Makale

TARİHİ DEĞİŞTİREN ZAFERLER

TARİHİ DEĞİŞTİREN
ZAFERLER

Umut GÜNER

Dünya tarihinde devlet ve toplumların yıldızının parladığı nadir anlar kadim zamanlardan beri var olmuştur. Bu minval üzere birçok toplum talih ve kaderleri açısından önemli an ve olaylar yaşamış ve bu olaylara tanıklık etmişlerdir. Milletlerin yaşadığı millî bağımsızlık ve devletleşme süreçleri ekseriyetle en parlak dönemler olarak kabul edilmiştir.

Türk boylarının İslamiyet’i kabulü ve onu bir hayat gayesi olarak benimsemeleri ile birlikte tarih artık Türkler eli ile yazılmaya başlamıştır. Hz. Peygamber ve Kur’an’ın idealize ettiği mümin insan tipi, Türklerde “gazi” ve “alp” olarak biçimlenmiştir. Kazanılan bu ruh, Türkleri tarihin en önemli aktörü kılmış ve dünya tarihine yön verecek gücü onlara bahşetmiştir. Bu güç ile harekete geçen Türk devletleri ilk olarak Selçuklu Devleti öncülüğünde İslamiyet’in siyasi ve askerî liderliğini yapacak seviyeye erişmiştir. Selçuklu Türkleri, Abbasi halifeliğini, Şii Büveyhoğulları ve Fatımî tehlikesinden kurtarmış; Abbasi halifesinin siyasi ve dinî gücünü de arkasına alarak İslam dininin sancaktarlığını yapacak misyonu elde etmiştir.

Bu ruh ve misyon ile mayalanan millet, binlerce yıllık tarihine büyük devletler, zaferler ve isimler kazandırmıştır. Tarihimizde bunlardan en dikkat çekici olanı, ekseriyetle ağustos ayında kazandığımız zaferler olmuştur. Türk milletinin tarih sahnesinde elde ettiği başarıları, kırılma ve dönüm noktası olarak kabul edeceğimiz dönemlerdeki mücadeleleri ilahi bir kader gibi zafer ayı olarak ad alan ağustos ayında yazılmıştır.

Türklerin ağustos ayı içerisinde başta 1071 Malazgirt Zaferi ile başlayan zafer yürüyüşleri Belgrad’ın Fethi, 1526 Mohaç Zaferi, 1571 Kıbrıs’ın Fethi ve 1922 Büyük Taarruz zaferleri ile devam etmiş ve tarihî kayıtlara geçmiştir. Tarihimize şan veren bu zaferlerin hemen hepsi siyasi, sosyal ve ekonomik önemleri bakımından mühim ve değerli zaferler olmuşlardır.

Malazgirt Zaferi

Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt kılınması ve Anadolu’da Türk varlığının tesis edilmesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. XI. yüzyılın son çeyreğinde Bizans tahtına yeni geçen hükümdar Romanos Diogenes, hem tahtını büyük bir zaferle taçlandırmak hem de Anadolu’da Türk akınları nedeni ile sarsılan Bizans otoritesini yeniden tesis etmek için büyük bir sefer hazırlığına girişmişti. Hükümdar Diogenes’in tesis ettiği Bizans ordusu, kaynakların belirttiği rakamlara göre yaklaşık 200-300 bin kişiydi. Bu ordu; Bizans’ın tebaası olan Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşturulmuş büyük bir orduydu. Aynı zamanda devrin en güçlü ve en iyi silahları ile donatılmıştı. Hükümdar Romanos Diogenes’in bu ordu ile Malazgirt Ovası’na doğru ilerlediği haberini alan Sultan Alparslan, Mısır seferini yarıda keserek Bizans ordusunun üzerine yürüdü.

Malazgirt Ovası, Rahve mevkiinde meydana gelen savaşı sayıca az olmasına rağmen Türk ordusu büyük bir zafer ile kazandı. Bizans hükümdarı esir alındı. Malazgirt Zaferi, Selçuklu ve Oğuz Türklerinin İslamiyet ile müşerref olduktan sonra İslamiyet ve Türk milleti adına Bizans’a karşı kazandıkları en önemli savaş olarak tarihî kayıtlara geçti. Bu savaşı mühim kılan en büyük özellik Anadolu’da hakim bulunan Bizans’ın siyasi gücünün ve otoritesinin kırılması ile Anadolu’ya peyderpey gaza ve cihat faaliyetleri yürüten Türk topluluklarının Anadolu’yu artık tamamen yurt kılabilmesi olmuştur. Zaferin ardından Türk beylik ve devletleri bu toprakları imar ve ihya etmeye başladılar ve böylelikle Müslüman Türk mührü bu topraklara kazınmaya başlamış oldu.

Malazgirt’in ardından Türkleri Anadolu’dan çıkarmak için Haçlı Seferleri adında birçok sefer düzenlenmiş fakat başarılı olunamamıştır. Nitekim 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sadece dört sene sonra 1075 yılında Bizans’ın başkenti İstanbul’un hemen yakınında bulunan İznik’te Türkiye Selçuklu Devleti kurulmuştur.

Türklerin Malazgirt’te başlattığı tarihî yürüyüşü Batı Anadolu beylikleri, bilhassa da Osmanoğullarının Balkanlara geçişi ile devam etti ve Anadolu topraklarında olduğu gibi Balkanlara da Türk mührü kazınmaya başlandı.

Belgrad’ın Fethi

Osmanlıların Balkanlarda ilerleyişinin akabinde 1520 yılı eylül ayında Osmanlı Sultanı I. Süleyman’ın Macaristan Kralı II. Lajos’a gönderdiği elçinin hakarete uğraması ve öldürülmesinin ardından Macarların Kinin’i ele geçirmesi, Osmanlının Balkan ilerleyişini ileri bir noktaya taşımalarına sebep oldu. Yaşanan vahim olayın ardından Sultan I. Süleyman, Belgrad üzerine bir sefer düzenleyerek 18 Mayıs 1521 tarihinde başlayan Belgrad Seferi’ni bir aylık kuşatmanın ardından zaferle taçlandırmıştır. Böylelikle Osmanlıların Balkanlardaki ilerleyişi ileri bir noktaya taşınmıştır.

Mohaç Zaferi

Belgrad’ın Fethi’nin akabinde 29 Ağustos 1526 tarihinde ise Osmanlı İmparatorluğu ve Macaristan Krallığı orduları arasında Mohaç Muharebesi meydana gelmiştir. Muharebe, Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin zaferi ile taçlanmış ve böylelikle Macaristan’ın büyük bir bölümü Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bu savaş yaklaşık olarak iki saat gibi bir sürede neticelenmiş ve tarih literatürüne en kısa sürede sonuçlanan nihai büyük bir zafer olarak geçmiştir.

Kıbrıs’ın Fethi

Ağustos ayında gerçekleşmiş ve tarihimize altın harflerle yazılmış bir diğer önemli zaferimiz ise Kıbrıs adasının Türklerin yönetimine girmesidir. Kıbrıs, tarih boyunca siyasi ve ekonomik olarak stratejik bir öneme sahiptir. Akdeniz ticaretini kontrol etmek ve Akdeniz’de büyük bir siyasi güce sahip olmanın en önemli anahtarı kabul edilmiştir. Bu nedenle de Kıbrıs’ın fethini gerçekleştirmek ve Kıbrıs Adası’nı Türk yurdu hâline getirmek amacı ile Kaptan-ı deryâ Kılıç Ali Paşa, 13 Haziran 1572 tarihinde büyük bir donanmayla İstanbul’dan Akdeniz’e doğru harekete geçti. Yakın bir tarihte İnebahtı Deniz Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni yenilgiye uğratan müttefik kuvvetler yeniden Osmanlı donanmasını karşılarında görünce büyük bir şaşkınlık yaşayarak bu sefer mücadele etmek yerine barış talep ettiler. Özellikle de ittifaktan ayrılan Venedik devleti, Fransa aracılığıyla Osmanlı Devleti’nden barış istedi. Bunun üzerine 7 Mart 1573’te antlaşma imzalanarak Kıbrıs Adası Osmanlı yönetimine geçerek Türk yurdu hâline geldi.

Büyük Taarruz

Müslüman Türklerin tarihî yürüyüşünü başta Haçlı Seferleri olmak üzere birçok askerî, siyasi ve ekonomik mücadelelerle durdurmaya çalışan müttefik güçler, son olarak I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak Anadolu topraklarını işgal etmeye başladı. Türk varlığını Anadolu’dan yok etmek için sayısız mücadelelere girişen Haçlı düşüncesi, en son ve en büyük girişimine Türk topraklarının muhtelif yerlerine açtığı cepheler ve bilhassa da Batı Anadolu’dan başlattığı işgal ile devam etti. Millî şair ve tarihçilerimizin “yedi düvel” olarak nitelendirdiği bu büyük Haçlı ordusu başladığı işgal girişimini başkent Ankara önlerine kadar ilerletmiş ve varlığımızı en derin şekilde tehdit etmişti. Bu işgal faaliyeti ile vatan kıldığımız topraklardaki yaşam hakkımız gasp edilmek istenmiş ve mevcudiyetimizi tarih sahnesinden silmek arzusu ile harekete geçilmişti.

Kendisine bu topraklarda yaşam hakkı tanımak istenmediği şuurunu idrak eden Anadolu insanı, bütün varlığını ortaya koyarak ve kadim ruhunu ihya ederek Millî Mücadele’yi başlatmıştır. Kadın, erkek, yaşlı, genç ve çocuk demeden bütün bireyleri ve imanı ile Millî Mücadele’yi omuzlamış, tarihte eşi ve benzeri görülmeyen büyük bir kahramanlık destanı yazmıştır. Türk devleti asırlardır kanı ile suladığı, medeniyet inşa ve ihya ettiği bu toprakları var gücü ile savunmak ve düşman işgalini sonuçlandırmak için 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz’u başlatmıştır.

Topyekûn bir milletin canı, malı ve olanca imanı ile başlattığı bu mücadele zaferle neticelenmiş, Haçlı ordusunun tarihteki en büyük işgal girişimi Müslüman Türk varlığının nihai zaferi ile taçlanmıştır. Tarih bir kez daha tekerrür etmiş; bu kadim millet, tarihinde bir kez daha ağustos ayı içerisinde büyük bir zafere imza atmıştır.

26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt’te başlayan Türk zaferler zinciri, tarihin büyük bir kaderi ve talihi olarak ağustos ayında nice zaferlerle taçlanmaya devam etmiştir. Ağustos ayı Türk tarihinde millî zaferlerle dolu bir ay olarak tarihî kayıtlara defaatle geçmiştir.