Makale

DOĞU BATI SENTEZİNDE BİR KÜLTÜR ADAMI: CEMİL MERİÇ

DOĞU BATI SENTEZİNDE
BİR KÜLTÜR ADAMI:
CEMİL MERİÇ
Ülkemizin aydın olma cesaretini göstermiş, ilim ve
irfan aşkıyla aydınlanmış yüzü olan
Cemil Meriç’i kıymetli kızı Prof. Dr. Ümit Meriç’e sorduk…

Doğu’dan Batı’ya, felsefe ve sosyolojiden mistisizm ve irfana kadar çok geniş bir tefekkür yelpazesinde yazılar kaleme alan Cemil Meriç’in doğduğu ve büyüdüğü ortamdan bahseder misiniz?

Dedelerimiz Osmanlıydı. Babam 1916 yılında Antakya’nın Reyhaniye ilçesinde doğmuş. O dönemde o bölge Osmanlı Devleti’nin bir parçasıyken kısa bir süre bir Fransız dominyonu olmuştu. Babam, Osmanlı İmparatorluğu’nun bol etnisiteli bölgesinde olmasına ilaveten Fransız hâkimiyetinin gelmiş olduğu bir toprak parçasında doğmuş ve burada büyümüş. Okuduğu Antakya Lisesi, Fransa’daki laik bir lisenin müfredatına sahipti. Yani Cemil Meriç, Fransa’ya gitmeden böyle bir okulda okumuş. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ndeki eğitim kurumlarından çok farklı bir eğitimle yetişmiştir.

İkinci bir özelliği, dört yaşında okumaya başlamış olmasıdır. Cemil Meriç, tahsilini yapmak üzere İstanbul’a gelmiş, İstanbul’da Pertevniyal Lisesinde talebe olmuş, üniversite yıllarında değerli hocalardan dersler görmüş. Elazığ lisesinde öğretmenlik yapmış, ülkemiz insanının irfanıyla ve müziğiyle tanıştığı yer Elazığ olmuş. Sonra İstanbul’a gelmiş ve otuz yıl hocalık yapmış. Otuz yıllık hocalığının Cemil Meriç biyografisindeki önemi, üniversitede parlak gördüğü öğrencileri seçip evine davet etmesi ve bedelsiz Fransızca dersi verip onlara da birer kütüphane kurmasıdır. Bunlar arasında Prof. Dr. Server Tanili, Prof. Dr. Berke Vardar, Prof. Dr. Ali Özgüven, Prof. Dr. Bülent Tahiroğlu gibi isimler var. Çevresindeki insanları yetiştiren, kendisiyle beraber onlarında entelektüel hayatını teşvik eden bir insandır Cemil Meriç. Yalnız yaşamıştır denebilir ama yalnızlığını en faydalı şekle dönüştürmeyi bilmiştir. Hem eserler vermiştir hem öğrenciler yetiştirmiştir.

Cemil Meriç Türk düşüncesinde önemli izler bırakan fakat herhangi bir ideolojinin içinde tanımlanamayan aydınların önde gelenlerindendir. Daima Fransız kültürüyle temas eden, dünya kültürünü kendi ülkesine taşıyan ve Türk irfanını dünya kültürüyle barıştırmak isteyen bir aydın Cemil Meriç. Sizin gözünüzle kıymetli babanız Cemil Meriç’i nasıl tarif edersiniz?

Babam sıra dışı bir insan. Sekiz cildi tercüme olmak üzere yirmi ciltlik bir külliyat hediye etti ülkemize. Cemil Meriç’in Türkiye’de 2 milyona yakın okur kitlesi var. Türkiye gibi okur kitlesinin az olduğu iddia edilen bir ülkede eserlerinden birinin 65. baskıya gelmesi bu iddianın doğru olmadığını gösteriyor. Cemil Meriç’in bir mütefekkir ve 20. yy Türkiye Türkçesinin en önemli ve en zarif zirvelerinden biri olarak bu kadar okurunun olması çok sevindirici. Ancak garip bir tecelli ile Cemil Meriç, şu an dünyanın taşrasında kalmış olan bir entelektüel. Yani bir manada Türkiye’de Fransa’nın, hatta Avrupa’nın kültür elçisi sayılabileceği öne sürülebilir. Hint edebiyatının Türkiye’deki mübeşşirlerinden biridir. Bütün bu dış dünya ile Cemil Meriç arasında kurulmuş olan ibrişim örgüsünün aslında tek taraflı olduğunu üzülerek söylemek istiyorum. Cemil Meriç, dünyanın tanımadığı bir entelektüel, dolayısıyla Türkiye’nin merkezinde ama dünyanın taşrasında.

O, on iki ciltlik kitaplarını ve tercümelerinin bazılarını gözlerini kaybettikten sonra kaleme almıştır. Yani dikkatinizi çekmek isterim bir sayfa orijinal bir yazı yazmak için bile ciddi bir birikime ihtiyaç vardır. Cemil Meriç 12 ciltlik eserini gözleri görmeden kaleme almış olan bir “fenomen”dir. Beni sevindiren husus, 12. baskısını yapmış olan Babam Cemil Meriç isimli kitabımın dünya dillerine çevrilme teşebbüsünün başlamış olması. Eser, kasım ayında tercüme edilmeye başlanıp haziran ayında bitecek. Dünyanın birçok ülkesinde İngilizce yazan okuyan kitlesi tarafından alınabilir bir kitap hâline gelecek. Türkiye’yi dünyada temsil edebilme kapasitesine sahip olabilmesi ve bu kabiliyetinin dünya tarafından tanınmasıyla, Türkiye’den dünyaya gönderilmiş olan bir kültür ve irfan elçimizin artık 21. yy.’da bulunacak olması gerçekten ülkemiz adına sevindirici bir gelişme. Bunun yanında eserin aynı zamanda Arapçaya da tercüme edilmesi için çalışmalar yapılıyor. Böylelikle Cemil Meriç İslam ümmetinin ve Müslüman entelektüellerin dünyasına da tanıtılmış olacak. Asıl önemli olan onun kendi eserlerinin dünya diline çevrilmiş olması. Dış dünya ile Cemil Meriç’in irtibatlandırılması konusu son derece önemli. Bu müjdeyi de vermiş oldum.

Kendine has bir üslubu var Cemil Meriç’in Biraz da bundan bahsetsek?

Cemil Meriç’in üslubu yüksek sesle okunmak istenen bir üsluptur. Âdeta karşısında Cemil Meriç varmış, onunla hem sohbet eder hem kavga edermiş gibi okurlarını okumaya teşvik eden bir kalem. Türkçesi geniş soluklu bir Türkçedir. Onun Türkçeye Fransızcanın sentaksını getirmiş olduğu yolunda da bazı görüşler vardır. Belki de gözleri görmediği için ‘Evladım, Türkçe uzun cümle kurmaya tahammül edemez, cümlelerini kısa kısa kur.’ diye tavsiyesi var. Cümleleri çok kısa değil fakat zaman zaman iki nokta koyup tekrar ve ona yeni bir mana ekleyerek çok daha uzun olabilecek olan cümleyi sizi okurken soluksuz bırakmamak için kısaltmıştır.

O hem Doğu’ya hem Batı’ya ufkumuzu açarak içinde bulunduğumuz kültüre yeni boyutlar getirdi. Cemil Meriç’in bu ülke için, insanlık için dertlenip emek verdiği neydi?

Kendisine biçtiği görev şudur: Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayan bir kelime ve bir sevgi köprüsü olmak. Diyor ki son röportajlarından birinde, ‘Ben eserlerimin kültür cildini aşağı yukarı tamamladım. Bundan sonra irfan ciltleri gelecek.’ fakat ömrü buna vefa etmiyor. Demek ki Cemil Meriç’in birinci özelliği, bize, bir insanın ömrü süresince örebildiği kadar dünya düşünce ve edebiyatını tanıtmış olmasıdır. Bu, Cemil Meriç’in ansiklopedist özelliğidir. Biliyorsunuz, Kırkambar kitabı aslında Ahmet Mithat Efendi’nin Kırkambar’ından mülhem olarak konmuş olan başlıktır. Ahmet Mithat Efendi’nin özelliği de 19. yy. Osmanlı Devleti’nde yaşayan insanlara dünyayı tanıtmaktır. Ahmet Mithat Efendi, hem irfan dünyasının hem kültür dünyasının birlikte öğrenilmesi gerektiğini düşünen bir ansiklopedisttir. Cemil Meriç de bir eserinin başlığını Kırkambar koyarak bu manada Ahmet Mithat Efendi’nin devamcısı olduğunu belirtmiştir. Örneğin Işık Doğu’dan Gelir kitabını açtığınız zaman hayretler içinde kalırsınız. Bir taraftan Yahudi dünyasından sizi aydınlatır, diğer taraftan Fyodor Dostoyevski’den, bir İngiliz olan Ruskin’den bahseder. Sizi o kadar geniş bir dünyaya taşır ki sizi o dünyanın başka güzellikleriyle tanışmaya teşvik eder. Ama pasif değil, aktif okuyucu ister Cemil Meriç. Çünkü onun kendisine biçtiği görev muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale taşıyan bir ses, bir sevgi köprüsü olmaktır. Aslında Cemil Meriç, evrensel düşünceye ulaşmış olan yerli ve millî bir düşünürdür diyebiliriz. Bu yüzden hep aktif olmayı önermiştir. Bu Ülke kitabında kullandığı bir cümlede (Bu ülke 89’dan beri su alan bir gemi…) Fransız İhtilali’nin Osmanlı Devleti üzerindeki sonuçlarının hüsran olduğunu belirtmektedir.

Cemil Meriç’in diğer bir görevi, bütün yalanların maskesini sıyırmaktır. Bu yalanlardan biri, Batı’nın bize yapıştırmak istediği az gelişmişlik yaftasıdır. O, Batı’nın doğru ve yanlış cetvelini karşımıza koyuyor. Hint Edebiyatı kitabını da kaleme alırken amacı ülkemize hâkim olan Batıperestliğe karşı Hint edebiyatına Türkiye’nin dikkatini çekmekti. Onun, ’Asya ile Avrupa insan beyninin iki yarım küresi.’ tespiti ne kadar önemli. Yani kendisi bir Türk’tür, bir Müslüman’dır, Batı’yı çok iyi bilmektedir. Fakat Doğu’nun haklarını da savunmuştur. Onun, ‘Eserlerimin kültür cildi bitti bundan sonra irfan cildi başlayacak.’ düşüncesi, yeni nesillere verilmiş olan en önemli Cemil Meriç mesajıdır. İrfanın yeniden keşfi, sadece kendi ülkemiz için değil dünya için irfanın yeniden keşfi… Cemil Meriç’in bize gösterdiği ufuk, kültürden irfanadır. Faniliğimizi, zavallılığımızı bilerek ihtişamımıza her saniye çalışarak kavuşmak yolunda Cemil Meriç fiilen bir örnek vermiştir. Kaybedilmiş iki göz ile bu ülkeye çok önemli bir mesaj vermiştir: Kendimiz kalalım ancak başkalarını da bilelim kendimizi de bilelim başkalarını da bilelim ve fani olan dünyada ezeli keşfetmek için irfan sahibi olalım. Kızı, sekreteri, asistanı, hasta bakıcısı olarak bana kalan miras bu oldu. Ben bu mirası seve seve kullanıyorum ve hayatımda bu mirasın maddi ve manevi çok faydalarını görüyorum.

Cemil Meriç Kimdir?

1916 yılında Antakya ilinin Reyhaniye (Reyhanlı) ilçesinde doğdu. Tam adı Hüseyin Cemil’dir. Banka müdürlüğü de yapmış olan babası, Hâkim Mahmud Niyazi Bey’in görevi münasebetiyle yedi yaşına kadar Antakya’da kaldı. 1923’te Reyhaniye Rüştiyesine başladığı eğitimine 1928’de Antakya Sultânîsinde devam etti. Milliyetçi eğilimlerinin ağır bastığı lise son sınıfta hocalarına yönelttiği eleştirileri yüzünden bitirme imtihanlarına on beş gün kala okulu terk etmek zorunda kaldı. 1936’da İstanbul’a gitti ve on ikinci sınıfa Pertevniyal Lisesinde devam etti. Geçim sıkıntısı yüzünden 1936 Mayısında Antakya’ya döndü ve lise öğrenimini Fransız liselerine özgü programı uygulayan Antakya Sultânîsinde tamamladı. Dokuz ay kadar İskenderun’a bağlı bir köy okulunda öğretmenlik yaptıktan sonra İskenderun Tercüme Bürosu’nda başkan yardımcısı oldu. Kısa sürelerle Nahiye Müdürlüğü, Türk Hava Kurumunda sekreterlik ve belediyede kâtiplik gibi görevlerde bulundu. Nisan 1939’da gözaltına alınarak Antakya’ya götürüldü. 1938’de kurulan ve 1939’da Türkiye’ye iltihak eden bağımsız Hatay hükümetini devirmekle suçlandı; idam talebiyle yargılandı, ancak beraat etti.

1940’ta tekrar İstanbul’a gitti ve iki yıl Yabancı Diller Yüksekokuluna devam ederek 1942 Haziranında mezun oldu. Fransızca öğretmeni olarak tayin edildiği Elazığ Lisesinde iki yılı aşkın bir süre görev yaptıysa da özel hayatında ve işindeki çeşitli sıkıntılar yüzünden İstanbul’a dönmek zorunda kaldı (1945). Aralık 1946’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Fransızca okutmanı oldu. 1974’te emekli oluncaya kadar bu görevini sürdürdü. Bu arada Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne doktora öğrencisi olarak kaydoldu (1951), Işık Lisesinde Fransızca hocalığı yaptı (1952-1954) ve Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde dersler verdi. 1984’te beyin kanaması ve ona bağlı olarak felç geçirdi; ağır bir hastalık döneminin ardından 13 Haziran 1987’de İstanbul’da öldü ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.