Makale

UZMANINA SORDUK

UZMANINA SORDUK

Prof. Dr. Asım YAPICI

İnsanlık tarihine nazar ettiğimizde hangi zamanda ve zeminde olursa olsun hurafelerin, batıl inançların kendine bir şekilde yer açtığını görüyoruz. Hurafeler nelerden besleniyor, insanoğlu yaşamı boyunca neden hurafelerin sunduğu konfordan vazgeçemiyor?

Batıl inanç ve uygulamalar insanlar tarafından yaşanan ve yaşatılan çok sayıda duyuş, düşünüş ve davranış kalıbı barındırır. İnsanlar neden bir yatıra giderek çocuk sahibi olmak, iş bulabilmek, şifa bulabilmek, evlenmek için dua eder? Bu soruya “ihtiyaç” kavramıyla cevap vermek mümkün. Tam da bu noktada “somut ihtiyaçların güdülediği ihtiyaç dindarlığı” kavramı çıkıyor karşımıza. İnsanlar görünmeyen bir kutsal varlığa ulaşabilmek için görünen, bilinen somut bir varlığın ruhaniyetine sığınarak mevcut ihtiyaçlarını gidermek istiyor. Görenekler ve söylemler bu hususta etkili. Zira hurafelerin oluşmasında süzülerek gelen inanç, bilgi, beceri, davranış değil “göz” ve “dil” ile tevarüs edilen hususlar daha önemli. Aktarılan rivayetler darda ve sıkıntıda olan insanları kendisine doğru çekiyor. Kendini gerçekleştiren kehanet denilen durum çıkıyor ortaya. Hülasa insanlar, batıl inanç ve uygulamalarla yani hurafelerle, baş edemedikleri problemlere karşı pratik çözümler bulacaklarına inanıyor. Zor olmayan meşakkatsiz bir davranış bu. Bu tür inanç ve davranışların verdiği zihinsel konfor çekici geliyor insanlara.

Modern çağ, kimi kavramların anlamlarını daraltırken kimilerini de alabildiğine genişletti. Peki, hurafe dediğimizde günümüz dünyasında ne anlamalıyız? Bu çağın hurafeye yüklediği anlam nedir?

Tarihin her döneminde insanlar doğa olayları karşısında yaşadığı çaresizlikten dolayı batıl inançlara yönelmiştir. Günümüzde daha ziyade iş bulma arayışı, psikolojik sorunlar, evlenme, aile içi problemler ve geleceği kestirme nedeniyle hurafelere ya da birtakım spiritüel faaliyetlere müracaat edilmektedir. Ruhçuluk yani spiritüalizm, astroloji, medyumluk, falcılık, tarot geleneksel dünyada daha yaygındı, bugün de oldukça kuvvetli bir şekilde mevcudiyetini koruyor. Ayrıca yapılan her türlü tıbbi müdahaleye rağmen hastalığı geçmeyen bir hastanın cinci, büyücü tabir edilen kişilere gitmesi ya da götürülmesi, nazara uğradığını düşünen kişilerin üzerinde nazar boncuğu taşıyarak kem gözlerden korunacağına inanması, gelecekten haber alma adına fala bakılması, kısmet açmak için türbelerde, kutsal mekânlarda şeker dağıtılması ve benzeri uygulamalar ülkemizde yaygın olarak görülen batıl inanç ve davranışlar olarak sayılabilir. Keza türbelerde mum yakmak, çaput bağlamak, bezden bebek yapıp türbeye bırakmak, taş yapıştırmak, ölülerden medet ummak gibi hurafeler de modern çağda gerek kırsal kesimde gerekse metropollerde hâlen geçerliliğini korumaktadır.

Her hâlükârda şunu söyleyebiliriz: İster geleneksel ister modern olsun korku ve çaresizlik hissine kapılan, zorlanan, çözüm arayan her birey batıl inançlara yönelebilmekte, sorunlarına böylece çözüm aramaktadır. Aslında modern çağdan öte postmodern çağ, spirituel halk inançlarının ve halk dindarlığının gelişimine ve yayılmasına daha uygun bir zemin hazırladı. Çünkü postmodern birey, ruhsallık temelli uygulamaları daha çok tercih etmektedir.

Bir de sosyal medya aracılığı ile insandan insana sirayet eden, bulduğu her boşluktan baş veren yeni nesil hurafelerle karşı karşıyayız. Bunlar hakkında neler söylersiniz?

Gerek görsel medyada gerek sosyal medyada çok sayıda batıl inanç ve davranışları besleyen figürlerle karşılaşmak olasıdır. Bilhassa “Sihirli Annem”, “Bücür Cadı ve Perili Ev”, “Acemi Cadı”, “Selena” ve “Sırlar Dünyası” gibi diziler hurafelerin hem üretilmesinde hem de toplumsal yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Sosyal medya kanallarından YouTube, bu tür içeriklere ulaşımı kolaylaştırmakta, istenildiği zaman tekrar tekrar izlemeyi mümkün kılmakta. Bu dizilerde; metafizik ve kutsal alan olabildiğince maddileştirilmekte, sıradanlaştırılmakta, dahası üretilen hurafelerle toplumsal bilinç sihri-mitik inanç ve uygulamalarla doldurulmaktadır. Daha yakın zamanlarda bir şahıs, sosyal medyada, rüyasında bir evliyanın kendisine ‘Kovid-19’a yakalanmamak için sumak yemeyi’ önerdiğini ilan edince, insanların sumağa hücum edişine şahit olduk. Kovid-19’a yakalanmamak için üretilen hurafeler, psikolojik anlamda anlık rahatlama sağlasa da kalıcı bir çözüm sunmamakta. Yine sosyal medyada üzerinden fala bakma/baktırma işlemleri yoğun bir şekilde devam ediyor, hatta bilgisayarlara ve akıllı telefonlara indirilen çevrim içi fal siteleri mevcut. Ayrıca telefonunuza “Bu mesajı şu kadar kişiye -örneğin 40 kişiye- gönderirseniz kazadan beladan kurtulursunuz ya da tersine göndermezseniz bela ve musibete uğrarsınız gibi.” bir ileti geldiğini görüyorsunuz. İnsanlar etkileniyor doğal olarak. Sosyal medya hem hurafe üretmede hem de hurafelerin dolaşıma sunulmasında belirgin bir işlev üstlenmiş durumda. Dijital çağın postmodern insanı dinî kökeni zayıf ya da dinî temeli hiç olmayan ruhsallık arayışında olduğu için hurafelere daha yatkın bir görüntü arz ediyor.

Din psikolojisi açısından baktığımızda hurafe ve bidatların bu denli rağbet görmesini hakikatin karşısında yer almasından ziyade hakikat kırıntıları barındırmasına bağlayabilir miyiz?

Batıl inanç ve davranışların kültürel, ekonomik, sosyolojik, psikolojik pek çok nedeni olabilir. Eşya ve olayların mahiyetini bilmemek, belirsizliği ve kaygıyı gidermek, geleceği kestirebilmek, acizlik ve çaresizlik hissetmek, güvensiz bir dünyada güvenlik ihtiyacı aramak, birey olamamak ve sorumluluktan kaçmak hurafe ve bidatleri besleyen nedenlerdendir. Gerçekten de bir insan deprem, kanser, Kovid-19 vb. pek çok yaşam olayı karşısında aciz ve çaresiz bir varlıktır. Burası hakikatin özünü temsil eder. Dış dünyada olan bitene anlam yüklemek ister. Dinî inançlar bu hususta dua, ibadet, tesbihat, sadaka vermek gibi davranışları önerir. Buna karşın hurafeler söz konusu olunca türbelerden, fallardan, cinci ve büyücü diye adlandırılan kişilerden destek alma yani ruhsallık temelli davranışları ortaya çıkıyor. Kuşkusuz dinî temelli ve ruhsallık temelli inançlar ve uygulamalarda psikolojik motivasyon aynıdır. Burada özellikle kutsallaştırmanın yön değiştirme biçimine temas etmek gerekir. Hatta sorunuzun asıl cevabı burada gizlidir. Kutsallaştırma, din alanında gerçekleşmediği takdirde, içeriği farklı olmakla birlikte, benzer kalıplarda başka alanlara kayabilir. Viktor Frankl’a göre bastırılan gerçek inançların yerini batıl inançlar almaktadır. Çünkü bireylerdeki inanma ihtiyacı genel anlamda kabul görmüş inançlarla tatmin edilmediğinde batıl inançlar sökün edebilir. Zira inanma olgusu, boşluk kabul etmeyen bir yapıya sahiptir.

Biraz daha açacak olursak insanlar, günlük yaşamda var olan maddi veya manevi problemlerin çözümünde, özellikle bilimsel bilginin yetersiz kaldığı durumlarda, çeşitli batıl inanç ve uygulamalara yönelebilmektedir. İnsanların geleceği tahmin etme veya olacak olan olayları kontrol altına alma arzusuyla, düşüncelerinde kurguladıkları unsurları kültürel olgular ile harmanlayıp bir ritüel hâline dönüştürebilir. Yanlış ya da rastlantısal bir şekilde olgular arasında sebep sonuç ilişkisi kurabilir. Psikoloji literatüründe “değişken oranlı pekiştirme” denilen durum var. Örneğin kırmızı gömlekle sınava gidince ve o sınavda başarılı olunca insan zihni neden-sonuç ilişkisi bağlamında başarıyı kırmızı gömleğe bağlayabilir. Aslında başarının bununla hiçbir ilişkisi yoktur. Keza bir köpeğin vakitsiz ulumasının ölüm ya da gece baykuş ötmesinin uğursuzluk getireceğine inanılır. Muhtemelen vakti zamanında tesadüfen böyle bir olay gerçekleşmiştir. Gerçekte ölüm ya da uğursuzluğun ne köpekle ne de baykuşla ilişkisi vardır. Fakat gerçeğin ne olduğunun da önemi yoktur bu tür insanlar için. Önemli olan mevcut durumu anlama ve açıklama çabasıdır. İnsanın beklenti güdümlü bir doğaya sahip olması, olgular arasında neden-sonuç kurma çabası, böylece anlama, belirsizliği giderme ve dış dünyayı kontrol etme arzusu karşılanmış olmaktadır. Tesadüfen de olsa hurafelerin ara sıra işe yaradığının gözlenmesi süreklilik kazanmasını sağlamaktadır.