Makale

Yuvalarımız Şen, Ağzımız Tatlı Olsun

Yuvalarımız Şen, Ağzımız Tatlı Olsun

Zübeyde KILIÇER
Vaize/Sakarya

13.09.2018

Bir vaize olarak beni en mutlu eden şey, insanların hayatına dokunmak. Bir ayetin, bir hadisin ışığında insanlar için şifa kapılarını çalmak. Bugün cemaatimizden bir hanım, vaazın sonunda mahcup bir ifadeyle yanıma geldi. Yüzünde yaşanan yılların bıraktığı derin çizgiler. Elleri birbiri üzerine kapanmış. Önce kesik kesikti kelimeleri, ardından bütün içtenliğiyle anlatmaya başladı. Aile kuracakmış evlatları. Yuvadan uçacakmış oğlu ve kızı. Düğün dernek, mobilyalar alışverişler derken her aşama ıstıraba dönüşmüş. Nihayet yuvasına girmiş gençler ama bu defa da başka huzursuzluklar baş göstermiş. Dilim döndüğünce konuştum onunla ama eve dönünce bütün gün zihnim bu konu etrafında döndü dolaştı.

Büyüklerimiz birine hayır dua edecekleri zaman ona “Yuvan şen olsun, Allah ağzınızın tadını bozmasın!” diye dua ederlerdi… Anlamazdık o zaman yuvalar nasıl şen olurmuş? Şimdi öğrendik ve gördük ki ne büyük ve gösterişli yapılar ne de şatafatlı mobilyalar yetiyormuş evlerimizi yuva yapmaya…

Evleri dört duvarla çevrili hapishane olmaktan çıkarıp, oraları sekinet ve rahmetin kapladığı cennet bahçesi hâline getiren, evlerimizde yaşanan sevgi, şefkat ve merhamet hislerinin varlığıymış... Evlerimizi yuva yapan, dönüş yolumuzu hasretle bekleyen bir annenin yüreği ve tüm sıcaklığını bir anda bizim yüreğimize akıtmak istercesine sımsıkı sarılan babamızın kollarıymış…

Aile korunaklı zırhımızmış…

İçinde doğup büyüdüğümüz, insan sıcağını hissettiğimiz, güven ve şefkat duygusuyla sarıp sarmalandığımız yerdir aile yuvası… Aile sözcüğünün Arap dilinde karşılığı “üsre”. “Üsre” ise “zırh” anlamına geliyor. Yani dış dünyadan gelebilecek her türlü maddi ve manevi tehlikeden korunduğumuz yer…

Her şey ailede başlar…

Aile olmak, eksik ve aciz olduğumuzun farkına vararak tam olmaya çalışmaktır…

Aile olmak, tıpkı bir elbise gibi sarıp sarmalayabilmektir birbirimizi. Örten, koruyan, güzelleştiren bir elbise… Aile olmak, paylaşmaktır. Mutluluğu, sevinci, acıyı, hüznü...

Aile içinde değer kazanır varlığımız… Kimseler bilmese de bizi, kimseler sevmese de biz biliriz ki ailemiz için her zaman biriciğiz, onların gözünde herkesten, her şeyden daha değerliyiz…

Ve ailede başlar her şey… Önce ailede tomurcuklanır yüreklerimizdeki iman… Gönüllerimize iman tohumları önce annelerimizin kucağında atılır, onlar ninnileriyle uyuturken bizi…

Büyüklerimizin yanında acemice namaz kılmaya çalışırken tanışırız Rahman’a secde etmenin huzuruyla…

Seher vakitlerinde okunan Kur’an’ın sesiyle uyanırız çoğu zaman… İlahi Kelam’ın cana can katan nağmeleri önce anne babalarımızın okuyuşlarında yankılanır yüreklerimizde…

Ailede başlar her şey…

“Âlemlere rahmet olarak gönderilen”, “bizler için en güzel örnek olan”, “sıkıntıya düşmemiz kendisine ağır gelen”, “ bizlere çok düşkün olan” şefkatli Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) sevgisi önce aile içinde işlenir yüreklerimize nakış nakış…

Şimdi yuvalar kuruluyor büyük bir heyecanla. Kalpleri birbirine ısınan iki genç, aile olmak için çıkıyor kutlu bir yola. Sadece onlar mı? Anne ve babaları hatta yakın akrabaları ve dostları da katılıyor bu heyecana. Yolda kimi zaman engeller çıkıyor karşılarına. Ama maalesef görüyoruz ki insan kimi zaman da engelleri kendi inşa ediyor. Yeni kurulacak evin mobilyaları hırgür sebebi olabiliyor bir anda. Yahut gençlerin oturacağı ev. Daha yuvaya dönüşmeden o dört duvar için başlıyor bir çekişme. Manevi değerlerin arka plana itildiği, maddiyatın ön plana alındığı durumlarda yaşanıyor bu tablo. Bir açmazın içinde buluyor gençler bu defa kendilerini. Onlara yol göstermek isteyen anneler de böyle mahzunlaşıyor gözümüzün önünde.

Kadının camiden ayrılırken ki hâli hâlâ gözlerimin önünde. Her adımı bir dua, her bakışı bir dua yavrularına. Kurulan yuvanın hayırlar getirmesini diliyor. “Aç hayır kapılarını Allah’ım… Yağdır üzerimize rahmetini… Kaldır kalplerimizin üzerindeki gaflet perdelerini… Sana güzel kul olabilmemiz için bize yardım et!”