Makale

YALNIZLAŞAN KALABALIKLARIN SOSYALLEŞME ARAYIŞI

YALNIZLAŞAN KALABALIKLARIN SOSYALLEŞME ARAYIŞI


Abdurrahman AKBAŞ
DİB Başkanlık Müşaviri

Tabiatı gereği insan, varlığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için sosyalleşmeye ihtiyaç duyar. Söz konusu ihtiyaç, biyolojik, psikolojik ve ekonomik tamamlanma gereksinimiyle birlikte duygusal bir doyum arayışına da karşılık gelmektedir.
Sosyalleşme, bir etkileşim biçimidir. Birey olarak sahip olunan bilgi, yetenek ve deneyimlerin toplumla paylaşılması sürecidir. Bu da gösteriyor ki sosyalleşme sürecinin hareket noktasında iletişim vardır. İnsan kendi benliğinin, yetenek ve kapasitesinin idrakine erdikçe potansiyelini gerçekleştirmek adına diğer insanlarla iletişim kurma yolunu seçer. Bilgi, bilinç, değer ve fikrî derinliği nispetinde duygu, düşünce ve hayallerini başkalarına aktarmak ister. Ülfet, muhabbet ve samimiyete dayalı birliktelikler, dostluk, arkadaşlık, yârenlik gibi sosyal bağlar böyle bir zeminde vücut bulur. Bu açıdan en az iki kişi arasında gerçekleşen karşılıklı aktarım ve çift yönlü paylaşım olarak iletişim, sosyalleşmenin hareket noktası olmakla birlikte omurgasını da oluşturmaktadır.
İnsanlığın tarihî tecrübesi göstermiştir ki sağlıklı sosyalleşmenin temel şartı, zaman, mekân, duygu ve düşünce birlikteliğidir. Bu bağlamda medeniyet geleneğimizde öteden beri var olan iletişim ve etkileşim mecralarından cami merkezli ders halkaları, kültür, sanat ve edebiyat sohbetleri, sosyalleşme ihtiyacının doğru bir zeminde giderilmesini başarıyla deruhte eden örnek faaliyetlerdir. Sosyalleşmeyi değerler ekseninde pekiştiren bu tarz faaliyetler, müdavimleri arasında duygudaşlık oluşturarak güçlü ilişkiler kurulmasını sağlamakta; kolektif bir şuur, ideal ve sosyal hafıza oluşmasına alan açmaktadır. Bununla birlikte belli âdet, örf ve kurallar çerçevesinde insanları bir araya getiren düğün, dernek, şölen gibi eğlence buluşmaları da hem gençlerin kendi aralarında hem de yetişkinlerle gençler arasında iletişim ve etkileşimi sağlayarak ortak amaç ve duygular çerçevesinde sosyalleşmeyi mümkün kılmaktadır. İcra usulleri ve mekân özellikleri bakımından coğrafyalara göre küçük farklılıklar gösteren mezkûr geleneksel faaliyetler, toplumun katmanları arasında dayanışma ve yardımlaşmayı temin ederek kalıcı dostluk ve arkadaşlıklara da vesile olmaktadır.
Bu bağlamda geleneksel sosyalleşme süreçlerinin en önemli özelliği, kitle iletişiminde lisan-ı hâlin belirgin bir role sahip olmasıdır. Güçlü bir iletişim aracı olan lisan-ı hâl, anlatımda kelimelerin sınırlarını aşarak sosyal etkileşime yeni bir boyut kazandırmaktadır. Zira eskilerin “Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden yeğdir.” ifadesiyle vurguladıkları üzere kişinin tutum, tavır ve davranışları, konuşmasından daha fazlasını anlatmaktadır. Dolayısıyla ortak idealler doğrultusunda iyi insanlarla bir araya gelme, tanışma, hemhâl olma fırsatı vermesi bakımından geleneksel uygulamalar, insanların sosyalleşmesi açısından son derece değerli imkânlardır. Ne var ki bugün iletişim araçlarındaki olağanüstü gelişmelere rağmen mekânsal birlikteliklerden soyutlanan modern çağ insanı, söz konusu bu imkânlardan da yoksun düşmüştür.
Bilişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte hayatı kuşatan yeni iletişim biçimlerinin ideal manada sosyalleşmeye zemin teşkil ettiğini söylemek oldukça zordur. Zira bugün özellikle internet ve sosyal medya mecraları, bilgi, duygu, düşünce ve hayallerin tek taraflı iletildiği bir alan hâline gelmiş durumdadır. Oysa toplumsal hayatın önemli bir boyutunu oluşturan iletişimin temelinde diyalog vardır. Gelinen noktada birer monolog platformuna dönüşen sosyal medya mecraları, ideal seviyede bir sosyalleşme sağlaması şöyle dursun sosyalleşmenin temeli olan iletişimi bile zayıflatmaktadır. Vaktinin büyük bir kısmını bu mecralarda geçiren nice bedenler, zihinler ve gönüller hakikatte farklı vadilerde dolaşmaktadır. Dolayısıyla sosyal paylaşım platformlarında aktif olmayı “sosyalleşme” diye nitelendirmek de gerçekçi bir değerlendirme olmayacaktır.
Aslında sayısal kodlardan oluşan bir mecranın “sosyal medya” diye isimlendirilmesini bir ironi olarak değerlendirmek mümkündür. Çünkü özünde sosyalleşmenin bir aracı olarak ortaya çıkan söz konusu mecralar, büyük oranda insanları toplumdan uzaklaştırarak kendi yapay dünyalarına mahkûm etmekte ve daha fazla bireyselleştirip yalnızlaştırmaktadır. Nitekim özellikle bu çağda hayata gözlerini açan nesillerin, dijital dünyanın dehlizlerinde tamamen asosyalleştikleri göz ardı edilemez bir sorun olarak ortadadır.
Diğer taraftan iletişim için mekân birliği gerektirmediğinden geleneksel sosyalleşme ortamlarından büsbütün uzaklaştıran sosyal medya mecraları, insanları geleneksel ortamların kişiye kazandırdığı değerlerden de mahrum bırakmaktadır. Neticede yerleşik sosyal yapı, değer ve uygulamalardan uzaklaşan insan, sosyalleşme ihtiyacını temin etmekten de uzaklaşmış olmaktadır. Hayatı kolaylaştıran bütün gelişmelere rağmen dijital çağ insanının müzmin huzursuzluğunun temel nedenlerinden biri de bu olsa gerektir. Açıktır ki bugün dünyanın herhangi bir yeriyle istenilen anda çevrim içi irtibat kurma imkânı sağlayan dijital dünya, bir dost meclisinde sıcak çayını yudumlayıp samimi bir sohbete iştirak etmenin huzurunu verebilmiş değildir.
Mevcut durum, mekânsal birlikteliği esas alan ve ilim, kültür, sanat, edebiyat ekseninde vücut bulan geleneksel sosyalleşme ortamlarının daha güçlü bir şekilde yeniden ihya edilmesini bir zaruret olarak gündeme getirmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte bireyselleşmenin toplumları tehdit eder hâle geldiği günümüzde bu tür meclislerin yeniden canlandırılması, özellikle gençlerin bilgi, inanç ve fikir dünyalarının doğru bir zeminde inşa edilmesine ve sosyalleşme ihtiyaçlarının en güzel şekilde karşılanmasına önemli katkılar sunacaktır. Böylece fıtratı koruyan, besleyen ve güçlendiren değerler çerçevesinde sosyalleşen nesiller, dijital dünyanın insanı yalnızlığa mahkûm eden dehlizlerinde kaybolmaktan da kurtulmuş olacaktır.