitli zaaflarla yüklü bir varlık olarak gelir. Onun hayatı boyunca gerek düşünce gerekse aksiyon plânında iyi ve kötü, adalet ve zulüm, merhamet ve acımasızlık arasında bir gelgit dalgasına kapılması ve bu durumun yol açtığı çalkantılı hâlini yaşamakta olması bundandır. Ancak bunlardan birincisi aklın ve fıtratın yönlendirdiği aslî, İkincisi ise bedenî dahil fizik dünyanın sürüklediği arızî çizgidir. Dinin birinci çizgiyi teyit etmesi, zaaf ve sapmalara yenilmeden yoluna devam edebilmesi için insanın önünü aydınlatması, onun İlahî inayet ve insanlığa rahmet olmasının tabii sonucudur.
Sosyal ilişkileri ve bunların normatif tasviri yönüyle insanlığın, tarih boyunca, sürekli ve canlı bir değişim içinde olduğu genel bir yargı olarak doğrudur. Ancak uzaktan bakıldığında insanın kendini çevreleyen imkan ve imkansızlıklar içinde dar bir alanda bu değişimi yaşadığı, değişimin olanca tabiiliğine ve vazgeçilmezliğine rağmen özellikle insan oluşunun temel öğeleriyle ilgili alanda ana çizgisini koruduğu, bu çizgiden uzaklaştığında da sık sık ona, yani asla dönüş arayışına girdiği görülür. Zaten bizleri kuşatan dış dünyadaki değişimle bilinçli ve başarılı bir iletişim kurabilmemiz, asıldan kopmamak ve yön kaybına uğramamakla mümkün olabilecektir.
Böyle olunca, din ile değişimi, din ile insanlık tecrübesini birbirinin alternatifi ve rakibi olarak değil aynı kaynaktan kopup gelen bir akışın farklı yansımaları olarak görmemiz ve ikisi arasında sağlıklı bir denge kurmamız, galiba mutluluğumuzu sürekli ve kalıcı yapabilmemizin yegane yolu olmaktadır.