İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ KORUYUP GÖZETMEK
Dr. Mahmut KAYIŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
فَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
(Rum, 30/38.)
Kur’an’ın “Bahçe sahipleri” olarak vasıflandırdığı bir grup insan, ellerindeki mahsulden fakirlere vermemek için bir plan yaptılar. Uygulamaya koydukları stratejilerine göre, yoksullar daha bahçeye gelmeden onlar, sabahın erken saatlerinde ürünlerini toplayacaklardı. Hiç kimse de onları fark etmesin diye aralarında gizlice konuşuyorlardı. Amaçlarını gerçekleştirmek için bahçeye vardıklarında ise ürünlerinin yanarak küle döndüğünü gördüler. (Kalem, 68/17-27.)
Görüldüğü üzere Allah, “Bahçe sahipleri”nin yaptığından razı olmamıştır. Yeryüzünde hayat sahibi olup hareket eden bütün canlıların rızkını veren Yüce Allah’ın (Hud, 11/6.) rızası, maddi anlamda geniş imkânlar bahşettiği mümin kullarının muhtaçlara yardım etmesindedir. Ayrıca rızkın sahibi sadakaların malı artıracağını, sevabının da kat kat verileceğini haber vermektedir. (Bakara 2/276.) Bu hususu, “Yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum” temsiliyle insanların zihninde somutlaştırmıştır. (Bakara, 2/261.) Kur’an’ın mübeyyini Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu konuyu şöyle açıklamıştır: “Her kim temiz ve helal olan kazancından bir tek hurmaya denk olabilecek bir şey bile tasadduk ederse Allah onu kabul buyurur. Çünkü Allah, ancak temiz olanı kabul eder. Sonra onu, sizden birinizin atını terbiye edip büyüttüğü gibi artırıp çoğaltır. Nihayet o sadaka dağ kadar olur.” (Buhari, Zekât, 8; Müslim, Zekât, 63.)
İhtiyaç sahiplerine sahip çıkmak Müslüman olmanın gereğidir. Çünkü gizli ve açıktan infak edebilmek, Allah’ın Müslüman’a nasip ettiği bir güzelliktir. (Rad, 13/22.) Allah yolunda harcamak, namazı hakkıyla ikame eden müminlerin vasfıdır. (Enfal, 8/3.) Allah’ın ihsan ettiği rızıktan vererek fakirlerin ihtiyacını giderebilme, asla bitmeyecek bir kazancı arayan Müslüman’ın ana gayelerinden biridir. (Fatır, 35/29.)
Mümin, malının azlığı ve yetersizliği gibi çeşitli bahanelerle yardım etme noktasında ihmalkârlık göstermemelidir. Zira Yüce Rabbimiz, bizleri bu konuda şöyle uyarmaktadır: “Herhangi birinize ölüm gelip de, ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!’ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (Münafikun, 63/10.) Allah Resulü’ne hangi sadakanın en faziletli olduğu sorulduğunda o, cevaben “Sağlıklı iken ve fakirlik endişesi ve zengin olma hırsı ile hareket ederken tasaddukta bulunabilmendir. (Sadaka vermeyi) Can boğaza gelip de (son nefesini yaşadığın ana kadar) erteleme...” buyurmuştur. (Buhari, Vesaya, 7.) Ayrıca yoksullara yardım etmek, zorlu ahiret hesabına hazırlık yapmaktır. Zira verilen zekâtlar ve nafile sadakalar, hiçbir alışverişin fayda vermeyeceği, dostların birbirlerine yardım edemeyeceği kıyamet günü kişiye fayda sağlar. (Bakara, 2/254.)
İhtiyaç sahipleri gözetilirken verilen malın niteliğine de dikkat edilmelidir. Emek verilip alın teri akıtılarak kazanılan helal kazançlar sadaka olarak verilmeli; kötü, değeri düşük ve kişinin kendisine verildiğinde almayacağı ürünler yoksullara sunulmamalıdır. Yüce Allah, bu meselenin önemine binaen bizleri açıkça uyarmaktadır: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.” (Bakara, 2/267.) Bu ilahi ferman, bizlere müminin kendisi için uygun görmediği bir şeyi Müslüman kardeşi için de münasip görmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
Yardımda bulunurken muhatabı incitmemek ve sonrasında yapılan iyiliği başa kakmamak elzemdir. Yardımı samimiyet ve nezaket çerçevesinde güzel bir şekilde yapanın mükâfatı Allah katındadır. Zira Rabbimizin nazarında güzel bir söz, ardından eziyetin geldiği bir yardımdan daha hayırlıdır. Çünkü başa kakmak ve gönül kırmak, yapılan iyiliklerin ve verilen sadakaların sevabını yok edebilir. Sahiplerinin, yapılan bu güzel davranışlardan ve salih amellerden hiçbir sevap elde edememesine sebebiyet verebilir. (Bakara, 2/262-264.) Peygamber Efendimiz de dikkatlerimizi bu hususa çekmekte ve bir hadisinde yaptığı iyiliği başa kakarak insanları minnet altında bırakanlarla Allah’ın konuşmayacağını ve onları temize çıkarmayacağını haber vermektedir. (Müslim, İman, 171.)
İhtiyaç sahiplerine yardımda bulunulurken yoksul akrabalara öncelik verilmelidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) akrabaya verilen sadakanın iki sadaka sevabı kazandıracağını, bunlardan birinin sadaka sevabı, diğerinin de akrabayı koruyup gözetme sevabı olduğunu bizlere müjdelemiştir. (Tirmizi, Zekât 26.) Ayrıca akrabayı gözeterek sıla-i rahimde bulunmak, Kur’an’da emredilen salih amellerden ve güzel davranışlardandır. (Nahl, 16/90.) Allah Resulü Efendimiz de akraba ile iletişimi sürdürmenin ve onlara yardım etmenin, rızkı artıracağını ve ömrü bereketlendireceğini bize bildirmiştir. (Müslim, Birr, 20.)
Sonuç olarak fakirleri ve ihtiyaç sahiplerini tespit edip onlara ulaşmak, zamanında onların ihtiyaçlarını güzel bir şekilde gidermek; İslam’ın fertlere, topluma ve kamu otoritesine yüklediği bir sorumluluktur. Bu yükümlülük, bütün paydaşlar arasında eş güdüm içerisinde yürütüldüğünde ihtiyaç sahipleri ile yardım edenler arasındaki mesafe azalacak, Müslümanlar arası kardeşlik bağları güçlenecektir. Bu güvenilir yardım kuruluşlarını desteklemesi ve çağın ihtiyaçlarına göre yenilerinin kurulması Müslümanların görevleri arasındadır. Ya Rabbi! Verdiğin nimetleri infak edebilmeyi, senin yolunda harcayabilmeyi ve cennete de sadaka kapısından (Müslim, Zekât, 85.) girebilmeyi bizlere nasip eyle!