Makale

PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK VE AKIŞ DENEYİMİ

PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK VE
AKIŞ DENEYİMİ
Beyza ATAGÜN
Psikolog

Mavi Dünyanın Telaşlı İnsanları

Bugünlerde telaşsız insana rastlamak zor doğrusu. Bir döngüye kapılmış gibi telaşların ardı arkası kesilmiyor. Kaldırımda hızla yürüyen ve bir an önce gideceği yere varmak isteyen ayaklarımız zihnimize fırsat vermiyor. Ah bir fırsat verse bakarken görmeyi, duyarken dinlemeyi unutmayacağız. Telaş içerisindeyken pek çok şeyi ihmal ediyoruz ama en çok da kendimizi. Telaşlıyken anın içinde yani akışta ne kadar var olabiliyor, psikolojik dayanıklılığımızı ne kadar koruyabiliyoruz?

Akış Deneyimi

Zamanın olduğundan hızlı aktığını hissettiğiniz, dikkatinizi tümüyle yaptığınız işe verdiğiniz ve bu işten keyif aldığınız bir anınızı düşünün. Karnınızın acıktığını ya da yorulduğunuzu hissetmediğiniz hatta hayatınızdaki sorunların farkında bile olmadığınız bir an. Bir tür esriklik (ecstasy) durumu ya da vech hâli. İşte böyle anlara psikolojide “akış deneyimi” denilmektedir. Akış, bireyin bir deneyime bütünüyle dalıp gitmesi olarak tanımlamış ve yıllar önce Psikolog Mihaly Csikszentmihal’in yaşamaya değer bir hayatın nasıl mümkün olacağını anlamaya çalışması ile ortaya çıkmıştır.

Csikszentmihal, yaratıcı ve işinde başarılı pek çok sanatçı, bilim insanı, sporcu vb. kişilerle görüşmeler yapmıştır. Bu kişilerle yaptığı görüşmeler sonucunda onların işlerini gerçekleştirirken şöhret veya servet ummadıklarını belirtmiştir. Ancak bu kişilerin anlamlı ve yapmaya değer buldukları şeyleri bir akış içerisinde gerçekleştirerek yaşamaya çalıştıklarını ortaya koymuştur. Buna dayanarak Csikszentmihal, temel ve maddi kaynaklardaki yetersizliğin mutsuzluğa etkisi olduğunu, maddi kaynaklardaki artışın ise belli düzeyden sonra mutluluğu artırmadığını ifade etmiştir

Csikszentmihal’in araştırmalarının sonuçlarına baktığımızda akış içerisindeyken yaptığımız eylemlerin bizi gerçekten mutlu etmeye yeteceğini söyleyebiliriz. Bu eylemler kişiden kişiye değişebiliyor. Bazı insanlar yemek yaparken kendilerini akış içerisinde hissederken bazıları ise ibadet ederken, bir sanatla uğraşırken ya da spor yaparken kendini akış içerisinde hissedebiliyor. Bunun ne olduğunu keşfetmek ise bilhassa kendimizi iyi gözlemleyebilmekten geçiyor.

Akışta Kalmak Neden Önemli?

Akış deneyiminde kişi tüm dikkatini yaptığı işe yöneltir ve diğer tüm uyarıcılara kendisini kapatır; hatta öyle ki kişinin kendisiyle ilgili öz farkındalığı da ortadan kalkar. Buna bağlı olarak kişinin hayatındaki stres ve zorlayıcı durumlardan akış deneyimiyle uzaklaşabileceğini söyleyebiliriz. Bu süreçlerin gerçekleşmesinde beynimizde salgılanan nörokimyasalların etkisi büyüktür. Çok miktarda nörepinefrin, dopamin, endorfin, ve serotonin gibi kimyasal maddeler akış deneyimi sırasında vücut sistemimize salınır. Bu kimyasal maddeler hazzı tetikleyen, performansı arttıran ve iyi hissetmemize yardımcı olan kimyasallardır. Akış deneyimi sırasında ayrıca “dorsolateral prefrontal korteks”in yani beynimizin kendini izleme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölümün ketlendiğini söyleyebiliriz. Bu bölgeyle bağlantılı olan, kendimizi eleştiren ve yargılayan iç sesimiz akış sırasında bize fısıldamayı durdurur. Dolayısıyla kendimizi olduğu hâliyle yargılamadan kabul etmemiz kolaylaşır. Bu da diğer insanlara olan bakış açımızı olumlu etkiler.

Hayatın herkes için sürprizlere ve zorluklara gebe olduğu aşikâr. Bizler, başımıza gelecekleri belirleyemez ya da bulunduğumuz çevre şartlarını belli kaideler dışında değiştiremeyiz. Ancak bu duruma karşı kendi duruşumuzu belirleyebilir, nasıl hissedeceğimizi kontrol edebiliriz. Yukarıda bahsetmiş olduğum akış deneyimine sahip olmak, şartlarını belirleyemediğimiz yaşam yolculuğunda bizim için koruyucu bir fanus işlevi görecektir.

Psikolojik Dayanıklılık

Bireyin, yaşamında zorlu ve stresli bir durumla karşılaştığında kendisi için başka bir direnç kaynağı da psikolojik dayanıklılıktır. Yapılan araştırmalara göre psikolojik yönden dayanıklı olan bireylerin, yaşadıkları problemleri çözme konusunda daha fazla strateji geliştirebildikleri ve stresleri ile mücadele edebildikleri ortaya konmuştur. Ayrıca bu kişilerin öz yeterlilik, öz güven ve kendilerine olan inançlarının da yüksek olduğu araştırmalar ile belirtilmiştir.

Psikolojik dayanıklılığın doğuştan gelmesinin aksine sonradan öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir kişisel özellik olması, bu kavramın önemini daha da arttırmaktadır. Psikolojik dayanıklılığı geliştirmek için Amerikan Psikologlar Derneğinin önerdiği farklı yöntemler var. Bunlardan biri, değişimi yaşamın bir parçası olarak kabul etmek. Bazen gerçekleştirmek istediğiniz hedefleriniz veya hayalleriniz beklenmedik bir şekilde engellenebilir. Böyle anlarda değiştiremeyeceğiniz olaylara odaklanmak yerine değiştirebilecekleriniz için çabalamak sınırlı enerjinizi muhafaza eder. Böylece zihniniz belirsizlik girdabından kolayca sıyrılarak sizi harekete geçirmek için stratejiler belirlemeye başlar. Bir diğeri, yaşamın bütününü görmeye çalışmak. Acı veren olaylarla karşı karşıya kaldığınızda bu durumun içine saplanıp kalabilir ve kalan hayatınızın da bu şekilde geçeceği algısına kapılabilirsiniz. Yaşanan durumların ve bu durumlar karşısında hissettiğiniz duyguların geçici olacağını kendinize hatırlatmak işlevsel olabilir. Son olarak da besleyici ilişkilere sahip olmak ve ihtiyacınız olduğunda destek alabileceğiniz kişilerin varlığı dayanıklılığınızı arttırmakta son derece işe yarar yöntemlerdendir.

Dayanıklı kişileri diğer insanlardan ayıran üç özelliğe baktığımızda bunların gerçekliği kabul etmeleri, hayatın anlamlı olduğu konusunda derin bir inanca sahip olmaları ve değişikliklere hızlı uyum sağlama becerilerinin olduğu söylenebilir. En nihayetinde zorlu yaşam olaylarını sağlıklı bir şekilde atlatıp yeniden hayat amacına dönebilen kişilerin psikolojik olarak dayanıklı olduğunu söyleyebiliriz.

Zorlu yaşam olayları içinde telaşla koştururken daha önce ne kadar dayanıklı olduğunuzu, kendinize nelerin iyi geldiğini ya da neler yaparken akış deneyiminde olduğunuzu fark etmediyseniz bu yazı sizin için bir başlangıç olabilir.