BU RAMAZAN SON RAMAZAN
Dr. Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ بِالخَيْرِ، وَكَانَ أَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي رَمَضَانَ حِينَ يَلْقَاهُ جِبْرِيلُ، وَكَانَ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ يَلْقَاهُ كُلَّ لَيْلَةٍ فِي رَمَضَانَ، حَتَّى يَنْسَلِخَ، يَعْرِضُ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ القُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ، كَانَ أَجْوَدَ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ
Hz. Peygamber (s.a.s.) insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu an da Cebrail (a.s.) ile buluştuğu ramazan aylarıydı. Cebrail (a.s.), ramazan ayı bitene kadar her gece Hz. Peygamber ile buluşurdu ve Allah Resulü ona Kur’an’ı okurdu. Bundan dolayı Resulullah, Cebrail (a.s.) ile buluştuğunda sürekli esen rüzgârdan daha cömert davranırdı.
(Buhari, Savm, 7.)
Yanıp kavrulan çöllerde susuzluktan kırılmak üzereyken rastlanan bir vaha gibidir ramazan. Günahlarımızın yunup yıkandığı ve manevi kirlerimizden arındığımız bir aydır ramazan. Bizi gaflet uykumuzdan uyandıran, eşref-i mahlûkat kılan değerleri canlandıran, kim olduğumuzu ve bu dünyada bulunuş amacımızı hatırlatan kutlu bir zaman dilimidir ramazan. Hoş geldin on bir ayın sultanı! Hoş geldin ey ramazan!
Bir ramazan ayına daha kavuştuk, elhamdülillah. Kavuştuk kavuşmasına ama biliyoruz ki son nefesimize bir önceki ramazandan daha yakınız. Yine biliyoruz ki gelecek sene ramazana kavuşacağımızın da bir garantisi yok. Madem ölüme daha da yaklaştık ve madem bir ramazana daha kavuşacağımızın garantisi yok, o hâlde bu ramazanı son ramazan bilelim. Bu ramazanı ömrümüzün son ramazanı ve elimizdeki son fırsatmış gibi değerlendirelim. Peki, bu ayı hakkıyla değerlendirmek için neler yapalım?
Ramazan ayı Kur’an ayıdır
Hiç şüphesiz ramazan, Kur’an’ın indirildiği aydır. (Bakara, 2/185.) Yani bu ay, Kur’an’ın sene-i devriyesi, günümüz ifadesiyle doğum günüdür/ayıdır. O yüzden Kur’an’ın indirilmeye başlandığı bu ayı hakkıyla değerlendirmek istiyorsak ilk ödevimiz yine Kur’an-ı Kerim olacaktır. Bu ay vesilesiyle Rabbimizin doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak indirdiği Kur’an’ı (Bakara, 2/185.) okumak, anlamak ve en önemlisi de hayatımıza aktarmaya çalışmak en öncelikli vazifemiz olmalıdır. Zira bu Kur’an’dır; ramazanı on bir ayın sultanı, Kadir Gecesi’ni bin aydan daha hayırlı (Kadir, 97/3.) yapan. (Enbiya, 21/107.) Sadece bu tespit bile ramazanın eşi benzeri olmayan bir değişimi de beraberinde getirdiğini bizlere göstermektedir. Dolayısıyla Kur’an bizim de hayatımıza girerse iman nurumuz parlayacak, amellerimiz artacak ve ahlakımız güzelleşecek. Kısaca Kur’an, bizi yaratılmış olduğumuz ahsen-i takvim ve eşref-i mahlûkat çizgisine yüceltip orada sabit tutacak, bu çizgi de bizi Rabbin rızasını kazanmış bir şekilde cennete ulaştıracaktır. O yüzden bu ayda Kur’an okumayı bilmeyenler onu öğrenerek, bilenler daha çok okuyup hatimler yaparak ve onun evrensel mesajını hayatlarına tatbik etme kararını alarak bu ayı, Kur’an ile dolu dolu geçen bir aya dönüştürmelidirler.
Ramazan ayı oruç ayıdır
“Ramazan, Kur’an’ın indirildiği aydır.” dedik. Aslında Yüce Allah’ın Kur’an’ın indirildiği bu ayda oruç tutmamızı istemesi son derece dikkat çekicidir. Zira biz bu ayda Kur’an’ın inişini alışageldikten farklı bir şekilde karşılıyoruz. Yiyerek, içerek, eğlenerek değil; tam tersine aç ve susuz kalarak, şehevi arzu ve istekleri terk ederek Kur’an’ın indiği ayı yaşıyoruz. Öyleyse buradan şöyle bir tespit yapmak yanlış olmasa gerek:
Âlemlerin Rabbi olan Allah, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşa erebilmeleri için gönderdiği Kur’an’ın, onların hayatlarını tanzim edebilmesi ve yine onları doğru yola iletebilmesi için öncelikle kendilerini dünyaya bağlayan en temel unsurlar olan yeme, içme ve cinsel arzulardan belli süreliğine de olsa soyutlanmalarını istemiştir. İşte oruç bunu sağlayan önemli bir ibadettir. Ramazana kadar bedeninin arzu ve istekleri doğrultusunda yaşam süren kul, oruç sayesinde sadece bedenden müteşekkil olmadığını anlar; onu “insan” yapan ve “Allah’ın yeryüzündeki halifesi” kılan ruhunun da idrakine varır. Oruç sayesinde âdeta en temel ihtiyaçlarına kilit vurulan beden bir süreliğine revire kaldırılmış; komutayı ruh ele geçirmiştir. Ruhun komutasında ilerleyen kulun ise hem nefis hem de şeytanla yapacağı savaştan galip ayrılması ve büyük ganimeti (cenneti) kazanması çok daha kolay olacaktır.
Ramazan ayı infak ve yardımlaşma ayıdır
Ramazanda Kur’an’ın rehberliği ve orucun verdiği bilinç sayesinde bu dünyada kalıcı olmadığını anlayan kulun, kendisini dünyaya bağlayan bir diğer önemli şeye, yani mal ve mülke olan sevgisi gitgide azalır. Kul şu hakikatin farkına varmıştır artık: Dünya malı denilen şey aslında yiyip tükettiği ve giyip eskittiği ile sadaka ve zekâtlarla kalıcı hâle dönüştürdüğü mallardır. (Müslim, Zühd, 3.) Aslında elindeki hiçbir şey gerçekte onun değildir. Öyleyse çetin bir hesabı olacak ve nereden kazanılıp nereye harcandığı tek tek sorulacak bu dünya malının (Tirmizi, Sıfatu’l-kıyame, 1.) daha fazla esiri olmaya ne gerek var? Hiç şüphesiz en akıllı tutum, zekât ve sadakalarla dünya malını kalıcı kılmak ve bire yedi yüz alabilecek (el-Bakara, 2/261.) gerçek bir yatırım yapmaktır.
İşte bu duygu ve düşüncelerle Müslümanlar tıpkı yolunu, izini takip ettikleri Hz. Peygamber (s.a.s.) gibi ramazanda daha bir cömert olup ramazan ayını infak ve yardımlaşma ayına dönüştürmek için çaba sarf etmeli ve bu ayda kazandıkları bu güzel hasletleri bir sonraki ramazana kadar sürdürme konusunda azimli olmalıdırlar.
Duaların daha kıymetli bir hâle geldiği bu ayda yazımızı şöyle bir dua ile tamamlayalım: “Rabbimiz! Susuzluktan çatlamış topraklara deva olan yağmurlar misali rahmet sağanağıyla gelen ramazanın maddi ve manevi her türlü susuzluğumuzu gidermesini nasip eyle (Âmin).”