Makale

KUDÜS’ÜN MİMARI MİRASI KUBBETÜ’S-SAHRA

KUDÜS’ÜN MİMARI MİRASI
KUBBETÜ’S-SAHRA

Betül ALTUN ERİNCİK


Kubbetü’s-Sahra, altın rengi abidevi kubbesi, göz kamaştırıcı mavi yeşil süslemeleri ve Harem-i şerifin, şehrin siluetine hâkim olan en yüksek ve kutsallık açısından en paylaşılamaz noktasındaki konumu ile Müslüman Kudüs’ün en önemli simgelerinden biridir. İslam mimarisinin tevhidin sembolü olan kubbe ile tanıştığı ilk eserlerinden ve orijinal hâliyle günümüze ulaşan en eski yapısıdır. Eski çağlardan beri Kudüs’ün kalbi sayılan Mabet Tepesi’nin zirvesinde, Mescid-i Aksa arazisinin ortasındaki etrafı açık yüksek bir platformda yer alır. Batılılar tarafından, Hz. Ömer’in Kudüs’ün fethinden sonra Mescid-i Aksa arazisinde inşa ettirdiği mütevazı mescit ile karıştırılarak Ömer Camii olarak isimlendirilmiştir.
Kubbetü’s-Sahra, “Kaya Kubbesi” anlamına gelen adını, bağrında barındırdığı üç semavi din tarafından da kutsal kabul edilen ve pek çok dinî hadise ile ilişkilendirilen Muallak Taşı’ndan (el-Hacerü’l-Muallak) almıştır. es-Sahratü’l-Muazzama veya Sahra-i Müşerrefe gibi isimlerle de anılan ve alt tarafında Ruhlar Mağarası ismiyle bilinen bir oyuk olan bu kutsal kaya bloğu, Mescid-i Aksa’nın ve Kudüs’ün en mukaddes ve paylaşılamayan bölgesidir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) miraca yükselirken üzerine bastığı taşın Muallak Taşı olduğu rivayet edilir.Yahudi geleneğine göre ise burası, Süleyman Mabedi’nin, içinde Tevrat tabletleri bulunan Ahid Sandığı’nın muhafaza edildiği Kudsü’l-Akdes (Kutsalların Kutsalı) bölümünü oluşturur. Günümüzde İsrail’in Kubbetü’s-Sahra’yı yıkma planı ile yerine “Kutsalların Kutsalı”yla birlikte Süleyman Tapınağı’nı inşa etme planları İsrail’in işgale dair emellerinden biridir.
Emevi halifelerinden Abdülmelik b. Mervan tarafından, bir yandan Sahra-i Müşerrefe ve onunla ilgili hatıraları muhafaza etmek diğer yandan Yahudi ve Hristiyan dünyasına karşı İslam’ın dinî, siyasi kudretini göstermek ve Kudüs’e kalıcı bir İslami kimlik kazandırmak amacıyla 685-691 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Merkezinde bulunan Sahra-i Müşerrefe’nin çevresini iç içe geçmiş iki sekizgen yapı ile çevreleyen, ortası kubbeli özgün planıyla Kubbetü’s-Sahra, camiden ziyade bir ziyaretgâh olarak tasarlanmıştır. Bölgeye hâkim olan tüm İslam devletleri tarafından özenle himaye edilen bu anıtsal yapı, özellikle Abbasi, Fatımi, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı dönemlerinde köklü tamir ve tadilattan geçmiştir. 1300 küsur yıllık uzun tarihinin en acı hatırası 1099’da başlayan Haçlı işgali sırasında yaşanmıştır. Kudüs’ü ele geçiren Haçlılar, İslam’ın bu ilk şaheserini “Templum Domini” (Tanrı’nın Tapınağı) adıyla bir kiliseye çevirmişler ve bu hazin dönem, “Şark’ın en sevgili sultanı” Selahaddin Eyyubi’nin 1187’de Beytü’l-Makdis’i tekrar fethederek Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’yı asli kimliği olan İslam mabedi statüsüne kavuşturmasına kadar tam 88 yıl boyunca devam etmiştir.
Tarihsel süreç içerisinde kutsal anlamı giderek derinleşen bu eşsiz mabet, dün olduğu gibi bugün de konumu, mimari zarafeti, dekoratif unsurları ve üzerine nakşedilen ayet-i kerimelerin ehl-i kitabı, tevhid dini olan İslam’a davet eden, Hz. Peygamber’e salat edilmesini buyuran muhtevasıyla Kudüs’ün İslam yurdu olduğunun canlı bir şahidi ve aynı zamanda garantörüdür.

Mescid-i Aksa’nın en süslü ve gösterişli yapısı olan Kubbetü’s-Sahra, günümüzde cuma, teravih ve bayram namazlarında hanımlara tahsis edilmiştir.