İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ
Alparslan AKÇA
Anadolu çetin ve çetrefilli zamanlardan geçiyordu. Birinci Dünya Savaşı bitmiş, işgaller başlamıştı. Türk milletinin İstiklal Savaşı, işgali kabul etmeyen Anadolu’nun istiklal ve istikbal mücadelesi devam ediyordu.
Büyük Millet Meclisi’nce millî marşın belirleneceği bir yarışma açılmasına karar verildi. Halkın millî duygularını zinde tutması ve bağımsızlık mücadelesine eşlik etmesi amacıyla bir güfte yarışmasıydı bu. Vazifenin yürütülmesi işini Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) üstlendi. Bu yarışma, “Şairlerimizin Nazar-ı Dikkatine” başlığı ile 25 Ekim 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde şöyle ilan edildi: “Milletimizin dâhilî ve haricî istiklali uğrunda girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı, Umur-u Maarif Vekâleti Celilesi’nce müsabakaya vaz edilmiştir. İşbu müsabaka, 23 Kanun-ı evvel sene 1336 tarihine kadar olup bir heyet-i edebiye tarafından gönderilen eserlerden intihap olunacak ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükâfat verilecektir…”
Düzenlenen millî marş müsabakasına 724 güfte katıldı. Sanatıyla, dile hâkimiyetiyle, milletinin ve İslam ümmetinin dertleriyle hemhâl oluşuyla akıllara ilk gelen isimlerden biri de Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy’du. Ancak Akif, yarışmayı kazanacak güfteye para ödülü verileceği için önce katılmak istemedi. Zira onun dinî ve millî duruşu, böyle bir vazifeyi para için üstlenmeyecek kadar asildi.
Dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, kendi ısrarları kabul görmeyince Akif’in yakın arkadaşı Hasan Basri Çantay’ı araya koyar. 5 Şubat 1921’de Hasan Basri Bey, yarışma şartlarının onun istediği gibi düzenleneceğini, ikramiyeyi ise bir hayır kurumuna vereceklerini söyleyerek Mehmet Akif’i ikna eder.
Tacettin Dergâhı, Akif’in Ankara’da iken ikamet ettiği, şiirlerini, yazılarını yazdığı mekândır. Dergâh aynı zamanda Mehmet Akif ve onu ziyarete gelenler için edebî, fikrî ve kültürel mülahazaların edildiği ve bütün cephelerdeki son durumdan halkın bilgi almak için başvurduğu bir yerdir. Akif, Türk milletine ve ordusuna hitap ve armağan ettiği şiirini yazmaya da burada başlar ve derin bir tefekkürle tamamlar.
Tacettin Dergâhı’nın manevi atmosferinde yazılan ve sırasıyla Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, Sebîlürreşâd dergisi ve Açıksöz gazetesinde yayımlanan şiir, 26 Şubat 1921 tarihinde Meclis’e taşınır ve bütün mebuslara dağıtılır.
Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı güfte, 12 Mart 1921 tarihli oturumda coşkulu alkışlarla birlikte “İstiklal Marşı” olarak seçilir. Meclis’te İstiklal Marşı’nı ilk okuyan Hamdullah Suphi Tanrıöver’dir.
İstiklal Marşı’nın kabulü, Anadolu insanının göstermiş olduğu kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinde temsilî ve önemli bir kırılma noktasıdır. Topyekûn bir halkın birlik ve beraberliğinin, azim ve kararlılığının, işgal ve tazyiklere direnişinin, yeniden dirilişinin, vatan sevgisinin ve bağımsızlık aşkının en güçlü ifadesi olan İstiklal Marşı’nın her bir dizesi, sadece bir dönemin değil tüm zamanların ruhunu yansıtan evrensel bir mesaj iletir günümüze. Şehit kanlarıyla sulanan bu aziz toprakların çilekeş insanlarının mazide atlattığı çetin badireleri bizlere hatırlatırken gelecek nesillere de ilham vermeye, umut ve azim aşılamaya devam etmektedir. Bu şaheseri milletine armağan eden büyük şairin ifadeleriyle: “Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!” (Âmin.)