Makale

RUHUMUZUN KIRIŞIKLIKLARI

RUHUMUZUN KIRIŞIKLIKLARI

Ayşe Nur ÖZKAN
İstanbul Kadıköy Vaizi

Oscar Wilde, 1891 yılında yazdığı “Dorian Gray’in Portresi” isimli romanında genç bir adamın hikâyesini anlatır.

Romanın ana karakteri Dorian Gray, çok yakışıklı bir gençtir. Arkadaşı ressam Bassil, Gray’in yakışıklılığından etkilenerek onun görüntüsünü sanatında kullanmak ister. Romanın diğer karakteri Lord Wotton, bir konuşmasında, “Hayatta en önemli değerler zevk ve güzelliktir.” cümlesini söyleyince Gray, bu cümleden çok etkilenir ve bir gün yakışıklılığının ve gençliğinin sona ereceğini düşünerek mutsuz olacağına inanır. Büyük bir korku duyar. Tüm kalbiyle kendisi yerine portresindeki Dorian Gray’ın yaşlanmasını diler. Romanda bu isteği gerçek olur ve Gray ne kadar fırtınalı bir hayat yaşarsa yaşasın hiç yaşlanmaz. Yaşadığı hayatın bütün günahları ve tüm yaşlanma izleri Dorian Gray’in portresinde belirir ama kendisi bundan zarar görmez ve hep genç kalır.

Romanda Gray, “güzellik, haz ve ölümsüzlük” uğruna ruhunu şeytana satan bir karakteri temsil eder. Dışı ne kadar yakışıklı ve genç kalırsa kalsın, içi giderek çirkinleşen ve ruhu yaşadığı günahların yükü altında ezilen bir karakterdir artık o.

Dorian Gray Sendromu

Bu roman karakterinin adı, günümüzde psikiyatrist Brosig B. tarafından “Dorian Gray Sendromu” olarak literatüre de geçmiştir. Psikiyatrist Brosig, 2000’li yıllarda, yaşlanma sürecine bağlı olarak neredeyse panik hâlinde ofisine gelen hasta sayısının arttığını fark eder. Bu hastaların ortak özelliği dış görüntülerini güzelleştirmek ve yaşlılık izlerini silmek için tehlikeli operasyonlara razı olmalarıdır. Brosig, birden fazla cerrahi müdahale, aşırı botoks uygulamaları ve benzeri aktivitelerle kendilerine sınır koyamayan bu kişilerin sağlıklarını bile riske attığını ifade eder.

İmaj her şey (mi?)

İyi görünmenin iyi olmaktan daha fazla önemsendiği, bedenlerimizin ayırt edici özelliklerinin ortadan kaldırılarak sunum nesnesi hâline getirildiği zamanları yaşıyoruz. Günümüzde var olmak, dış güzellik ve fiziksel özellikler üzerinden gerçekleşiyor. Genç görünmek, belirli standartları taşımak pek çok kişinin en önemli gündemi.

İstatistikler, dünya nüfus ortalamasına göre, 15-17 yaş grubuna ait genç kızlarda yeme bozukluğu oranının yüzde 13 olduğunu gösteriyor. Aynı yaş grubundaki genç kızların yüzde 90’ı fiziksel görüntüsünden rahatsız. Erkeklerde de durum çok farklı değil. Genç erkek nüfusun yüzde 12’lik bir kısmı kaslı bir vücuda sahip olabilmek için spor yapıyor, gıda takviyesi alıyor. Her yüz erkekten 20’si, yüz kadından 40’ı güzelleşmek uğruna cerrahi operasyon geçirmeyi düşünüyor.

Dış güzellik ilk sözü söyletir, iç güzellik son sözü

Dış görünümün hayatımızda önemli bir rolü olduğu elbette yadsınamaz bir gerçek. Fiziksel olarak çekici kişileri, gerçekte doğru olmasa bile olumlu özelliklere de sahipmiş gibi algılayabiliyoruz. Sosyal psikolojide “Halo etkisi” olarak tanımlanan bu durum, bir nevi ilk izlenim yanılgısına benziyor. Güzel birinin aynı zamanda sevecen, akıllı, sempatik olacağı beklentisi dış görüntüye verilen değeri daha da arttırıyor. Ama ilginç olan şu ki Halo etkisi kısa süreli ilişkilerde bize çekiciliğin önemli ve değerli olduğunu hissettirse de uzun vadeli ilişkilerimizde güzellik ve çekicilik önemini kaybederek yerini sağlam karaktere, güzel davranışlara, kalıcı değerlere bırakıveriyor.

“Allah Teâlâ suretlerimize değil siretlerimize bakar.”

Gözümüzün ilk bakışta gördüğü şeydir suret. Dış görüntümüz, şeklimiz, imajımız sureti tanımlayan sözlerdir. Siret ise ahlakımız, karakterimiz, iç dünyamız, gönül zenginliğimizdir. Peygamberimiz “Allah Teâlâ suretlerinize değil siretlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33.) sözü ile suretimizi değil siretimizi güzelleştirmemizi hatırlatır bize. Çürüyüp toprağa karışacak bedenlerimize değil iyi ve güzel davranışlarla besleyeceğimiz ruhlarımıza yatırım yapmamızı tavsiye eder. Varlığın dış yüzüne bakan ve onunla övünen ilk prototip İblis’tir çünkü. Hz. Âdem yaratıldığında onu sadece balçıktan ibaret zannederek şekle takılan İblis, insana üflenen ruhu göremeyince cennetten uzaklaştırılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz siret güzelliğini “kalb-i selim” (selim kalp) kelimeleriyle ifade eder. Selim kalp, günahlardan tövbe ile arınmış, güzel ahlaka ulaşmış, manevi güzelliklerle bezenmiş bir kalptir. “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah’a selim bir kalp ile varan başka!” (Şuara, 26/88-89.) müjdesi dünyada maddi olarak sahip olduğumuz her şeyin yine burada kalacağı uyarısını barındırır içinde. Rabbimiz bu dünyada ve ahirette izzet ve şeref isteyenlere iki yol gösterir: Güzel söz ve salih amel. Bu iki haslet, insanlar arası ilişkilerimizde değerimizi ortaya çıkaran, siretimizi güzelleştiren önemli iki ölçüdür. Bu ölçülere sahip olduğumuzda suretlerimizin de ziyadesiyle güzelleştiğine şahit oluveririz.

Dünya hayatı yaz bulutuna benzer

“Ruhumuzun kırışıklıkları bizi yüzümüzün kırışıklıklarından daha yaşlı gösterir.” der Montaigne. Bedenlerimizin yaratıcısı ile bağını kopararak dış dünyanın onayına terk edilmesi, sadece cisme indirgenmesi kendimize yapabileceğimiz en acımasız kötülüktür. Yaş aldıkça fiziksel yetilerimizin azalması, bedenlerimizde oluşmaya başlayan deformasyon ne kadar gizlemeye çalışsak da kaçınamayacağımız bir gerçektir. Kaçınılmaz olanı kabullenip yaşla birlikte sahip olacağımız erdemleri arttırmak ve kemal yolculuğunda faziletlerimizi çoğaltmak yaşlandıkça bizi daha değerli kılar.

Hz. Mevlana, Mesnevisinde yaz bulutu hâlinde gelip geçecek olan dünya hayatını, ahiret endişesi olmadan yaşamanın, gündüzü akşamsız kabul etmek kadar abes olduğunu söyler. Hayatımızı dengelemek, ruhumuzu beslemek için bize tavsiyelerde bulunur:

“Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen gönlünü feyz pınarlarından doldurmağa bak. Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur. Cesedine yağlı ballı şeyleri az ver. Çünkü tenini fazla besleyen, nefsani arzulara düşüyor ve sonunda rezil olup gidiyor. Ruha manevi gıdalar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve ruhi gıdalar sun da gideceği yere güçlü kuvvetli gitsin!”

Onlar yüzlerindeki secde izlerinden bellidir

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de inananların yüzlerindeki secde izlerinden tanınacağını haber verir bize. Peygamber Efendimiz, görüldüğünde Allah’ı hatırlatan kimseleri hayırlı insan olarak tanımlar.

Sahi biz birbirimize baktığımızda ne görüyoruz? Birbirimize kimi hatırlatıyoruz?

Vakit, suretlerden siretlere yönelme vakti.

Vakit, bedenlerimize yaptığımız yatırımı ruhlarımıza yapma vakti.

Arınma, yenilenme, ruhlarımızı tazeleme vakti.

Fırsat eldeyken, imkân varken, hemen!