Makale

ORUÇ: MÜMİNİ TERBİYE EDEN İBADET

ORUÇ: MÜMİNİ
TERBİYE EDEN İBADET
Halil KILIÇ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالعَمَلَ بِهِ، فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ

“Yalan söylemeyi ve yalan ile amel etmeyi bırakmayanın yemeyi içmeyi terk etmesine
Allah’ın ihtiyacı yoktur.”

(Buhari, Savm, 8.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) Allah’tan aldığı emir, yasak ve tavsiyeleri bir taraftan tebliğ ederken diğer taraftan da eylem ve söylemleriyle Müslümanlar için güzel bir örneklik ortaya koyuyor; yaşayan bir Kur’an olarak ashabına rehberlik ediyordu. Gerek onun bu örneklik ve rehberliğinde gerekse Kur’an-ı Kerim’de iman, ibadet ve ahlakın iç içe geçmiş ve birbirini tamamlayan unsurlar olduğu görülmektedir. Nitekim orucun farziyetini bildiren ayet-i kerimede “Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde (muttaki) olasınız diye oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” buyrulmuştur. (Bakara, 2/183.) Bir kulun muttaki olabilmesi de iman, amel ve ahlak ile donanmasıyla mümkün olacaktır. Aynı şekilde Allah Resulü’nün şu hadisi, ibadetlerin mütemmimi (tamamlayıcısı) olarak ahlakı işaret etmektedir: “Nice oruçlu vardır ki oruçtan nasibi sadece (aç) susuz kalmaktır. Geceyi ibadetle geçiren nice kişi vardır ki bu kıyamından nasibi sadece uykusuz kalmaktır.” (İbn Mace, Sıyam, 21.) Görüldüğü üzere hadis, ibadetlerin maksat ve manalarını kavramadıktan sonra gün boyu oruç tutmanın, geceleri kalkıp namaz kılmanın kişiye çok da bir fayda sağlamayacağını açıkça ifade etmektedir.

İbadetlerin bir de ruhu vardır

İbadetler, tıpkı canlılar gibi ruh ve bedenden müteşekkildir. Belli hareketlerin belli bir düzen içerisinde yapılması ibadetlerin bedeni olarak nitelendirilebilir. İbadetlerin sahih olabilmesi için bu şeklî unsurların yerine getirilmesi elbette şarttır. Ancak ibadetin ifası esnasındaki niyet, samimiyet, teslimiyet, kurbiyet gibi hâller de göz ardı edilmemelidir. Bu hâller, yapılan ibadetin ruhu mesabesinde olup Allah katında makbul olabilmesi için olmazsa olmazdır. Bu hususların olmadığı, sadece şekilsel hareketlerin bulunduğu bir ibadet, programlanmış bir robotun yaptığı davranışlardan farksız olacaktır. Bu yüzden her bir ibadetin ruhuyla birlikte ikame edilmesi, o ibadetten elde edilecek hazzı ve mükâfatı arttıracağı gibi kişinin kendisine ve içinde yaşadığı topluma tesiri de daha kuvvetli olacaktır.

Oruç, sadece aç susuz kalmak değildir

Oruç; insanın, Yüce Allah’ın her şeyin yaratıcısı ve düzenleyicisi olduğunun ilanı; kulun O’nun her bir emrine itaat edeceğinin ikrarı; kişinin O’na kul olduğunun itirafı; dünyevi hazları sırf O’nun rızası için terk ederek uğruna feda edilemeyecek hiçbir şeyinin bulunmadığının ispatıdır. Oruç, cennette “Reyyan” adı verilen özel bir kapı açılmasına vesile olacak derecede kıymeti olan bir ibadettir. Böylesine önemi haiz olan oruç, belli bir süreliğine aç susuz kalarak veya şehevi arzuları terk ederek sadece bedenle yerine getirilecek şekilsel bir ibadet olmayıp müminin ahlaki meziyetlerle donanmasını sağlayarak onu hem ruhen hem de bedenen olgunlaştırmaktadır.

Oruç, hem madden hem de manen kendini tutmaktır

Yukarıda yer verdiğimiz hadiste yer alan ve “yalan” olarak tercüme ettiğimiz kelimesi esasında yalanla birlikte iftira, dedikodu, laf taşıma, hakaret, küfür gibi anlamlara da gelmektedir. Buna göre hadis, oruç tutan kişinin bu ve benzeri davranışlardan uzak olmasını; bir taraftan oruçlu olup diğer taraftan bu kötü davranışları sergileyen birinin orucunun Allah nazarında bir değerinin olmadığını açıkça ifade etmektedir. İmam Gazali’nin de dikkat çektiği üzere sadece yeme içmeyi terk etmek basit/kolay bir iştir. Ona göre asıl oruç, haramları terk ederek tutulur ki bu şekilde oruç tutanlar Allah’ın has kullarıdır.

O hâlde bir Müslüman, oruçlu iken Allah’ın has kullarına yakışmayan davranışlar sergilemeyerek kendini ve nefsini terbiye eder; yiyecek içecekten uzak durduğu gibi bütün bedenini de her türlü günah ve çirkin işten uzak tutar. Bu itibarla, oruçluyken yanına yaklaşılamayacak derecede asabileşmek, “Açlıktan kan şekerim düştü, gözüm döndü.” diyerek eşini dostunu eliyle veya diliyle incitmek, iftara yetişeceğim derken trafikte kul hakkı çiğnemek gibi tutumların, orucun manasıyla/ruhuyla bağdaşmayacağı asla göz ardı edilmemelidir.

Oruç, kötülüklere karşı kişiyi muhafaza eden bir kalkandır

Hz. Peygamber (s.a.s.), orucun sadece yeme içmenin terk edildiği bir ibadet olmadığını özellikle vurgulamak için “Oruç (sahibini koruyan bir) kalkandır.” demiş ve orucun nasıl kalkan olacağını şöyle izah etmiştir: “Oruçlu kimse kötü söz söylemesin ve cahilce davranışlar sergilemesin. Eğer birisi söz veya fiille kendisine sataşacak olursa ona ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum.’ desin.” (Buhari, Savm, 2.)

Açıkça görülüyor ki oruç, Hz. Peygamber’in gönderiliş amacı olan yüce ahlaki değerlerin gerçekleşmesine önemli katkı sağlayan bir ibadettir. Müslüman, bir taraftan gün içerisinde tattığı açlık duygusunun sağladığı empati ile aç, susuz ve yoksulların hâlinden daha iyi anlayıp onları gözetirken diğer taraftan kötülükle ve kötülerle arasına mesafe koymak suretiyle erdemli mümin olma yolunda adım adım ilerler.

İşte böyle bir oruç Hz. Peygamber’in (s.a.s.) iftar sofrasında yaptığı “Sofranızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin ve üzerinize rahmet melekleri insin.” (Darimi, Savm, 51.) duasının bir tecellisi olarak kişiyi kötülüklere karşı muhafaza edip onun iyilerle haşir neşir olmasına ve etrafının rahmet melekleri tarafından kuşatılmasına vesile olacaktır.

Yüce Allah bizleri, hakkını vererek oruç tutan kullarından eylesin (Amin).

Hadisten öğrendiklerimiz

1. Oruç sadece aç susuz kalarak ifa edilen bir ibadet değildir. Oruç kişiyi manen olgunlaştıran ve onun ahlaki meziyetlerle donanmasını sağlayan önemli bir ibadettir.

2. Oruçlu olduğu hâlde yalan söylemek, dedikodu yapmak, kul hakkı yemek, başkalarına eziyet vermek gibi davranışlar sergileyen kişinin orucuna Yüce Allah değer vermez.

3. Hakkıyla tutulan bir oruç, bir kalkan işlevi görerek kişiyi her türlü kötülükten ve fenalıktan uzak tutar.