Makale

NESEP BAĞI

NESEP BAĞI
Arş. Gör. Ayşe SAĞLAM
Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
“Kim göz göre göre çocuğunu (n kendisine ait olduğunu) inkâr ederse (kıyamet günü) Allah da onu rahmetinden uzaklaştırır ve gelmiş geçmiş herkesin önünde rezil eder.”
(Ebû Dâvûd, Talâk, 28-29)
İslam’da nesep, “akrabalık, baba tarafından kaynaklanan soy bağlantısı; çocuğu ana-babasına ve ailesine bağlayan kan ve soy bağını ifade eden hukuk terimidir.” Babalık, annelik ve çocuklukta ifadesini bulan mensubiyet ve aidiyetliğin literatürdeki karşılığı nesep şeklinde adlandırılır.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Furkân, 25/54) Nesep, aile kurumunun kendisine dayandığı en güçlü dayanaktır. Aile fertleri nesep bağı ile birbirine hısımlık ve kan bağı yoluyla bağlanır. İslam hukukunda nesep olgusu son derece önemi haiz bir konumdadır. Zira nesep, Allah’ın insanlara bahşettiği en büyük nimetlerdendir. Nesep ile aile bağları oluşur; bu sayede insanlığın devamı için gerekli olan şefkat, merhamet ve duygusal bağlar güçlenir. Nesep, aile bireylerini birbirlerine maddi manevi bakımdan rapteden en güçlü unsurlardan biridir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), evladını bile bile inkâr eden kimseyi bu davranışından ötürü kıyamet gününde karşılaşacağı tablo ile Allah’ın onu rahmetinden uzak tutmak ve tüm insanlık önünde rezil etmekle tehdit etmiştir. Nesep, sosyal hayatın huzur içinde devamlılığının şartıdır. Çünkü insan neslinin maddi ve manevi olarak sağlıklı bir biçimde varoluşunu sağlayan unsur, neseptir. Fertler arasında yardımlaşma ve dayanışmanın vesilesi olup temiz bir çevrenin oluşmasının teminatıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Akrabalık ilişkilerinizi sürdürebilmeniz için neseplerinizi (sülalenizi) tanıyın. Çünkü akrabalık bağlarının canlı tutulması ailede sevgiyi güçlendirir, malı artırır ve ömrü uzatır.” (Tirmizî, Birr, 49)

Ebu Hureyre’den rivayet olunduğuna göre liân ayetleri indiği zaman kendisi Hz. Peygamber’den (s.a.s.) şunları işitmiştir: "Bir kavme o kavimden olmayan bir çocuğu dâhil eden bir kadının Allah (ın dini) ile hiçbir alakası yoktur ve Allah onu kesinlikle cennetine koymayacaktır. Bile bile çocuğunu kabul etmeyen bir erkeği de Allah kendisinden uzaklaştıracak, (kıyamet gününde) önceki ve sonraki (ümmet)lerin gözü önünde kepaze edecektir.” (Ebû Dâvûd, Talâk, 28-29) Bir kadının bir kavme, o kavimden olmayan bir çocuğu dâhil etmesinden maksat, söz konusu kadının gayrimeşru ilişki yoluyla dünyaya getirdiği çocuğu ailesine nispet etmesidir. Aynı şekilde kendisinden olduğunu bile bile çocuğunu inkâr eden erkeği de Allah kıyamet günü rahmetinden uzak kılacak ve tüm insanlık huzurunda rezil rüsva edecektir. Bu kimse eşini zina suçu ile suçlamakta ve çocuğunun gelecekteki haklarını gasp edip her türlü psikolojik ve toplumsal travmaya neden olmaktadır. İslam, babalara kendilerine ait olan çocukların nesebini inkâr etmeyi yasakladığı gibi, kadınlara da çocuklarının nesebini gerçek babalarından başkasına nispet etmeyi yasaklamıştır.

Yüce Allah (c.c.) Kur’an’da “Onları gerçek babalarına nispet ederek çağırın. Bu Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir.” (Ahzâb, 33/5) buyurmaktadır. Söz konusu ayette de geçtiği üzere bir çocuğun sahih nikâhla evli anne babaya ait oluşu ve onlara nispet edilmesi İslam’ın ilkelerindendir. İslam hukukunda nesebin karışmasına yol açacak, nesebin öz babadan başkasına ilhakı kati suretle yasaklanmıştır.

Gayrımeşru ilişkilerin yaygınlaşması ve bu yolla çocuklar meydana gelmesi de nesep bağı açısından büyük bir tehlikedir. Hayata, aile kurumunun değeriyle ahlaki bir nizam kazandıran İslam’ın dünyasında nesebe verilen önemle bu tür tehlikelerin önüne geçilmek istenmiştir. Nitekim toplumların, özelde ise aile olgusunun hem fiziki hem de manevi çöküşlerinin önüne nesep bağına verilen değerle karşı konulabilir.

Hadislerde nesep bağı ile alakalı evlatlara da verilen nasihatler bulunmaktadır. Öyle ki Hz. Peygamber (s.a.s.), “Babalarınızdan yüz çevirmeyin. Kim babasından yüz çevirirse (soyunu başkasına dayandırırsa) bu bir küfür olur.” (Müslim, Îmân, 113) buyurmaktadır. Hadisteki küfürden maksat ebedî olarak cehennemde kalmayı gerektiren küfür değil; ancak aile ve değerlerine karşı nankörlük anlamındadır. Her türlü nesep bağını inkâra kalkışanlar en galiz ifadelerle zem ve tehdit edilmiştir. Çünkü aksi hâlde pek çok olumsuz durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Evlilikteki birbirlerine haram olanların helal, helal olanların ise haram hâle dönüşmelerine neden olur. Ayrıca aileden başlamak üzere tüm akrabalık bağlarında yıpranan ve bozulan ilişkiler silsilesi meydana gelir. İşte tüm bu olumsuzluklar nesebin hakikate uygun bir şekilde tespit ve tescil edilememesinden kaynaklanır.

Yüce Allah (c.c.) insanoğluna her türlü nimeti vermekle beraber onun onurlu bir yaşam sürmesi için tekrim etmiştir. Yaşamın doğal akışı içinde neslin devamlılığının sağlanması yolunda ise insanlığın onurlu ve şerefli oluşuna dair olarak nikâh yolunu tavsiye ve teşvik etmiştir. Tarih boyunca tüm farklı uygarlıklar tarafından ailenin önemi ve fonksiyonu kabul edilen bir hakikattir. Nikâhın hikmetleri arasında zina, fuhuş ve diğer yasaklanan her türlü fiilden berî olmanın yanı sıra ahlaklı bireylerin oluşturduğu aile temelli toplumların varlığı bulunmaktadır. Bu itibarla sağlam bir ailenin gerekliliği nesebe verilen önemde ortaya çıkmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, nesebe verilen önemin kavmiyetçiliğe dönüşmemesi ancak çocukların anne babaya nispeti ve bunu doğuran hakların tahakkuku ile dinî değerlerin korunmasıdır.