Makale

Kur'an'a adanan bir Ömür Hafız-Kurra Harun Soydaş Hoca Efendi'nin ardından

PORTRE

Kur’an’a adanan bir ömür
Hafız-Kurra Harun Soydaş Hoca Efendi’nin ardından

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öcal
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.

* Ümmetimin ibadetinin en faziletlisi Kur’an okumaktır.
* Evlerinizi namazla ve Kur’an okumayla nurlandırınız.
* Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.

* İbn Abbas’tan, Rasulüllah’ın şöyle dediğini duyduğu rivayet edilmiştir: “İnsanların ve yeryüzünde yürüyenlerin en hayırlısı Allah’ın kitabını öğretenlerdir. Çünkü onlar, eskidikçe dini yenilerler. Onlara veriniz ve onlarla çekişmeyiniz. Öğretici çocuğa; “Bismillâhirrahmânirrahîm de!” deyip de çocuk onu söylediği zaman, Allah çocuk için bir, öğretici için bir ve ebeveyni için de cehennemden bir kurtuluş yazar.”

Kur’an-ı Kerim’i okuma ve okutmanın faziletlerini anlatan bu hadisler, Cumhuriyet döneminin meşhur kurralarından Ömer Aköz merhum tarafından, 16 Rebiülevvel, sene 1371/1951’de Harun Soydaş Hoca Efendi’ye verilen ‘Kurralık İcazetnamesi’nden aktarılmıştır. Harun Soydaş Hoca Efendi de 86 yıllık ömrünü, hadislerin anlamına uygun olarak önce Kur’an öğrenmek sonra da onu öğretmekle tamamlamıştır.

Kur’an hizmeti ile dolu bir hayat
Bursa’ya gelip yerleştiğim 1976 yılından itibaren Harun Hoca Efendi ile aynı mahallede, Emirsultan mahallesinde ikamet ettik. Emirsultan Camii’ndeki görevinin son iki yılında burada, 5 yıl boyunca da zaman zaman gittiğim Ulu Camide kendisine tabi olarak namaz kılmak nasip oldu. Harun Hoca Cumhuriyet döneminde yetişmiş kıraati mükemmel az sayıdaki kurralarımızdan biri idi. Kendisi, yıllar önce videokasetlerine okuduğu hatm-i şerifini son yıllarda CD’ye aktartmıştı. Biraz titrekçe diyebileceğimiz sesiyle okuduğu Kur’an’ı can kulağıyla dinleyenlerin yüreği ürperirdi.

Kendisini en son, Kurban Bayramı’nın ikinci gününde (17 Kasım 2010 Çarşamba) Prof. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı Bey’le evinde ziyaret ettiğimizde ameliyat geçirdiği hastaneden yeni çıkmış olduğunu öğrenmiştik. O hâliyle bizi ayakta karşılamış ve yine ayakta kapıya kadar uğurlamıştı. Bir müddet sonra tekrar hastaneye yatmak mecburiyetinde kalmıştı. Onu hastanede en son ziyaret edenlerden biri de asistanlık döneminde kendisinden bir süre Aşere ve Takrip kursları alan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (emekli) Kur’an-ı Kerim Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç Dr. Mustafa Öztürk olmuştur. Hastane odasında vefat etmek üzere olduğunu anlayan Mustafa Öztürk kendisine Yasin okuyarak veda etmiştir. 2 Aralık 2010 Perşembe gününün ilk saatlerinde Harun Hoca Efendi 1924 olan asıl doğum tarihine göre 86 (nüfus cüzdanındaki 1928’e göre 82) yıllık ömrünü tamamlayarak rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.

Cenazesi vefat ettiği günün ikindi vaktinde, 28 yıl boyunca İmam ve Hatiplik görevi ifa ettiği Emirsultan Camii’ne getirilmiştir. Cenaze namazını aynı camide 16 yıl birlikte imam hatiplik yaptığı arkadaşı Münir Cengiz Hoca Efendi kıldırmıştır. Bursa İl Müftüsü Mahmut Gündüz ve ilçe müftüleri, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ile binlerce seveni, Kur’an öğreterek yetiştirdiği talebeleri tarafından kılınan cenaze namazından sonra Düzce’ye götürülmüştür. 3 Aralık Cuma günü ise eski adıyla Abzah Mehmet Efendi, şimdi adı Duraklar olan köyünde babasının yanına defnedilmiştir. Vefatı, Bursa’da olduğu gibi Düzce ve bütün Türkiye’de, hatta yurt dışında olup da kendisini tanıyanları hüzünlendirmiştir. Arkasından talebeleri ve sevenleri tarafından yüzlerce Hatim, binlerce Yasin, Tebareke ve Fatiha okunmanın yanında sınırsız sayıda dua ile ebedi âleme yolcu edilmiştir. Kabrinin cennet bahçelerinden bir bahçe, ebedi istirahatgâhının cennet olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Köy imamından başlayan Kur’an öğreniminin kurralıkla taçlanması
Köylerinde okul olmaması dolayısıyla normal yaşında ilkokul öğrenimine başlayamayan Harun Hoca Efendi Kur’an öğrenmeye başlamıştır. İlk Kur’an hocası, kendi köylerinin imamıdır. Sonra kendi köylerine yakın Kızılcık köyünde bulunan ve daha sonra Çiftlik köyüne geçen ehl-i Kur’an ve ehl-i ilim Mahmut Ezan’dan Tecvit, Talim ve İlmihal dersleri almıştır. Aynı zamanda hafızlık yapmaya başlamış ve 13 yaşında hafız olmuştur.

Harun Soydaş Hoca Efendi’nin Hocası Mahmut Efendi, ileri görüşlü ve muhterem bir zattır. Hafız olarak yetiştirdiği öğrencisi Harun’un babasını ikna eder ve onu 1941 yılında İstanbul’a götürürler. Orada Nur-u Osmaniye Camii İmam ve Hatibi Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendi’ye teslim ederler. Bu kıymetli Hoca Efendi’den yeniden tecvit dersleri alarak ‘talim’ yapar. Artık çalışmaları belli bir yeterlik seviyesine ulaşan Harun Soydaş için Nur-u Osmaniye Camiinde yapılan ‘Tashih-i Huruf Cemiyeti’ (tören)nin sonunda Hasan Hoca kendisine;

“Oğlum Harun, benim sana ‘Aşere ve Takrip okutacak zamanım yok. Görüyorsun talebe de çok kalabalık. Ben seni Fatih Camii Baş İmamı Hoca Ömer Efendiye götüreceğim. O beni kırmaz. Kendisi çok ehil ve feyizli bir zattır.” der. Sonra birlikte Fatih Camii’ne giderler.

Rahmetli Ömer Aköz Hoca Efendi Harun’u talebeliğe kabul eder. Kendisinden önce “Kıraat-ı ‘Aşere” okur, sonra Takrib’ini tamamlar. Bursa’ya gelerek Emirsultan Camii’nde İmam ve Hatiplik ve ayrıca aynı camide Kur’an Hocalığı yapmaya başlar. Bu görevi devam ederken 1371/1951 senesinde İstanbul Fatih Camiinde Harun Soydaş için “İcaze Cemiyeti” düzenlenir. Bu cemiyet, dönemin kurraları huzurunda imtihan vermesi anlamına gelmektedir. Başarı ile tamamlanan cemiyet sonunda Hocası Ömer Aköz Efendi Harun Hocaya kendi el yazısı ile bir ‘İcazetname’ yazar. Yazımızın başında yaptığımız alıntı o icazetnamedendir.

Kur’an öğreniminde yaşanan zorluklar
Kendisi ile yaptığımız bir söyleşide, 1930’lu, 1940’lı yıllarda Kur’an ve din eğitimi öğrenimi konusundaki yaşanan zorluklarla ilgili bir sorumuza karşılık şöyle bir olay anlatmıştı:

Sene 1939 veya 1940 idi. Düzce’nin Çiftlik Köyünde hafızlık yapıyordum. Hocamız Mahmut Hoca Efendi camide bize Kur’an okuturken bir gün jandarmalar baskın yaptı. Hocamızı yakalayıp ellerini kelepçelediler ve ite kaka hakaretler yağdırarak ifadesi alınmak üzere Beyköy Nahiyesindeki / Beldesindeki Jandarma Karakoluna götürdüler.

Hocamız Çerkez asıllı idi. Ben de Çerkezim. O bunu biliyordu. Jandarmalar hocamızı alıp götürmeden bir fırsatını bulup Çerkezce olarak benden; “Durumu Düzce Müftüsü Kürtzade Mehmet Efendi’ye bildirmemi” istedi. Ben de hemen Düzce’ye gittim, Müftü Efendi’ye haberi ulaştırdım.

Müftü Efendi Daru’l-Fünun İlahiyat Fakültesi mezunu idi. İlmi, idari ve siyasi ağırlığı olan bir kişiydi. Düzce’nin siyasilerinin ve idarecilerinin kendisinden çekindiği otoriter bir yapısı vardı. Hatta Atatürk ve İsmet İnönü ile doğrudan görüşebilen birisiydi.

Müftü Efendi, haberi alır almaz hemen jandarma komutanlığına gitmiş. Kendisini izzet ü ikbal ile karşılamışlar, kahve ikramında bulunmuşlar. Oturup sohbet ederlerken jandarmalar Mahmut Hocamızı içeri getirmişler. Jandarma komutanından önce Müftü Efendi davranmış ve sanki olaydan hiç haberi yokmuş gibi hayret ifade eden bir ses tonu ile:
“- Hayrola Hoca Efendi, geçmiş olsun, bu ne haldir? Hırsızlık mı yaptın? Yoksa adam mı öldürdün? Böyle yaka paça ne işin var burada?” diye sorar. Hocamız üzgün bir halde:
“Efendim, camide çocuklara namaz dualarını öğretiyordum, yakalayıp, getirdiler.”

Bunun üzerine Müftü Efendi Karakol Komutanı Yüzbaşıya dönerek:
“Bu ne iştir Yüzbaşı? Biz Müslüman değil miyiz? Bu çocuklara namazı kim öğretecek?” diye hafif yollu çıkışmış. Bunun üzerine Yüzbaşı, Karakolun tuttuğu ifade tutanağını getirtip okutmuş. Meğer tutanakta: ‘Arapça okuturken suçüstü yakaladık.’ diye yazılmış.

Müftü Efendi, Mahmut Hocaya sorar:
“Sen Arapça biliyor musun Hoca Efendi?”
“Hayır efendim, ben Arapça bilmem. Sadece Kur’an okumasını bilirim.”
Bu cevap üzerine Müftü ile Yüzbaşı göz göze gelirler. Kısa bir sükûttan sonra Müftü Yüzbaşıya:

“Kendisi Arapça bilmeyen birisi nasıl Arapça okutur komutan?” diye sorar. Tabii Yüzbaşının vereceği cevap olmadığı için hocamızı serbest bırakmışlar.

İmamet hizmetine başlaması ve ilk maaşı
Bir sohbet esnasında kendisine yönelttiğimiz bir soru üzerine Harun Hoca merhum, imamlığa başladığında 50 lira maaş aldığını ifade etmişti. Sadece Diyanet İşleri Başkanı ile Müftülerin maaşlarını devletin ödediği o dönemde Harun Soydaş ve kendisi gibi imam olanların maaşlarını Evkaf (Vakıflar) Müdürlüğü vermektedir. Üstelik akranı sayılabilecek memurlara göre çok düşük seviyede maaş… Çünkü o dönemde sadece Diyanet İşleri Başkanı ve Müftüler memur sayılmaktadır ve emeklilik hakları vardır. Memur sayılmayan imam hatiplerin emeklilik hakları da yoktur. 1965 yılında çıkan 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Kanunu ile imam hatipler de memur sayılır ve ondan sonra emeklilik haklarına kavuşurlar.
İmam-hatiplik dışındaki bazı hizmetleri

Harun Soydaş Hoca Efendi, imam hatiplik ve Kur’an öğretimi görevi dışında fahri görevler de yürütmüştür. Mesela 1951’de Bursa’da bir grup arkadaşıyla ‘Kur’an-ı Kerim Öğretimini Koruma Derneği’ni kurarak İsmail Hakkı Dergâhını Kur’an Kursuna tahsis ettirmişlerdir. Buradan yetişen ve hıfzını tamamlayan talebeleri -o yıllarda Bursa’da İmam-Hatip Okulu açılmadığı için- önce İzmir, daha sonra da İstanbul İmam-Hatip Okuluna göndererek oralarda tahsil yapmalarına yardımcı olmuşlardır.

Ulu Cami İmam Hatipliği
Harun Hoca Efendi Emirsultan Camii’nde 28 sene İmam ve Hatip olarak görev yapar. 1978 yılında, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın emri üzerine Bursa Müftüsü Fazlı Can tarafından Ulu Cami Baş İmamı olarak görevlendirilir. Harun Hoca 5 yıl da burada görev yaptıktan sonra 1 Mart 1983 tarihinde emekli olur. Emekliliği üzerine, kendisine Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç imzasıyla bir “teşekkür” yazısı gönderilir. Kendisi bu teşekkür yazısını “büyük bir incelik” olarak değerlendirecektir.

Emeklilik sonrasındaki hizmetleri
Bilindiği gibi, dini ve ilmi hizmetlerde bulunan insanlar her ne kadar resmen emekli olsa da, fiilen emekli olamazlar. Harun Hoca Efendi de bu kural gereği resmen emekli olmakla birlikte vefat ettiği günlere kadar Kur’an öğretimine devam etmiştir. Resmi emekliliğinin hemen akabinde bir süre Antalya’daki Diyanet Eğitim Merkezinde kursiyer Kur’an Kursu hocalarına Ta’lîm-i Kur’an, Mehâric-i Hurûf ve Sıfat-ı Hurûf dersi vermiştir. Ayrıca, İmam-Hatip Lisesi öğrencilerini mesleğe hazırlama kurslarında görev yapmıştır. Zaman zaman Avrupa’ya gitmiş orada hizmet yapmıştır. Son yıllarda Kestel Kur’an Kursunda, Mantıcı Kur’an Kursunda dersler vermiştir. Ayrıca kendi evinde de kız öğrencilere Kur’an dersi vermekle ömrünü tamamlamıştır.

Yetiştirdiği ilk ve tek bayan kurra
Harun Hoca Efendi bir sohbetimiz esnasında; Emirsultan Camii İmam Hatipliği döneminde Sevgül Koca isimli kız öğrencisinin, 1979 yılının son günlerinde hafızlığa başlayıp, 1982 yılının ilk günlerinde hıfzını tamamladığını ve ayrıca ‘kurralık’ payesine eriştiğini anlatmıştı. Harun Hoca, öğrencisinin cemiyetini bizzat kendisinin düzenlediğini de eklemişti. Cemiyete, kendisine ‘Reisü’l-Kurra’ sıfatı verilen ve Gönenli Mehmet Efendi olarak bilinen Mehmet Öğütçü Hoca Efendi ile Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları Tetkik Hey’eti Başkanı Fikri Aksoy Hoca efendi de katılmış. Sevgül Hocahanım’ın dışında kadınlardan kurralığa cesaret eden olmamış. Erkeklerden ise, zaman zaman heveslenip kurralık payesine ulaşabilmek için kendisinden ders almaya başlayanlar olmuş fakat onlardan da hiçbiri sabredip sonuna kadar tahammül edememişler.

Talebelerinden tek beklentisi dua
Harun Soydaş Hoca Efendi merhum ile yaptığımız görüşmelerden birinde; ‘bunca yıllık emek ve hizmetin sonunda neler hissettiğini, neler düşündüğünü, neler beklediğini’ sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:

“Yüce Rabbim bana böylesine kutsî görevler nasip etti. O’na sonsuz şükürler olsun. Yetiştirdiğim hafız talebeler arasından Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına kadar yükselenler oldu. Diyanet İşleri Başkanlığında müfettişlik ve müftülük görevi yapanlar var. Ben onların hepsiyle iftihar ediyorum. Benim onlardan tek isteğim var; dualarını eksik etmesinler.”

Harun Soydaş Hoca Efendi kimdir?
1924’te Ordu ili Koçboynuzu köyünde doğdu. 1925 yılında ailece Düzce’ye yerleştiler. Kur’an okumayı Düzce’deki köyleri olan Abzah Mehmet Efendi (Duraklar) Köyünün İmamından öğrendi. Kızılcık ve Çiftlik Köylerinde imamlık yapan Mahmut Ezan isimli Hocada hıfzını tamamladı ve 13 yaşında hafız oldu. 1941’de İstanbul’da Hasan Akkuş’tan tecvit dersleri alarak Kur’an talimi yaptı. Ömer Aköz’den Aşere ve Takrip okudu ve 1951’de ‘Kurralık İcazetnamesi’ aldı. Bir süre İstanbul’da Yeşildirek Surûri Dâye Hatun Camii müezzinliği görevinde bulundu. 1947-1948’de Denizli’de Kur’an Kursu Hocalığı yaptı. 1948-1950 arasında askerlik görevini ifa etti. 1951 yılında Bursa Setbaşı İlkokulundan (dışarıdan) İlkokul diploması aldı. 1951-1965 arasında Bursa Emirsultan Camii İmam ve Hatipliği görevi ile birlikte Kur’an Kursu Hocalığı da yaptı. 1965-1978 arasında Emirsultan Camiinde (yalnızca) İmamet ve Hatiplik görevini sürdürdü. 1978-1983 arasında Bursa Ulu Cami İmam ve Hatipliği görevinde bulundu. 1 Mart 1983’te emekli oldu. Emeklilikten sonra (1983’te) DİB’nın Antalya Eğitim merkezinde bir süre Kur’an Kursu Öğreticilerine Talim-i Kur’an, Maharic-i Huruf ve Sıfat-ı Huruf dersleri verdi. Bursa ili dâhilinde zaman zaman açılan mesleki eğitim kurslarında din görevlilerine “Kıraat” dersi verdi. Vefatına yakın günlere kadar kurslar vererek hizmete devam etti. 2 Aralık 2010 Perşembe günü rahmet-i Rahman’a kavuştu.