Makale

Dindarlığı Göstergeler Üzerinden Okumak

Dindarlığı Göstergeler Üzerinden Okumak

Doç. Dr. Mustafa Tekin
İstanbul Üniv. İlahiyat Fak.


Sadece kamuoyunda tartışma konusu olan ve popüler hâle gelen bazı göstergeler üzerinden meseleyi konuşmak, Türkiye’de dindarlığın hem kapsamı hem de kendi içindeki girift işleyen yapısını anlamamak demektir.

Dindarlık, son yıllarda özellikle din sosyolojisinin en cazip konularından birisi olarak gündemdeki yerini almıştır. Hem konuyla ilgili akademik çalışmalarda bir artış, hem de kamuoyu araştırma şirketleri din-siyaset ilişkileri içerisinde dindarlık ve muhafazakârlık üzerine analizlerini artırdılar. Fakat bu araştırma ve analizler bir yandan dindarlığın tanım ve içeriklerini muğlaklaştırırken, diğer yandan dindarlığın hangi göstergeler üzerinden okunduğuna dair tartışmayı da başlattı. Çünkü dindarlığın ölçüldüğü göstergeler, daha önceki dönemde merkez-çevre arasındaki gerilim ve tartışmaların sembolik ögeleri içindeki sınırlardan çıkmıyordu. Bu bağlamda başörtüsü, siyasal İslam, köktencilik, İslamcılık, hoşgörü gibi kelimelerin bu dindarlık analizlerinde anahtar kavram olduğunu görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Medyanın popüler dilinde sürekli “dindarlar” ve “muhafazakârlar” şeklinde ayırt edilen kategori, bir blok olarak homojen bir grubu tanımlıyor görünse de, gerçekten kategorik olarak böyle bir tasnifin farklı düzeylerde din ve gelenekle ilişkileri tanımlaması bakımından sınırlarının net olmadığını söyleyebiliriz. Üstelik dindarlık ve muhafazakârlığın arttığına dair iddiaların, bu kategorilerin içi net bir şekilde operasyonel olarak tanımlanmadan öne sürülmesi, bu çalışmaların bir başka zaafiyet noktasıdır. Mesela, muhafazakârlık çok rahat bir şekilde içeriğinin esnekliği sebebiyle toplumu tanımlayan en uç sınırlara kadar genişletilebilir. Öte yandan din ile muhafazakârlık arasında kurulmaya çalışılan pozitif ilişki ile muhafazakârlıktan mutlak olarak din çıkarılmasını yeniden tartışılması gereken ön kabuller şeklinde değerlendirmek aslında daha anlamlıdır. Çünkü muhafazakârlık, en seküler ideolojiler için de konuşulabilecek olgusal bir durumdur.
Gündelik yaşamdaki etkileri ile daha net gözlemlediğimiz din; inanç, ibadet, ahlak vb. birçok boyutları ile insan ve toplum hayatında kendisini göstermektedir. Bu açıdan din, modernleşme tarihinde sık karşılaştığımız gibi sadece bireysel bir inanç ve vicdani bir mesele değildir. O, insan ve toplum hayatında bir projeksiyon geliştirir; bir dünya görüşü oluşturarak gündelik hayatı kapsayacak genişlikte yansımalarını gösterir. Özellikle İslam söz konusu olduğunda bu, daha fazla böyledir. Bir toplumda yaşayan insanlar dini; itikat, ibadet, ahlak, ritüel, bilgi, gündelik hayatın farklı alanlarındaki girift ilişkiler ağı içerisinde yaşarlar. Bu anlamda dinin, kendi içerisinde farklı boyutlarından söz edilebilir. Glock, dindarlık için beş boyut ayırt etmektedir ki, bunlar dinî tecrübe, ayinsel (ibadet), teorik boyut (inanç), bilgi ve dinî kanaatlerin etkileme boyutudur. (Charles Y. Glock, “Dindarlığın Boyutları Üzerine”, Çev. M. Emin Köktaş, Din Sosyolojisi, 2. Baskı, Ankara, Vadi Yay., 1998, s. 254-255.) Burada Glock’un etkileme boyutu, belki bizim dinin gündelik hayata nüfuzunu karşılayan bir anlam taşımaktadır. Üstelik çok farklı sınıf ve tabakadan oluşan toplumda, fertlerin dinî yaşama düzeyleri birbirinden farklıdır. Bu açıdan biz, dindarlığı “Dinin insan hayatına nüfuz derecesi” (Mustafa Tekin, “Dindarlık Bağlamında Amel-i Salih Kavramına Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Dindarlık Olgusu, Bursa, Kurav Yay., 2006, s. 53.) şeklinde tanımlamaktayız. Bu bağlamda “dindar” şeklinde tekemmül etmiş bir kategoriden ziyade, dinin insan hayatına etkisi oranında dindarlık derecelerinden bahsedilebilir.
İslam dininin hayata nüfuz edici niteliğine vurgu yaptık. Bunun anlamı; insan hayatını çerçeveleyen tüm alanlarda dinin nüfuz ve etkilerinin olduğudur. Bu bağlamda çok genel anlamda din ve hayat arasında dört boyuttan söz edebiliriz. Bunlar; inanç (itikat), ibadet, bilgi ve gündelik hayat. Din, insanlara inanmaları gereken inanç umdelerini verir. İbadet, İslam’ın bakış açısından sadece bildiğimiz namaz, oruç, hac ve zekât gibi klasik ritüellerle sınırlı değildir aslında. Kişinin Rıza-i Bâri’ye uygun tüm fiilleri birer ibadettir. Fakat burada biz, insan hayatının çok geniş bir alanına yayılan bu edimleri “gündelik hayat” kategorisi içinde vermekteyiz. Gündelik hayatın içerisine, alışveriş, çevre, insani ilişkiler, siyasi, toplumsal ve kültürel faaliyetler vb. hepsi girer. Mesela; israf etmemek, komşuya iyi davranmak, dürüst iş ve siyaset, yolsuzluk yapmamak vb. hep bu kategorinin içinde birer ibadettir. Bir de dinî bilgi boyutu vardır ki, bir müminin imanını icmali olandan tafsili olana doğru dönüştürmesi ve edimlerini bir farkındalık oluşturarak yapması burada temel hedeftir.
Açıklamaya çalıştığımız şekilde din ya da hayatın (çünkü din hayattır) bu dört boyutu, kişinin ferdî ve sosyal alanda dindarlığının ölçülebileceği boyutlardır. Bu bağlamda tevhide inanmak bir temel inanç umdesi olup, diğer inanç esasları, namaz, oruç, hac, zekât, dua, dürüst siyaset ve yönetim, çevreyi koruma, görevleri hakkı ve layıkıyla yapmak, yolsuzluğa bulaşmamak, hakikate dair bilgi, tecrübe ve birikimini arttırmak için gayret etmek, iyi anne-baba olmak vb. dindarlığa dair birkaç maddedir. Dolayısıyla ne sadece inancı, ne sadece klasik ibadetleri, ne de gündelik hayat ve bilgi sahibi olmayı dindarlığın yegâne sınırları olarak belirleyemeyiz. Mesela; sıkça duyduğumuz şu söylemler eksik ve yanlış dindarlık anlayışının sonucu gibi durmaktadır: “İbadetlerimi yapmadığıma bakmayın; benim kalbim temiz”, “ben sadece inanıyorum; din kalpte olup biten bir şeydir.” Buna karşılık namaz kılıp dürüst olmayan tüccar, hastasından bıçak parası isteyen doktor, malzemeden çalan müteahhit, hileli mal üreten fabrikatör, dürüst olmayan siyasetçi vb. de (bkz. Mustafa Tekin, Kutsal Sekülarizm, İstanbul, Açılımkitap Yay., 2011, s. 147-148.) dindarlık açısından problemdirler.
Buraya kadar dindarlığın, hayatı kuşatan tüm insani edimlerle ilintisi olduğunun altını çizdik. Şimdi kısaca göstergeler üzerinden dindarlığa yaklaşımları analiz edebiliriz. Aslında dindarlığa dair bu kuşatıcı boyutları belirledikten sonra, örtük biçimde, göstergeler hele sembolik göstergeler üzerinden bir dindarlık ölçümü ve analizinin ne kadar eksik ve kadük kalacağını da söylemiş olduk. Bu sembolik göstergelerden en önemlisi de, hiç şüphesiz başörtüsüdür. Başörtüsünün bu bağlamda sembolik bir gösterge hâline gelmesi, Türkiye’de uzun yıllar konuyla ilgili yaşanan sorunlarla bağlantılıdır. Ancak salt başörtüsü üzerinden yapılacak dindarlık okumaları, genel vasatı ve başörtüsünün içeriklerini gözden kaçırmaktadır. Söz gelimi; en başta dindarlıkta bir seküler içeriğin başörtüsü üzerinden okunması söz konusu olabilir. (Mustafa Tekin, “Seküler Kutsanmak İstiyor”, Eski Yeni, S. 13, Ankara, 2009, ss. 5-13.) Başörtüsü hiç şüphesiz dindarlığın ölçülebileceği göstergelerden birisidir; ancak yegâne dindarlık ölçüsü değildir.
Şimdi bazı araştırmalardan örnekler verelim. Boğaziçi Üniversitesi ve Açık Toplum’un birlikte gerçekleştirdikleri bir araştırmada, maddeler hâlinde şunlar ifade edilmektedir: “İbadetlerini yerine getirmeyenlerde rahatsızlık azaldı”, “İbadetleri yerine getirme oranı azaldı”, “Eşcinsellik, dekolte ve alkole hoşgörü arttı”, “Kürtaja onay.” Bu maddeler, muhafazakârlık araştırması bağlamında sıralanıyor; ancak muhafazakârlık ile dindarlık kavramları eşitlenmiş. Ele alınan konuların çoğu, kamuoyunda sürekli sembolik göstergeler oluşturan maddeler. Nitekim araştırmada muhafazakârlıkta bir ılımlılaşmadan bahsediliyor. (Araştırmanın bulguları için bkz. http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/pdf/muhafazakarlik/01.pdf.) Ali Çarkoğlu ve Binnaz Toprak’ın çalışmalarında da köktencilik, irtica gibi sembolik ve en önemlisi içeriğinin subjektif yargılarla doldurulduğu kavramlar üzerinden konuşulmaktadır. Söz gelimi; çalışmada deneklere kendilerini hangi kategoride gördükleri sorulurken, “Laik” ve “İslamcı” şeklinde kategoriler ayırt edilmişlerdir. İslamcılık, entelektüel bir hareket iken, halka yönelik böyle bir çalışmada “İslamcı” kategorisinin bulunması; bir yandan bir gösterge üzerinden meseleyi ölçmek, diğer yandan da halkta karşılığı olmayan bir kategoriyi ankette sunmak anlamına gelmektedir. Diğer yandan, kadınların örtünmesi ile köktencilik arasında kurmaya çalıştığı pozitif ilişki de yukarıdan beri anlatmaya çalıştığımız maluliyeti üzerinde taşımaktadır. (Bu araştırmanın sonuçları için bkz. www.tesev.org.tr’den Ali Çarkoğlu-Binnaz Toprak, Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset, İst., TESEV Yay., 2006.)
Aslında popüler düzeyde gerçekleştirilen bir çok araştırmada, dindarlığın ölçümlerinin kapsamlı bir şekilde yapılmadığı görülebilir. Sadece kamuoyunda tartışma konusu olan ve popüler hâle gelen bazı göstergeler üzerinden meseleyi konuşmak, Türkiye’de dindarlığın hem kapsamı hem de kendi içindeki girift işleyen yapısını anlamamak demektir. Bir de meselenin önemli boyutu, İslam’ı diğer dinler gibi değerlendirmemek ve İslam hakkında iyi bilgi sahibi olmak, bu araştırmalar için bir ön şart olmalıdır. Çünkü bütün sosyal bilimlerde, en başından beri temel kriz noktalarından birisi de budur.