Makale

KUR’AN EĞİTİM MERKEZLERİ NASIL BİR EĞİTİMİ HEDEFLEMEKTEDİR?

KUR’AN EĞİTİM MERKEZLERİ NASIL BİR EĞİTİMİ HEDEFLEMEKTEDİR?


Prof. Dr. İbrahim Hilmi KARSLI
DİB Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Din eğitimi ile ilgili faaliyetler ortak bir amaca yönelik ve uzun vadeli olmalıdır. Bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlamalıdır. Önce elde edilen kazanımlar sonraki aşamalarda zayi edilmemeli, aksine geliştirilmelidir. Ülkemizde hafızların bilhassa mihrap hizmetleri ve hafız yetiştirmede önemli katkılar sağladıkları bir gerçektir. Ancak uzun vadeli planlamalar açısından hafızlık faaliyetleri yeniden ele alınmalıdır.
Mesela hafızlık, sadece anne babanın samimi duygularıyla başlayan, tacın takılmasıyla da son bulan bir süreç olmamalıdır. Çünkü Kur’an’ın ezberlenmesi, herkese nasip olan bir başarı değildir. En az iki yıl süren yoğun bir emek neticesinde tamamlanabilmektedir. Hafızlığın ulvi bir değerinin olduğu muhakkaktır. Ama İslami ilimlerin temelini oluşturması sebebiyle bir o kadar da akademik değeri vardır. Hafızlık âlim ve arif insanlar yetiştirme noktasında oldukça önemli bir avantajdır. Dolayısıyla her şeyden önce ezberin korunmasına yönelik düzenlemeler yapılması gerekiyor. Diğer taraftan ülkemizde gittikçe büyüyen hafızlık potansiyeli, vahyin manevi iklimiyle milletin tanışmasında çok önemli bir imkândır.
İşte Kur’an eğitim merkezleri bu noktada atılmış önemli bir adımdır. Burada hafızlar, imam hatip lisesinde alacakları eğitimi destekler nitelikte, seviyelerine uygun Arapça kaynaklar okuyacaklardır. Ancak din eğitimi, bilindiği üzere, sadece bilgiyi çoğaltma ve akademik başarı elde etme çabasından ibaret değildir. O, aynı zamanda kalbin iman ve ibadetle yoğrulduğu, insan ilişkilerinin de ahlak, hak ve hukuk duyarlılığı ile mükemmelleştiği bir süreç olmalıdır. Bu açıdan kurulan bu merkezlerin isminde geçen “eğitim (terbiye)” kelimesi anlamlıdır.
Hafızlık yapma sürecinde öğrenci Kur’an’la dinî, psikolojik ve sosyolojik bir tecrübe zaten yaşamıştır. Yüce Allah ve Peygamber ile özel bir bağ kurmuştur. Toplum da hafızlara Allah’ın kelamını ezberlemeleri dolayısıyla özel bir değer verir. Onlar da kendilerini buna göre konumlandırır, neticede dinî bir benlik algısı kazanırlar.
Kur’an eğitim merkezinde hafızın ilahi Kitap ile olan sevgi bağı artarak devam eder. Mesela ülkemizde ve dünyada sesi ve sedasıyla meşhur karilerin okuduğu Kur’an tilavetleri düzenli olarak dinlenir. Böylece iki güzel, yani Kur’an ve musikinin buluşmasıyla duygular coşar, kalpler huzurla dolar ve temizlenir. Hiç şüphesiz ki oluşan bu manevi iklim öğrenciye ayrı bir şevk verir, yaşantısında ve geleceğinde kalıcı izler bırakır.
Bu merkezler, hafızın Kur’an’la olan ilişkisine yeni bir boyut daha katar. Çünkü hafızlık sürecinde ilişki kutsal olan vahye duyulan derin saygı iken şimdi akli boyut devreye girmiştir. Zaten Kur’an’ın istediği de bu ikisinin birleşmesi değil mi? Yani hem kalbin hem de aklın eğitimi. Çünkü bu manevi hazinenin kapıları artık hafıza açılmıştır. Anlaşılan, üzerinde düşünülen, ibret alınan, büyük sorulara cevap veren, ufku aydınlatan, umut ve güven veren hülasa sonu gelmeyen hikmetlerle dolu bir hazinedir bu.
Böylece hafızın önünde yeni bir dünyanın perdeleri açılmıştır. Ezberlediği ayetler âdeta canlanmış ve yolunu aydınlatan bir ışık olmuştur. Daha önce hafızaya yazılan ayetler şimdi manalarıyla kalplere işlenmektedir. Öğretmen derslerinde uygun münasebetleri kollayarak sık sık ayetlere atıfta bulunur. Yaşanan olaylarla ayetler arasında irtibatlar kurar. Böylece Kur’an’ın aydınlık pencereleri öğrenciye açılmış olur. Dolayısıyla o, ezberlediği Kur’an sayesinde ne büyük bir güzellik ve berekete eriştiği sevincini her seferinde yaşar.
Kur’an’la kurulan ülfet, Mevla’ya karşı olan muhabbeti geliştirir. Dolayısıyla Kur’an’ın manevi ikliminde hafız, Allah sevgisiyle aşılanmış olur. Çünkü Kur’an’ın en temel konusu, Allah’ın evren ve insanla olan ilişkisidir. Kur’an içten okunursa, O’nun ilmi, iradesi, kudreti, rahmeti bu kimsenin iç dünyasını kuşatır. Böylece hafızın ruhunda yeni açılımlar olur. Mevla’ya olan hayranlık, yüceltme duyguları gittikçe gelişir. Yüceler Yücesi Allah’ı, ruhunun en derin katmanlarında hisseder. Neticede Kur’an’la dost olan kimseye ilahi bir lütuf olarak Allah’ın dostluğu da hediye edilmiş olur.
İlahi sevgi, hafızı ibadet sevgisine götürür. Zaten bunlar birbiriyle ilişkili, kalbi şekillendiren feyz kaynaklarıdır. Böylece zaman içerisinde namaz, dinî bir hükmü yerine getirmenin ötesine geçer. Kalbin aktığı, ruhun iştiyak duyduğu bir amele dönüşür. Başka bir ifadeyle Allah’a içini dökme, vecd ile O’na sığınma ve O’nun rahmetini umma hâlini alır.
Kur’an eğitim merkezinin gayelerinden biri de hafızların ahlaklarıyla seçkin kimseler olarak yetişmelerine uygun bir ortam oluşturmaktır. Çünkü hayat, hamlıktan haslığa gittiği ölçüde hikmet ve amacına ulaşır. Dolayısıyla bu merkezler sadece bilgilenme yerleri değildir. Aynı zamanda buralar bir olma, olgunlaşma ve yenilenme mekânlarıdır. Aksi takdirde bilgi sahibi olmanın zaten bir anlamı kalmaz. Hafızın esas başarı ve rütbesi de ahlakı ve edebiyle ölçülür. Onun esas tacı güzel bir ahlaka sahip olmasıdır. Gerçek takdirnameye ve üstün başarı ödülüne de Kur’an ahlakını kazanmakla layık olur.
Hafız, insanın bu dünyada imtihanı olan kötü duygu, düşünce ve davranışlardan her daim arınma çabasında olur. Bencilliği terbiye etmek ve azaltmak onun şiarıdır. Çünkü din eğitimi, aklın eğitimi yanında nefsin terbiyesi ve kötü huylardan arınmadır aynı zamanda. O bilir ki, insan bencil, umursamaz ve keyfine düşkün olduğu müddetçe Allah’ın rızasından uzaklaşır. Sorumluluk duygusu yüksek, çalışkan, fedakâr ve merhametli olduğu sürece de O’na yaklaşır.
Arkadaşının başarısından rahatsızlık duyma, husumet besleme, kibirli davranma, yalan söyleme, gösterişçi olma, alay etme, karalama, zorbalık yapma insanlar arası ilişkileri bitiren çirkin huylardır. Dolayısıyla öğrenci, insanı insanlığından uzaklaştıran bütün bu duygulardan temizlenmenin bir Müslümanlık borcu olduğunu aklından çıkarmaz. Bu konular, öğrencinin kendi yaşantısını sorgulamaya götürecek şekilde pratik hayattan örneklerle, tartışmalı bir metotla tekrar tekrar işlenir. Ta ki öğrenci, bu kötü huyların ne denli çirkin olduğunu görsün ve bu hastalıklardan temizlenmeyi kendine şiar edinsin.
Hafızlara Allah Resulü ve arkadaşlarının insanlık tarihinin akışını değiştiren tevhid mücadelesi hikmetli bir dille anlatılır. Arkada yatan manevi dinamikleriyle yine sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla konular işlenir. Ta ki sahabe gibi onların ruhlarına da İslam’a hizmet etme sevdası yerleşsin. Onlar gibi hayatı bir fazilet ve İslam’a hizmet etme yarışı olarak görsünler. Hayatın iman ve Allah yolunda mücadele olduğunu iyice bellesinler. Burada ilgili ayetler, siyer eşliğinde detaya girmeden tamamen öğrencilerin İslami şahsiyetlerini inşa etme gayesiyle okutulur. Yine bu çerçevede, ilk Kur’an neslinden günümüze İslam davasına gönül vermiş, fedakârca mücadele etmiş abide şahsiyetler tanıtılır.
Kitap okuma alışkanlığının kazandırılması da Kur’an eğitim merkezlerinin hedefleri arasındadır. Öğrenci kendi istidadına göre okumalar yapabilir. Ancak insanımızı kuşatan yabancı ideolojilerin de iyi tanınması gerekir. Nitekim bir düşünür, “Kitap okumayan meydan okuyamaz.” der. Dolayısıyla kitaba dost olmak, günümüzdeki seküler akım ve uygulamalar karşısında Müslümanca duruşu göstermek açısından önemlidir. Ayrıca belirtelim ki inanç karşıtı akımların zihinleri bulandıran iddialarının da çürütülmesi gerekir. Bunu da öğretmenlerin rehberliğinde müzakere edilecek kelam ilmi ile ilgili kitaplarla başarmak mümkündür.
Diğer taraftan milletimizin tarihini okumak, öğrenciye nasıl bir geçmişe bağlı olduğu şuurunu verir. Malazgirt’ten İstanbul’un fethine, oradan Çanakkale’ye uzanan iman ve i’lâ-yı kelimetullah davasını ona öğretir. Ecdadın Allah sevdası uğruna kendini feda etme, şehit veya gazi olma mefkûresini ona tanıtır.
Edebî eserler gencin hayal dünyasını, dil zevkini, kelime hazinesini, ifade, anlama ve muhakeme güçlerini geliştirir. Edebiyat, dava ve ideallerin oluşmasında etkili olur. Özellikle Mehmet Akif’in, hafızlar için rol model abide bir şahsiyet olduğunu burada belirtelim. Çünkü o, hem bir hafız hem de ömrü boyunca Kur’an’a davet eden âlim, arif ve mücahit biridir. Böylece onun Kur’an’a olan sevdası, meal çalışması, tefsir yazıları, şair kimliği, dava şuuru ve mücadelesi hafızlar için faydalı örneklerdir.
Hafızlara düşünme (tefekkür) zevki kazandırılır. Çünkü hakikati keşif, eğitimin temel amacıdır. Buna da ancak düşünmekle varılır. Tefekkür, insana varlığın görünen yüzünü aşıp ötesine geçmeyi, sebeplerin sebebine erişmeyi öğretir. Akıl ve kalbi, şehadet ve gaybı buluşturan bir ameldir, bir idrak sıçramasıdır. Hafız, yaratılışın anlamı, bu dünyada bulunuşun, ölüm, fânilik ve musibetlerin hikmetleri üzerinde düşünür. Kısaca varlık bilmecesini çözmeye çalışır. Bu, öğrenciyi, hayatı gerçek yüzüyle tanımaya, dolayısıyla onu olgunlaştıracak kalıcı değerler kazanmaya yöneltir. Genç yaşta insanın kendi yol haritasını belirlemesi önemlidir. Çünkü çoğunlukla sonraki hayat serüveni buna göre şekillenir. İnsan, ömrünü fâni varlıkların peşinde harcayıp sonra da hepsini bırakıp toprak olup çürüyecek mi? Yoksa ebedî mükâfata yönelip manevi olgunlaşma yolunu mu tercih edecektir? İşte bu kavşak noktasında gencin yolunu belirlemesi tefekkürde yoğunlaşmaktan geçiyor.
Hakikat arayışı hayat boyu devam eder. Nitekim Hz. İbrahim’in kıssası bizlere bu gerçeği öğretmektedir. Böylece öğrenci gördüğü ve yaşadıklarını iç dünyasında muhasebe eder, fıtrat terazisinde onları tartar, oradan hayatına güzellikler katan sonuçlara varır. O, hep kendini aydınlığa ve erdeme çağıran sezgi ve ilhamların peşinde olur. Bu süreç aynı zamanda ona özünü keşfetme, kendini bilme ve bulma, dolayısıyla ayakları üzerinde durma yeteneğini kazandırır.
Ayrıca ifade edelim ki insan çevresine baktığı hâlde birçok şeyi görememekte, hatta kendi varlığındaki eşsiz lütufları dahi çoğunlukla fark edememektedir. Oysa varlık, buram buram Allah’ın sonsuz ilmini, hikmetini, kudretini ve rahmetini önümüze sermektedir. Dolayısıyla hafız, Allah’ın kavlî ayetlerini anlama çabasında olduğu gibi kevnî ayetleri üzerinde tefekkürü de ihmal etmez. Bu bağlamda fizik ve biyoloji dersleri tabiat sevgisine götüren vesileler olarak değerlendirilir. Çünkü tabiat sevgisi ezelî ve ebedî Dost’un sevgisine götürür. Bu bağlamda söz konusu dersler, kevnî ayetleri okumada bir imkân oluşturabilir. Mesela öğretmenler tevhidî bir bakış açısıyla basit örnekler üzerinde durabilirler. Bunun da taklidî imandan tahkikî imana geçişte önemli bir rol oynayacağı açıktır.