Makale

EDİTÖRDEN

EDİTÖRDEN

Dr. Yüksel Salman

Her yıl yeni bir umut, farklı bir heyecandır. Acılarıyla, hüzünleriyle, sevinç ve mutluluklarıyla bir yılı geride bırakırken, yeni yıla umutlarla, hayır dilek ve dualarıyla girmiş bulunuyoruz. Geçen yıl yayın hizmetlerimiz bağlamında dolu dolu bir yıl geçirdik. Yayın çeşitliliğimizde ve yayın sayılarımızda ciddi artışlar oldu. Dergimizin 300. sayısının yayınlanmasının haklı gururunu yaşadık. Ancak 7 Ocak 2015 tarihinde meydana gelen Charlie Hebdo, 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı patlaması ve 13 Kasım 2015 Paris saldırıları gerek ülkemizi gerekse dünyayı derinden sarstı. Şiddetten beslenen ve ayakta kalmalarını şiddete borçlu olan mihraklar, maalesef bugün de hiçbir kural ve insanlık değeri tanımadan dünyayı huzursuz ediyor. Sadece ilgili ülkelerin özel güvenlik sorunu olarak kalmayıp ülkeler arası ilişkilere varıncaya kadar çok geniş bir etki alanı oluşturan terör, tüm insanlığın huzur ve mutluluğunu tehdit ediyor. Terör, girdiği her yeri tahrip ediyor, acı ve gözyaşından başka bir şey bırakmıyor. İnsanlığın geleceğe olan umutlarını tüketiyor. Bunların bir kısmının İslam’ı referans alması ise yüreklerimizi acıtıyor. Müslümanın Müslümanı din adına katletmesinin nasıl bir izahı olabilir? Müslümanın haksız yere bir insanın hayatına kıyması nasıl kabul edilebilir? Bu akıl tutulması, bu cahillik nasıl bir illettir?
Bugün ülkemizde camiler tahrip ediliyor, aylardır bazı camilerde ezanlar okunamıyor, ibadet edilemiyor. Kadınlar, çocuklar öldürülüyor, yetimlerin, öksüzlerin sayısı artıyor. İnsanlar kış şartlarında yerlerinden yurtlarından ediliyor. Ülkenin birliğine beraberliğine kasteden bu hain emeller, dış desteklerle birlikte ülkenin huzurunu kaçırmaya çalışıyor. Ancak inanıyoruz ki ülkemizin gücü ve milletimizin desteğiyle bu sıkıntılar kısa sürede bitecek, bu engeller aşılacak, dâhili ve harici düşmanlar emellerine asla kavuşamayacak. Çünkü sadece ülkemizde değil, İslam dünyasında da bu ülke için dua eden, yüreğini ortaya koyan nice temiz, saf gönüller var.
Terör elbette sadece Müslüman ülkelerin sorunu değil. Tarih boyunca terörden beslenen ve terörü besleyen pek çok unsur ve destekçi olagelmiştir. Bundan sonra da olmaya devam edecektir. Önemli olan bu konuda bütün ülkelerin ortak tavır geliştirmesi, dinine, milliyetine, diline, ırkına bakılmaksızın topluca her türlü şiddetin ve terörün karışında durulmasıdır.
Bu sayıda, gerek ülke olarak içinden geçtiğimiz süreçler, gerek İslam dünyasında ve küresel ölçekte yaşanan terör hadiseleri sebebiyle “Küresel Tehdit Terör” başlığıyla bir gündem hazırladık. Bu çerçevede dosyamız Dr. Bilal Esen’in “İslam’ın Barış Çağrısını İtibarsızlaştırma Çabaları” makalesi ile başlıyor. Prof. Dr. Adnan Bülent Baloğlu, “Küreselleşmenin Eliyle Terörün Küreselleşmesi” başlığı ile küreselleşme ile terörün tırmanışı arasında gözlerden kaçan uyuma dikkatleri çekiyor. Prof. Dr. Mahmut Aydın, “Dinsel Şiddetin Meşrulaştırıcı Unsuru Olarak Hakikat Tekelciliği” başlıklı makalesinde coğrafyamızda yaşanan dinî referanslı şiddet ve terör eylemlerinde dinlerdeki mutlaklık iddialarının etkisi olup olmadığını bizimle paylaşıyor. Prof. Dr. Adnan Demircan, “İslam Dünyasında Şiddeti Mücadele Yöntemi Olarak Kullanan Hareketler” başlığıyla harici ve selefi hareketleri irdeliyor. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Selim Yılmaz ise, “İslam Dünyasında Kurulan Terör Kumpası” adlı makalesinde, Müslümanların kendilerini doğru bir şekilde ifade etmeleri ve gündem oluşturmalarının zorunluluğunu çözüm önerisi olarak ortaya koyuyor. Uğur Yılmaz’ın gündem başlığımız çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ile yaptığı “Küresel Tehdit Terör” üzerine uyarıcı, dikkat çekici ve kapsamlı bir söyleşiyi de ilgiyle okuyacağınızı belirtelim.
Yenilenen yüzü ve içeriğiyle yılın ilk sayısını istifadenize sunarken, sağlık, huzur, mutluluk ve başarı dolu bir yıl temennisiyle sizleri dergimizle baş başa bırakıyorum.