Makale

YENİ NESİL HURAFELER SENİN TOTEMİN NE?

YENİ NESİL HURAFELER
SENİN TOTEMİN NE?

Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU

Metroda gidiyorum. Elimde Michael Foley’in Saçmalıklar Çağı var. Bir taraftan okuyorum, bir taraftan da yanı başımda oturan biri kız diğeri erkek iki gencin dikkatimi dağıtan konuşmasına ister istemez kulak misafiri oluyorum. “Benim totemim var.” dedi genç kız, “Her sınav öncesinde uğur getirsin diye annemin ördüğü yeleği giyiyorum. Benim totemim her sınavda yeleğimi mutlaka giymek. Senin totemin ne?” Delikanlı biraz düşündü, “Benim totemim yok. Olması gerekiyor mu?” deyince genç kız bir parça hayal kırıklığı yaşamış gibiydi: “Yook, öylesine sordum. Bizim sınıfta herkesin bir totemi var. Senin de olabileceğini düşündüm de merak ettim.” Foley’in kitabının kapağını çevirip bir kez daha baktım tebessümle: Saçmalıklar Çağı! Bu yavan sohbete yabancı olduğum için soramadım totemci kızımıza içimdeki soruyu: “Nasıl, sınavlarda aldığın notlar iyi mi bari?”

Totemcilik modern zamanların, özellikle de gençlerin hurafelerinden. Alamet, hikmet anlamlarına gelen totem kelimesi, aslında ilkel toplumlarda topluluğun ondan türediğine inanılan ve kutsal sayılan hayvana verilen ad. Kızılderililer için her insanın bir karşılığı olarak doğada mutlaka bir totem hayvanı var. Bunu bilen biri size “Senin totem hayvanın ne?” diye sorarsa fazla şaşırmayın. Bugün, çok arzu edilen bir durumun, olayın gerçekleşmesi hâlinde aynısının tekrarlanabilmesi için gerçekleştiği zamandaki yapılanları tekrar etmeyi ifade ediyor. Sahaya sekerek giren futbolcu, penaltı atılırken sırtını dönen taraftar, sınava “uğurlu” kalemiyle veya yeleğiyle giden öğrenci. Daha pek çok örnek verebilirim. Uğur getirdiğine inanılan ritmik hareketler, nesneler, hayvanların listesini tutmaya inanın mürekkep yetmez.

Çiftçilerimizin de bir uğur hayvanı varmış: Uğur böceği. Hani şu adına uç uç böceği, hanım böceği, gelin böceği, kız böceği dediğimiz kırmızı kanatlarında siyah benekler olan sevimli böcek. Mahsule dadanan türlü böcekleri yediği ve bereket getirdiği için adına uğur böceği demiş çiftçilerimiz. Ben de hep öyle bildim o tatlı böceği. Küçükken oğlumun hobisiydi uğur böceği toplamak. Kavanoza doldurur, içine de yesinler diye ot ve çiçek koyar, bana da havasızlıktan ölmesinler diye kapağına çiviyle delikler açmak düşerdi.

Hurafelerin, batıl inançların olmadığı bir çağı yazmıyor kitaplar. Şayet insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş yeryüzü toplumlarının hurafe ve batıl inançlar listesini asmak isteseydik, eminim ki yüzlerce kat yüksekliğinde bir kuleye ihtiyaç duyardık. Aynı şekilde, kendi dönemindeki hurafe ve batıl inançlara savaş açan, izlerini silip atmak isteyenlerin listesi tutulsaydı, yine eminim ki yüzlerce metre uzunluğunda bir rulomuz olurdu. Hayatı hurafelerle mücadeleyle geçen İbn Teymiye’nin tabutu, ellerini sürebilmek için âdeta birbirlerini ezen kadınlar yüzünden büyük bir izdihamda yol alır. Bugün Avrupa’da demir parmaklıklarına binlerce kilidin asılı olduğu onlarca köprünün olduğunu ve bunlara çok denk geldiğimi söylersem abarttığımı düşünmeyin. Nice “dilek” ağaçları çıktı önüme, dallarında renk renk bezlerin uçuştuğu, üzerine binlerce sakızın yapıştırıldığı. Şimdilerde bu ağaçlara korona maskeleri asılıyor.

Daha doğarken başucunda bekler insanı hurafe.

“Ablam gönlünden ne koparsa at!”

Astroloji, kahve falı, yıldız falı, hurafe, batıl inanç, mit, sihir, büyü… Büyüler de çeşit çeşitmiş: Aşk büyüsü, bağlama büyüsü, canbar büyüsü, kara büyü, papaz büyüsü. Canbar büyüsünü ben de merak ettim. Ceylan veya geyik derisi üzerine yapılırmış, en etkili aşk büyüsüymüş ve Asya menşeliymiş. Ayrıca meditasyon, yoga, şaman ayinleri, çakraları çalıştırma, şifa dağıtma, biyoenerji, içimizdeki evrensel akla danışma, yüzde yüz düşünce gücü, evrensel enerji gibi daha niceleri var. Ruh masörleri, ruh çağırıcıları, kabalcılar, medyumlar, fengshuiciler de bu piyasanın hatırı sayılır kazananlarından.

Daha da uzatabileceğim bu listeye bakarak artık bir şeyden eminim. İç dünyaların büyük bir tehdit altında olduğu çağımızda, dinin yerine soyunan maneviyatçı akımlar, Yeni Çağ dinleri, medyumlar, üfürükçüler, muskacılar cirit atıyor. Köklerinden koparılmış, ayakları yerden kesilmiş, sert rüzgârın önündeki bir yaprak misali bir oraya bir buraya savrulan ruhları kelebek ağıyla havada kapan devasa bir maneviyatçılar çarşısı var. Bitpazarı çeşitliliğinde ve bolluğunda olan bu çarşıda yok yok, kim neyi arıyorsa rahatlıkla bulabiliyor. Hiçbiri beleş değil tabii ki. Bu çarşıda cüzdanı şişkin, yağlı müşteriye yapılan muamele ile “Ablam gönlünden ne koparsa at!” müşterisine yapılan muamele ve ağırlama aynı değil. Cüzdanınız ne kadar kabarıksa “satılan” hakikate (!) o kadar yakınsınızdır! Ancak özellikle vurgulamak isterim ki bu piyasanın sözde hakikati kalıcı değildir, depreşen ruhlar için olsa olsa anlık, geçici bir pansumandır. Kapıdan uğurlanma esnasında sırtınız sıvazlanırken sarf edilen “Ne zaman isterseniz biz buradayız, yine bekleriz!” sözündeki gömülü ima tam da bu geçiciliktir. Burada size sunulan sahtelikleri almak için ihtiyacınız olan şey, paradır.

Uzak Doğu kaynaklı hurafeler de kapitalizmin zengin menüsünde kendilerine yer açabilmek için koro hâlinde aynı şeyi fısıldarlar kulaklara: “Aman ha! Tek bir hakikat yok. Herkesin hakikati farklı olabilir. Bireyin Tanrı’yla ilişkisini kutsal değil, her bir bireyin kendisine özgü tecrübesi belirler. Herkes kendine ait bir mantra aracılığıyla evrensel akla, ruha, enerjiye ve bilince ulaşabilir.”

Modern çağın kulaktan kulağa yayılan şüpheli, uydurma folklorik hikâyelerinden ibaret şehir efsanelerini de hurafe ve batıl inançlar kategorisine eklemezsek listemiz eksik kalır. 1980’lerde beyaz bir kadınla ilişkisi olduğu için öldürülen Tony Todd isimli siyahi bir sanatçının intikamını almak için uydurulmuş bir şehir efsanesine göre, öldürülen sanatçı, aynanın karşısına geçip beş defa “Şeker Adam!” (Candyman) diyenin karşısına çıkıyor, onu öldürüyor ve böylece geri dönüp intikamını almış oluyormuş. Şehrin rutinleştiren ve uyuşturan havası, insanın en soylu melekelerinin üstüne bir kâbus gibi çöktüğünde duyusal kısırlık başlıyor. Şehrin alacakaranlığına eşlik eden kalın sis perdesi hayatları kuşattığında varoluşun anlam haritaları teker teker bulanıklaşıyor ve nihayette kimin nereye tutunduğu çok da fark etmiyor. Zira dayanılmaz baskı altında çöken ilişkilerin enkaz yığınlarına dönen şehirde artık pek çok şey görünmezdir, yalayıp yutulmuştur.

Modern çağ, hurafe kavramının kapsamını alabildiğine genişlettiğine göre gelin bunlara Yeni Çağ akımlarını da ilave edelim. Din adına ileri sürülen inanç, uygulama ve davranışların etiket ismi olan hurafe kavramı için Kur’an-ı Kerim’de uydurulmuş sözler anlamında “esâtîr” kavramı kullanılıyor. “Din hurafedir.” deyip, dine karşı bayrak açıp bu mücadelede oluşan gedikten sızanlar çaktırmadan dinin yerine taliptirler aslında. Ruhlara özgürlük çağrıları çığırırken bedenleri makineleştiren kapitalizmin dünyasında kaçmak isteyenlere gerçek dışı dünyalar sunmakta birbirlerini eziyorlar.

Şayet “akla ve gerçeğe aykırı söz” olarak tanımlanmışsa hurafe, o zaman ben daha ileri gidiyorum. Batı’nın sömürmek ve talan etmek için girdiği coğrafyalarda diline pelesenk ettiği pek çok kavram da bir hurafeden ibarettir. İlerleme bir hurafedir, küreselleşme bir hurafedir, insan hakları ve özgürlük bir hurafedir, daha mutlu ve refah bir dünya söylemi bir hurafedir… Terry Eagleton bu söylenenleri teyit eder: “Hâlbuki ortada uhrevi bir mit ve saf bir batıl inanç olacaksa bu, birkaç aksaklığın dışında hepimizin daha iyi bir yolda olduğumuzu söyleyen liberal-rasyonalist inançtır.” (Terry Eagleton, Çev. Akın Emre Pilgir, Akıl İnanç ve Devrim, İstanbul: Tellekt Yay., 2021, s. 66) ABD’de, İsa gelmeden önce son dakikada dine dönmeleri için e-posta mesajı ile yalvaracak şirket kuranların olduğunu söyleyen Eagleton şunu da ekler sözlerine: “Yeni Ahit’ten bu kadar ıvır zıvır ve bâtıl inançla dolu saçmalığı ayıklama konusunda ABD’den üstün hiçbir ulus yoktur.” (s. 56) Zodyak çılgınlığı yani burçlara bakma hastalığı Amerika’yı sarmış durumda. Amerikan Astrologlar Federasyonu’na göre 70 milyon Amerikalı, güne yıldız falları okuyarak başlıyor. Amerikalıların yüzde yirmi beşi yıldızların ve gezegenlerin pozisyonlarının günlük hayatı etkilediğine inanıyor (scientific.america.com).

Doğrusu, liberal hümanistler ve rasyonalistler de boğazına kadar hurafeye batmışlardır. Kulaklara kendisini delice fısıldayan liberal rasyonalizmin kendi hurafelerinin dine atfedilenlerden kalır yanı yoktur. Ateistler dine ve tanrı inancına karşı dirençli oldukları için güya hurafeye karşı da efsunlu olduklarını düşünürler. Gerçekte hurafe, ateistlerin de itikadıdır. Dinin söneceğini beklerken hayal gücü iflas eden ateistler de hurafeden muaf değillerdir. Modern ya da çağdaş, liberal ya da rasyonalist, dindar ya da dinsiz olmak hurafe ya da batıl inançtan azade olmak anlamına gelmiyor gelmez de.

Sadede gelelim

Kınadığımız şeylere kapılmamak, savunduğumuz kaleleri kaptırmamak için büyük bir mücadele veriyoruz. Ateizmin fazla prim yapmadığını görenler, maneviyatçı akımlara yöneldiler. Postmodern dünyanın yeni dininin jargonunu yukarıda bir kısmını saydığım yeni tip maneviyatçı grup ve akımlar üretiyorlar. Dinin en sinsi rakipleri olarak iş başındalar. En büyük rakip, bu yeni tip maneviyatçılık... İnsan ruhunun derinlerine sızarak gizil güçlerini harekete geçirmedeki “rakipsiz” (!) iddialarına bilimsel, rasyonel ve liberal karışımın tuhaf renkli gömleğini giydirerek müşterilerinde “seküler” bir cazibe uyandırırlar. Bu modern seküler görünümün altında tepeden tırnağa bir irrasyonellik, tutarsızlık ve saçmalıklar yığını varsa da bunu gizlemede üstlerine yoktur. Dinden kaçana, dine ve inanca mesafeli durana, dinden uzaklaşma eğilimleri sergileyene, kafası karışık olana, şüphe nöbetleri geçirene, kopuşlar yüzünden travma yaşayan sınırsız seçenekli menüler sunarlar. Bir bakıma bu menülerle insanın kendini kandırma kapasitesinin sınırlarını da test ederler. Seçeneklerin saçmalığını sezenlere “Fazla kurcalama, sen yine de en asil olanını seç!” telkini yapılır. Bilirler ki, ne kadar modernlik gösterisi sunarsa sunsun, ne kadar bilge, bilgiç ve akıl delisi rolü yaparsa yapsın, insan fazlaca tuhaftır. Daha doğarken başucunda bekleyen hurafeden yakasını sıyırması nerdeyse imkânsızdır.

Hakikatin peşine düşmek muazzam bir zihinsel ve ruhsal yoğunlaşmanın yanı sıra müthiş bir zaman ve enerji ister. Hurafeler ise sizi kestirmeden dolaştırır, ancak her seferinde çaktırmadan aynı yere çıkarır.

Hurafeler çarşısının fason hakikatlerine!..