Makale

Kadın Dindarlığı

Kadın Dindarlığı

Yrd. Doç. Dr. İlkay Şahin
Erciyes Üniv. İlahiyat Fak.


Kadın dindarlığı, kadınların doğuştan getirdikleri cinsiyet özelliklerine ilave olarak, kültürlenme ve sosyalleşme süreçleri sonunda edindikleri rol ve statülerinin dindarlıklarıyla olan etkileşimini anlatan bir kavramdır.

Dindarlık, toplumsal yaşamın sosyal ve kültürel çeşitliliğini gözler önüne serecek biçimde farklı tipleri ile karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyet, dindarlıkta farklılaşmaların meydana gelmesine sebep olan etkenlerdendir. Cinsiyet, doğuştan gelen bir özellik olmakla birlikte, kadın ve erkeklerin sosyal konumları, rol ve davranış biçimleri büyük oranda toplumsal ve kültürel hayatın içinde şekillenmektedir. Hayat boyu devam eden sosyalleşme süreçleri bağlamında bireyler, kendi cinsiyetlerine dair kültürel değerleri öğrenmekte ve bahsi geçen kültürel değerleri özümseyerek toplumsal davranışlara dönüştürmektedirler. Yaş, eğitim düzeyi, ekonomik ve toplumsal konum gibi özellikleri ise kadın ve erkeklerin cinsiyetlerine dair kültürel değerleri özümsemelerinde, tutum ve davranışlarını şekillendirmelerinde etkili olmaktadır. Bahsi geçen kültürlenme ve toplumsallaşma süreçlerine bağlı olarak, kadın ve erkekler, ayrı toplumsal konumları, sosyalleşme biçimleri, kültürel değerleri ile farklı dindarlık tiplerini temsil eden failler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kadın dindarlığı, kadınların doğuştan getirdikleri cinsiyet özelliklerine ilave olarak, kültürlenme ve sosyalleşme süreçleri sonunda edindikleri rol ve statülerinin dindarlıklarıyla olan etkileşimini anlatan bir kavramdır. Buna göre, kadınların doğuştan getirdikleri cinsiyet özellikleri ile sosyalleşme ve kültürlenme süreçleri içinde edindikleri toplumsal statü, rol ve konumları, erkeklerin dindarlığından farklılaşan bir dindarlığın gelişmesine sebep olmaktadır.
Esasında kadın ve erkeklerin dinî tutum ve davranışları arasında görülen farklılıkların fıtrattan gelen biyolojik, fizyolojik ve psikolojik özelliklerinden mi yoksa kadın ve erkeklerin farklı toplumsallaşma ve kültürlenme süreçlerinden geçmelerinden mi kaynaklandığı noktasında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar, doğuştan gelen biyolojik, fizyolojik ve psikolojik özelliklerin kadın ve erkeklerin toplumsal davranışlarını, dinî tutumlarını etkilediğini göstermektedir. Bununla birlikte, benzer araştırmalar, toplumsallaşma ve kültürlenme süreçlerinin, dinî tutum ve davranışların şekillenmesinde doğuştan getirilen cinsiyet özelliklerinden daha etkili olduğunu işaret etmektedir.
Dünya genelinde ve ülkemizde yürütülen dindarlık araştırmaları göstermektedir ki, kadınların nicelik ve nitelik olarak dine, özellikle de ibadetlere, erkeklerden daha yoğun bir biçimde yönelmeleri, kadın dindarlığının ayırt edici bir özelliğidir. Buna göre, kadınlar dine, özellikle de toplu ibadetlere erkeklere göre daha fazla ilgi göstermekte ve katılmaktadır. Yine bu araştırmalar göstermektedir ki, bireysel ve toplu ibadetlere erkeklerden daha fazla yönelen kadınların duygusal yoğunlukları ve coşkuları da erkeklerden daha yüksektir. Kadınların dindarlık biçim ve düzeylerinde gözlemlenen bu farklılaşma ise genellikle aile merkezli yaşamları, eş ve anne olma konumları, meslek sahibi olma durumları ve ekonomik düzeyleri ile açıklanmaktadır.
Bu açıdan kadınlar, toplumsal ve ekonomik konumlarının sınırlılığının neden olduğu yoksunluk duygularını telafi edecek biçimde çocukları ve aileleri için dua etmek, dilek ve isteklerde bulunmak üzere özellikle de toplu ibadetlere yoğun bir biçimde katılmaktadırlar. Sonuç olarak ise dinî ibadet ve uygulamalar, kadınlara, toplumsal ve ekonomik konumlarından kaynaklanan yoksunluklarını ve sıkıntılarını sabır ve kader anlayışı çerçevesinde aşma, yardımlaşma ve dayanışma ağları kurma, çocukları ve aileleri için manevi bir girişimde bulunma olanağını tanımaktadır. Bu durumu gözler önüne serecek biçimde yapılan araştırmalar, kadınların bireysel ibadetlere ilave olarak, dinî sohbet ve toplantı, mevlit, ramazan ayı süresince gerçekleştirilen mukabele gibi toplu dinî pratiklere erkeklere oranla daha fazla yöneldikleri ve katıldıklarını göstermektedir.
Öte yandan ev ve hane dışında daha fazla zaman geçiren, etkileşime giren ve bilgilenen erkeklerin aksine, aileyle sınırlı toplumsal yaşamları, kadınların daha geleneksel bir hayat sürdürmelerine sebep olmaktadır. Geleneksel yaşam tarzları ise bilgi boyutu daha düşük, geleneksel toplu ibadetlerin daha yaygın olduğu geleneksel dindarlığın etkilerinin, kadın dindarlığında daha fazla hissedilmesi sonucunu beraberinde getirmektedir. Kadınların toplumsal yaşantılarından kaynaklanan yukarda zikredilen özelliklerin yanı sıra doğuştan getirdikleri biyolojik, psikolojik ve fizyolojik özellikleri de dindarlıklarına etki etmektedir. Bu çerçevede olmak üzere kadınların, fıtraten daha duygusal, daha az risk alabilen, daha geleneksel ve muhafazakâr bir yapıya sahip oldukları belirtilmektedir. Fıtraten sahip oldukları bu özellikleri ise bilgilenme eğilimi düşük, duygusal yanı güçlü bir dinî hayatı sürdürmelerine neden olabilmektedir. Yaş artışı, kadınların dine yönelimlerini yoğunlaştıran bir diğer biyolojik etkendir.
Fıtraten sahip oldukları özellikler ile toplumsal ve kültürel yaşantıları, kadınların erkeklerden daha yoğun bir biçimde dine yönelmelerine neden olsa da, eğitim düzeyindeki artış, ekonomik ve mesleki güvenceye sahip olmak, modern bir ortamda yaşamak kadınların dinî yönelimlerini azaltabilmektedir. Bununla birlikte, eğitim düzeyindeki artış, ekonomik ve mesleki güvenceye sahip olmak, kadınların araştırma ve öğrenme eğilimlerini artırarak bilgi düzeyi yüksek bir dindarlık biçimine sahip olmalarına da sebep olabilmektedir. Sonuç olarak, kadınların fıtraten sahip oldukları özellikleri ile toplumsal ve kültürel yaşantıları, genel olarak dine erkeklerden daha fazla yönelmeleri sonucunu doğurmaktadır.