Makale

ÖNCE VATAN BİR MİLLETİN ÖZGÜRLÜK DESTANI

ÖNCE VATAN
BİR MİLLETİN ÖZGÜRLÜK DESTANI

Fatma HARAL EFE


Cepheden topları ejder gibi bârû-efgen
Arkasından gemiler bir sürü dîv-i âhen
Gökde tayyârelerinden saçarak nâr-ı fiten
Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden
Yahya Kemal Beyatlı
Bazı anlar vardır ki zamanın ötesine geçer; sadece bir döneme değil, bir milletin geleceğine yön verir. Çanakkale Zaferi, Türk milletinin özgürlük uğruna canını, yüreğini ve inancını ortaya koyduğu bir destanın adıdır. Çanakkale, yüreğin, cesaretin ve fedakârlığın buluştuğu kutlu bir zaferdir. Türk milletinin tarihe mühürlediği bu kutlu direniş, vatanı savunmanın yalnızca askerin değil, tüm varlığıyla bir milletin görevi olduğunun belgesidir.
Çanakkale, milletin ortak bir vicdanla, sinesiyle ve ruhuyla kazandığı bir zaferin, insanlık tarihine işlenmiş öyküsüdür. Bu zafer askerî bir galibiyetin ötesinde, bir milletin bağımsızlık mücadelesinin zirvesi ve hürriyet özleminin yankılandığı bir destandır. Aynı zamanda, milletin yüreğinde ateşle yoğrulmuş bir iradenin de simgesidir. Çanakkale Savaşı devam ederken ve zafer kazanıldıktan sonra, Osmanlı askerinin hatıraları, kahramanlıkları ve vatan için verdikleri canlar, Türk edebiyatının farklı türlerinde güçlü bir şekilde işlenmiştir. Bizzat Osmanlı Sultanı Mehmed Reşad, Çanakkale’nin Türk milletinin azmi ve kahramanlıklarıyla kazanılan bir direniş olduğunu, derin bir minnettarlıkla dile getirmek için Gazel-i Hümayun isimli bir şiir kaleme almıştır:

Savlet etmişti Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâm’ın iki hasm-ı kavîsi birden.

Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal‘a-ı pulâd-beden.

Asker evlâtlarımın pîşgeh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşman.

Kadr ü haysiyeti pâ-mâl olarak etti firâr
Kalb-i İslâm’a nüfûz eylemeğe gelmiş iken.

Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle dua.
Mülk-i İslâm’ı Hudâ eyleye dâim me’men.

Yukarıda alıntıladığımız bu gazel, hükümdarın Allah’a olan şükrünü ifade etmekle kalmaz, aynı zamanda Mehmetçiklerin kahramanlıkları karşısında duyduğu derin minnettarlığın ve bir milletin şanlı direnişine olan saygısının zarif bir yansımasıdır. Sultan, İslam’ın kalbine nüfuz etmeye yeltenen düşmanın umudunun boşa çıkmasından ve düşmanın haysiyetinin yerle bir oluşundan, bu gazelde şükürle bahseder.
Dönemin Türk Yurdu Dergisi’nde “Çanakkale Güllelenirken” başlığıyla yayımlanan bir şiirde Türk milletinin düşmana direnmekteki kararlılığı ve azmi şöyle dile getirilir:
İstanbul’un kilidini kurcalayan elleri,
Kırmak için bekliyoruz, geliniz;
Türk’ün azmi bir süngüdür, başınızı ileri,
Uzattıkça ona çarpıp deliniz.
Bu dizeler, Çanakkale’nin yalnızca coğrafi bir yer değil, İstanbul’un kilidi ve Türk milletinin kalbinin muhafızı olduğunun altını çizer. Çanakkale, sinesinde süngüleri eriten bir milletin yüreğindeki özgürlük ateşinin yanmaya devam ettiği ve zaferin şekillendiği bir mecradır. Şiir, bu toprakların her zerresinde milletimizin sarsılmaz iradesini, inancını ve özgürlük sevdasını seslendirmiştir. Ve yine aynı dergide yayımlanan Yusuf Ziya’nın dizelerinde, Çanakkale’de bir askerin umuda dokunan elleri, yorgun ama dimdik duran yüreği hayat bulur. Asker, her zorluğa rağmen direncini muhafaza ederek aşk dolu bir yürekle vatanını savunur:
Dikkatle bak, Çanakkale bu gördüğün yer,
Bir çelikten kale gibi burada her nefer!
Yıldırımlar, ateşlerle her gün çarpıştık,
Fakat düşman çıkamıyor meydana artık!
Bu manzume, her türlü yokluğa, düşman top ateşlerinin yakıcılığı ve yıkıcılığına rağmen, askerlerin içindeki umudu, azmi ve vatanlarına olan sarsılmaz sadakatlerini dile getirir. Her bir satır, milletimizin hürriyet özlemiyle, vatan için verdiği büyük mücadelenin zorluğunu anlatır.
Vatan savunması ve şehadetin yüceliği, Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine isimli şiirinde en güzel ifadesini bulur:
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, eğilmez dünyâda başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Bedir’de, Peygamber Efendimizin yanında savaşa katılan, yani Bedr’in Arslanları olarak andığımız güzide sahabiler, İslam’ın ilk zaferinde yer alarak Müslümanlara büyük bir gurur yaşatmıştır. Bedr’in Arslanları yalnızca fiziksel değil, ruhsal açıdan da büyük bir mücadelenin simgesidir. Akif, Çanakkale’de kutsal vatan savunmasındaki şehitleri, bu sahabilere benzetir. Gerek Abdülhak Hamid Tarhan’ın “abide” olarak adlandırdığı “Çanakkale Şehitlerine” isimli şiiri, gerekse yukarıda paylaştığımız gazel ve manzumeler hatta burada yansıtamadığımız nice eserler, bir milletin bayrağına, toprağına, kimliğine olan bağlılığını ve zaferin mücadelesini dünyaya duyurmuştur.
Sonuç olarak Çanakkale, sadece bir galibiyetin adı değildir; o, bir milletin dirilişi, özgürlük için gösterilen kahramanlığın ve sarsılmaz bir inancın yankısıdır. Her bir şehidimiz, Türk milletinin cesareti, kararlılığı ve vatanına olan derin sevgisinin nişanesidir. Bu zafer, bir milletin toprağını, şerefini ve varlığını destansı bir cesaretle savunmasının tarihî vesikasıdır.