Makale

AKİF’İN ŞEHRİ İPEK

AKİF’İN ŞEHRİ İPEK


Ayşe Arzu BAYKAL
Kosova İpek Mehmet Akif Ersoy Kur’an Kursu Din Görevlisi

Bir cuma günü Ankara’dan gelen telefona heyecanla baktığımızda takvimler 2021 yılı Ekim ayını gösteriyordu. Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Avrasya Daire Başkanlığından gelen telefonda bize, “İpek’e, Mehmet Akif Ersoy’un memleketine gidip orada görev yapmak ister misiniz?” sorusuna eşim ve ben, Akif’in ata yurdu topraklarında hizmet etmek bizim için bir onur vesilesidir, diye cevap vermiştik.
Hiç düşünmediğimiz ancak duyunca da çok heyecanlandığımız Balkanların en genç cumhuriyeti Kosova’yı ve Akif’in ata yurdu İpek’i internet ortamında hemen araştırmaya başlamıştık.
2021 yılı Aralık ayında İpek’te göreve başladığımızda kısa da olsa bir hayal kırıklığı yaşamadık dersek yalan olur. Çünkü kiminle konuşsak, kiminle görüşsek; Kur’an ve din eğitimi ile ilgili burada bir sonuç alamayacağımızı, öğrenci bulamayacağımızı söylüyordu. Kısa bir gözlem ve araştırmadan sonra İpek İslam Birliği Başkanlığına da danışarak İpek Yunus Emre Enstitüsünde; henüz kurs binamızı teslim alamadığımız için öncelikle camide bayanlara yönelik bir dinî eğitim kursu açılacağını ve isteyen herkese yaş sınırı olmaksızın dinî eğitim ve Kur’an eğitimi vereceğimizi bildiren broşürler bastırdık. Broşürleri merkezî yerlere astık. Ertesi gün beklemeye başladık, gelen yok; sonraki gün yine bekledik, gelen yok. Nihayet üçüncü gün bir genç kız ve annesi, “burada Kur’an eğitimi veriliyormuş” diye geldikleri zamanki heyecanımız tahmin edilemez. Bu şekilde iki kişi ile başladığımız Kur’an eğitimimiz, 2022’nin yazında 35 öğrenciye kadar çıktı.
Daha sonra saha araştırmalarımız neticesinde, Din Hizmetleri Müşavirimizin oluru ve büyük desteğiyle okul öncesi eğitime Türkiye’deki adıyla 4-6 yaş Kur’an kursuna ağırlık vermeye karar verdik. Buna yönelik çalışmalara ve hazırlıklara başladık. Kısa sürede iki sınıflık bir okul öncesi eğitim öğretime başlamış olduk.
Yalova Müftülüğümüzün İpekli kardeşlerimize bir hediyesi olan üç katlı modern eğitim binamızın birinci katında genç kızlara ve kadınlara yönelik hizmetlerimiz, ikinci katında okul öncesi eğitimlerimiz devam ediyor. Üçüncü katta ise mutfak ve yemekhane ile bir teknoloji sınıfımız ve ebru atölyemiz var.
Kosova’da geçirdiğimiz zaman bize gösterdi ki “Evlad-ı Fatihan Meşhed-i Sultan Murad Han’’ diye anılan bu topraklar aslında Batı Trakya’ya, İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e yani Anadolu’ya çok uzak değil. İstiklal Şairimizin ata toprağı İpek’e geldiğimiz günden itibaren kendimizden o kadar çok şey bulduk ki sanki daha önceden defalarca buraya gelmişiz, hatta yıllardır burada yaşıyormuşuz hissini ve sıcaklığını yüreğimizde hissetmiştik.
Kendisi de aslen Üsküplü olan Yahya Kemal’in, “Türkçenin çekilmediği her yer vatandır.” sözünü âdeta yaşıyorduk. Zira orta yaşın üzerindeki birçok kardeşimiz Türkçeyi anlamakta, bir kısmı da kendi ifadeleriyle İpek Türkçesini konuşmaktaydı. Özellikle gençler arasında bu durum daha yoğun hissediliyor. Öyle ki sizin Türk olduğunuzu anladıkları anki yüz ifadeleri, hayranlıkları ve bir heyecanla size bir kelime Türkçe söylemek için birbirleri ile yarışmaları insana, neden buraya daha önce gelmedim pişmanlığını yaşatıyor.
Hiç unutamıyorum, yaz kursumuzda 8-9 yaşlarında bir öğrencim, yanında bir arkadaşını da getirmişti. Kendi yaşıtı olan kız çocuğu yanıma gelerek bir internet arama motorunun çevirisinden ama başka bir dilde bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Ben de gözlerine bakarak “Güzel kızım, ben Türk’üm.” dediğim zaman o çocuğun bir anda boynuma sarılarak “Ben Türkleri çok severim.” deyişini ve o anki heyecanını…
Yine bir başka çocuğun ödül olarak eline yaptığım yıldızın yanına hilal yaparak yanıma gelmesi ve “Bak, ben Türk bayrağı yaptım.” demesi… Rabbime şükretmeme vesile olan ve iyi ki de bu topraklarda görev yapmak nasip oldu bana dedirten sahnelerden sadece biriydi.
Eşimin bir Kurban Bayramı sabahında yaşadığı olay da tüyler ürperten, aynı zamanda yapılacak çok işimizin olduğunu gösterir bir dersti bizim için. Gece kurban etimizi ayıklamış ve bir kısmını da sabah namazına giderken sokak hayvanları için eşime vermiştim. Sabah camiye arabayla giderken şehri boydan boya geçen nehrin üzerindeki köprüde durmuş ancak henüz araçtan inmeden sabahın sessizliğinde 4-5 kişilik bir grup sarhoş, araçlarını eşimin önüne kırarak onu taciz etmişler. Eşim de çaresizce ve bir umutla belki de Arnavutça tek bildiği cümleyi kurmuş, “Ben şu camide hocayım.” demiş. Bunun üzerine sarhoş grup büyük bir mahcubiyetle uzaklaşmışlar. Her ne kadar on yıllar, komünizm ve savaşlarla geçse de aslında cevher temizdi ve bize düşen sabırla cevhere ulaşmaktı.
İnsana en çok etki eden sanatların başında mimarinin geldiği söylenir. Bu gerçekten hareketle atalarımızın Anadolu’dan Balkanların en ücra noktalarına kadar taşıdığı şehir, sokak, mesken ve çarşı mimarisini İpek’te de görüyoruz. Klasik Osmanlı şehir mimarisini yansıtan merkezde büyük bir cami çevresinde kurulan pazar ve mahalleler şeklindeki şehir yapısı İpek’te de neşvünema bulmuştur.
Şehirde Eskipazar, klasik Osmanlı çarşısı Uzun Çarşı ve çevresindeki onlarca dükkânın tam merkezinde yer alan Fatih Sultan Mehmet Camii (1471) günümüzdeki yaygın ismiyle Çarşı Camii (Bayraklı Camii) âdeta yüzyıllardır şehrin nöbetini tutmaktadır. 1999 yılında Sırplar tarafından hedef alınan Fatih Camii ayakta durdukça şehre kimliğini vermeye, Anadolu ile İpek’i kopmaz bağlarla bağlamaya devam edecek şehrin fethiye mimarisidir.
İpek’i bize, bizi de İpek’e bağlayan bir diğer değerimiz, hiç şüphesiz merhum Akif’imizdir. İpek’in Shushica (Suşitsa) köyünden babası Tahir Efendi’nin İstanbul’a yaptığı ilim yolculuğu bize Akif’i bağışlamıştır. Suşitsa, İpek’e kırk kilometre mesafede, yeşiliyle ve buz gibi sularıyla âdeta cennetten bir köy. Suşitsa Mehmet Akif Ersoy Camii, İstanbul’dan döndüğü zaman Tahir Efendi’nin imamlık yapması için köy halkı tarafından yaptırılmış. Ancak Tahir Efendi dönmeyince akrabaları imamlık yapmış. Suşitsa Mehmet Akif Ersoy Camii günümüzde de TİKA’nın tadilatıyla ayakta duran güzel, görülesi bir mabedimizdir.
Bugün yüz bine yakın nüfusuyla İpek’te yaşayan Arnavut kardeşlerimizin tam bir Türkiye sevdalısı olduklarını günbegün müşahede etmekteyiz. İpek, Anadolu’muzdan gelen her bir misafirin kendini evinde hissedeceği, güven ve huzur bulacağı bir şehirdir. İpekli kardeşlerimize olan ilginin, muhabbetin ve ziyaretlerin çoğalması, dostluğumuzu ve kardeşliğimizi daha da güçlendirecektir.