Makale

Prof. Dr. Zekâi ŞEN: “Medeniyetler su kıyılarında kurulmuştur.”

Prof. Dr. Zekâi ŞEN:
“Medeniyetler su kıyılarında kurulmuştur.”
Söyleşi
Mahir KILINÇ

2004-2008 yılları arasında UNESCO İklim Degişikliği Panelinde (IPCC) su üzerine yapılan çalışmalara katılan bir bilim insanı olarak suyun öneminden kısaca bahsedebilir misiniz?

Bütün medeniyetlerin temel maddesi öncelikle su olmuştur çünkü su, toplumların canlı hayatlarını sürdürebilmeleri, beslenme maddelerinin de yetiştirilmesinde vazgeçilemeyen bir unsurdur. Bu sebeple de medeniyetlerin ilk yerleşim yerleri tamamen su kıyılarında ortaya çıkmıştır: Mezopotamya (Dicle ve Fırat), Mısır (Nil), Hindistan (İndüs), Çin (Sarı) medeniyetleri hep nehir kenarlarında gelişmiştir. Tabii afetlerin (taşkın, kuraklık, çölleşme vb.) meydana gelmesi ile tehlikelere maruz kalmış olan bu medeniyetlerin düşüncelerinde ve fikir geliştirmelerinde de başlıca rol oynayan ilk maddelerden en önemlisi olup bugüne kadar temel öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. Benzer şekilde gelecekte de suyun yerine geçebilecek bir yapay maddenin bulunamayacağı bilindiğine göre öneminin özellikle küresel ısınma ve iklim değişikliği etkileriyle gittikçe daha da fazlalaşması beklenmektedir. Böylece suyun taşınımı, en ilkel bir biçimde en aza indirilmiştir. Ancak geçen yıllar sonunda günümüze kadar artarak gelen insan ihtiyaçlarının karşılanması için bu türlü yerel hazır su kaynakları yetersiz kalınca bu yerleşim bölgelerine başka taraflardan, suyun önce biriktirilmesi, sonra da kullanılacak yere nakli sorunları çıkmıştır. Bunun için bent ve barajlar tesis edilmiş, oradan da kanallar, borular ve günümüzde bir ölçüye kadar da tankerler vasıtasıyla suyun kullanım yerlerine taşınması önem kazanmıştır.

Her zaman olduğu gibi bugün bile toplumların içtimai, ekonomik ve endüstriyel gelişimlerini etkileyen temel maddelerden en önemlisi olan suyun, dünyada sınırlı miktarda bulunması, su sarfiyatlarının akıllı bir programa göre yapılmasını gerektirir. Zaman ve alan bakımından sınırlı olan su kaynaklarının en iyi biçimde yönetiminin yapılarak fayda elde edilebilmesi için bilimsel yöntemlerin uygulanması gereklidir. Ayrıca artan dünya nüfusu, su kaynaklarının şuursuzca kirlenmesine sebep olmaktadır. Kirli suların teknolojik cihazlar ile temizlenmesinden ziyade bunların kirlenmemesine, israf edilmemesine çok dikkat edilmelidir çünkü küresel ısınma dolayısıyla bazı bölgelerde su kaynaklarında azalmaların olacağına dair öngörüler bulunmaktadır ve bu hususta ülkemiz de ayrıcalıklı değildir.

“Kur’an-ı Kerim ve Su Bilimi” adlı kitabınızda suyun diğer sıvılarla arasındaki farklardan söz ediyorsunuz. Bizlere suyun mucizevi yanlarını kısaca anlatabilir misiniz?

Kuran-ı Kerim’in birçok yerinde suyun meydana gelmesi, sözel miktarı yani dengesi, hareketi ve yağması ile ilgili belirlemeler bulunmaktadır. Ayetlerde sadece su olarak değil bulutlar, nehirler ve denizlerden de söz edilmiştir. Bunun yanı sıra Kur’an-ı Kerim’de, suyun canlıların yaratılması ve hayatları için manevi bakımdan da ne kadar önemli olduğuna değinilmiştir. Allah (c.c.) Naziat suresinin 30 ve 31. ayetlerinde “Ardından yeri düzenleyip döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı.” buyurarak yeryüzünün canlı hayatı için uygun hâle gelmesinde suyun önemini vurgulamıştır.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de tatlı ve acı sulardan bahsedilmiş ve bunların mucizevi bir şekilde aralarında bir sınırlayıcı tabakanın bulunduğu söylenmiştir. Özellikle tatlı suyun ve bazı hâllerde de tuzlu suyun, canlıların beslenmesini ve gıda maddelerinin büyüyerek olgunlaşmasını sağladığı bilinmektedir. Örneğin çöl bölgelerindeki tuzlu suyun bal gibi tadı olan hurmaya dönüşmesi Allah’ın (c.c.) nimetlerinden sadece bir tanesidir. Hurma tatlı suyun bulunduğu nemli bölgelerde olmamaktadır.

Son olarak Osmanlı döneminde yapılan hemen bütün su tesislerinde ve özellikle de çeşmelerin baş yazmalarında: “Yaşayan canlıları sudan halk ettik.” (Enbiya, 21/30.) ayetinin bulunması, suyun Allah’ın mucizesi olduğuna dair farkındalığın bir göstergesi olmuştur.

Hz. Peygamber’in “Allah, İsmail’in anasına (Hacer’e) rahmet etsin! Şayet o, (suyun etrafını çevirmede) acele etmeseydi zemzem, akan bir pınar olurdu.” (Buhari, Enbiya, 9.) diye buyurduğu zemzemin mahiyeti, önemi ve diğer sulardan farkı nedir?

Zemzem suyu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bunun kutsallığı Hz. İbrahim (a.s.) ile başlayan, Hz. İsmail ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ile devam eden sünnetlerdir. Zemzem suyu Allah’ın sevgilisi Hz. İbrahim’e (s.a.s.) verdiği ilk meyvelerden (nimetlerden) birisidir ve zemzem suyu sayesinde Mekke, Arap Yarımadası’nda tarihte önemli bir merkez hâline gelmiştir. Müslümanların hemfikir oldukları noktalardan en önemlisi zemzem suyunu tadı ne olursa olsun iyi niyetle içmektir. Ancak kişiden kişiye tadı bakımından özellikle yıllar sonrası yeniden içtiklerinde farklılıkların olduğu yorumu da gerçektir. Zemzem suyu, miktarı hakkında çok farklı fikirler ileriye sürülmesine karşın yağmurlardan beslenen bir yer altı suyudur.

Diğer taraftan zemzem kuyusunun konumu bugünkü teknolojik cihazlarla bile çok fazla tespit edilemez. Yaklaşık 4 bin küsur senelik olan, sadece el ile kazılmış ve silindirikten ziyade aşağıya doğru hafifçe genişleyen bir koni şeklindeki kuyu yer altında birbirini bir noktada kesen üç çatlak vasıtasıyla beslenmektedir. Bu, o zamana göre ve hatta bugün bile mucizevi bir olaydır. Diğer taraftan her bir çatlaktan gelen suyun kalitesi birbirinden farklıdır ve bu sebeple zemzem karakterini kazanmaktadır.

Allah’ın buyurduğu (c.c.) “Her canlı sudan yaratılmıştır.” (Nur, 24/45.) ayetinin bilime açtığı pencerelerden söz eder misiniz?

Su, Kur’an-ı Kerim’de değişik ayetlerle ifade edilmiş olup bunlardan bazılarının anlamları ancak son yıllarda yapılan ilmî keşiflerle anlaşılabilmiştir. Susuz hayat olmayacağını idrak etmiş olan insanoğlunun yaptığı tüm çalışmalarda su belirleyici bir rol oynamıştır. Bugün başka bir gezegende mümkün olabilecek hayatın var olduğunun ilk belirtisi olarak orada suyun olup olmadığı araştırılmaktadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.): “Yaşayan canlıları sudan halk ettik.” buyurarak bilime müthiş pencereler açmış ve bilim adamlarının pek çok keşif ve çalışma ortaya çıkarmasına vesile olmuştur.

“İklim Değişikliği ve Türkiye Su Kaynaklarına Etkisi” adlı kitabınızdan mülhem iklim değişikliklerinin su kaynaklarına etkilerinden ve su konusunda topluma düşen vazifelerden bahseder misiniz?

Özellikle ülkemizde zaman zaman görülen kuraklık süreçleri ve uzun vadede yavaşça ortaya çıkarak ülkemizi de etkileyecek olan küresel ısınma, sera etkisi ve iklim kaymaları dolayısıyla yüzeysel su kaynaklarında ortaya çıkması beklenen azalmaların yer altı suyu ile takviye edilmesini gündeme getirmektedir. Özellikle, afet hâllerinde şehir şebekelerinin fonksiyonunu görememesiyle birlikte halkın hücum edeceği noktalar çeşmeler ve kuyulardır. Buradan yapılacak aşırı çekmeler sonrasında bu noktalarda yerel çökelmelerin meydana gelmesi ve kaynakların sonrasında bir daha su temin edilemeyecek biçimde zarara uğramaları söz konusudur.

Türkiye jeopolitik konumu sebebi ile Avrupa ve Asya kıtaları arasında Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’ya yakınlığı bakımından stratejik öneme sahiptir. Ancak gün geçtikçe ülkemiz güneyinde kalan ülkelerin su bakımından daha sıkıntılı olmaları dolayısı ile supolitik (hidropolitik) duruma gelmektedir. O hâlde suyun ülkemiz için politik değerinin ne olduğuna başkalarından önce bizim karar vererek bunu uluslararası platformlarda gerektiği zamanlarda ve zeminlerde savunmamız yerinde olur. Aksi takdirde, dışarıdan gelecek ve adil olduğu savunulacak fikirler bile ülkemizin çıkarından ziyade Batılı ülkelerin arzularını karşılamak gibi durabilecektir. Aslında bir ülkenin doğal kaynaklarına sahip çıkabilecek kadrolarının her zaman tam alarm durumunda çalışması daha doğrudur. Değişik dış güç istek ve politikaları karşısında ulusça hangi senaryoların çıkarlarımızı en iyi biçimde koruyacağı hakkında bilgi sahibi olmalı, bilimsel yöntemler kullanmalı ve uygulama hâlinde bulunmalıyız. Bu hedefe ulaşabilmek için toplum ve karar vericiler tarafından şu temel noktalara ağırlık verilmesi gereklidir:

1. Ülke su kaynaklarının yer üstü ve yer altı çeteleleri (envanterleri) çıkarılmalı, bunların güncelleştirilmesine önem verilmeli ve halkın su israfı yapmama hususunda bilinçlenmesi sağlanmalıdır.

2. Ülkenin değişik yörelerindeki su kaynaklarının zaman ve alan bakımından dağılımları birbirinden farklılık göstereceğinden kıyaslamalı olarak nerelerin daha su zengini yöreler olduğu belirlenerek toplum ve nüfus su kaynaklarının sarfiyatına göre kısıtlanmalıdır.

3. Şimdiye kadar değişik yayınlarda kabaca verilen Türkiye su potansiyeli sayısal değerleri mutlaka güncelleştirilmeli ve bu da küresel bir değer yerine, yöre ve hatta şehir sınırları içinde kalacak biçimde biçimlendirilmeli ve halktan da bu konuda destek alınmalıdır.

4. Geçmiş yılların suyla ilgili bütün ölçümlerinin basit ve ülke iklim, jeoloji, hidroloji ve hidrometeoroloji karakteristiklerine göre modellerle benzetimlerinin ve geleceğe dönük tahminlerinin yapılması gereklidir.

5. Yapılan tahminlere göre su sarfiyatının azaltılması için halk da ilave tedbirler konusunda uyarılmalı ve durum karşısında yardımları istenmelidir.

Son günlerde yaşadığımız kuraklıklar, su israfının önlenmesini ve yer altı, yer üstü su kaynaklarının daha verimli kullanılmasını tekrar gündeme taşıdı. Tüm canlılar için hayati önem taşıyan bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Dünya nüfusunun artması, şehirleşme, iklim değişmeleri, orman tahribatları, çölleşme sonucunda kuraklık toplum, çevre ve ülkeleri tehdit eder boyutlara ulaşmaktadır. Suyu akıllı (rasyonel), israf etmeden, dengeli ve hakkaniyetli kullanarak geniş toplumların ortaklaşa yararlanabileceği bir servet olarak görmeli ve bu konuda toplum bireylerinden kamu kuruluşlarına kadar paylaşımlı bir bilince sahip olmalıyız. Gerekli çalışmalara bugünden başlanmazsa su ülkesinde susuzluk çekilecek yarınlara farkında olmadan gidebiliriz.

İklim değişikliğinin sebebiyet verdiği yapay kuraklıklar, insan kaynaklı çeşitli faaliyetler sonunda plansız, sistemsiz ve akılsız bir biçimde su kaynaklarının sarf edilmesi veya gelecekte kullanılmak üzere korunamaması üzerine ortaya çıkabilir. Ayrıca kuraklıkla ilgili olarak çölleşme, insanların doğaya karşı dengeli hareket etmemeleri sonucunda ortaya çıkarak etkisini en fazla arttıran, etkisi büyük alanlar ve uzun zamanlara uzanan doğal bir afettir. Bu bakımdan iklim değişikliğine karşı uyarma ve mücadele ile kuraklığın önlenmesi çölleşmenin de önüne geçilmesi anlamına gelir. Doğal afetler içinde en sinsi olanına, kuraklığa düşmemek için yer altı ve yer üstü su kaynaklarının korunmasına, iktisatlı kullanılmasına ve israftan kaçınılmasına dikkat edilmelidir.

Günümüzde ve gelecekte suyun giderek daha önemli bir güç unsuru hâline geldiğini söyleyebiliriz. Suyun bu stratejik önemini göz önüne alarak gelecek öngörülerinizi ve tavsiyelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

Toplumsal ve ekonomik açıdan iklim değişikliğinin de etkisiyle gelecek on yıllarda ortaya çıkabilecek kuraklıkların sebep olacağı sonuçları dünya, ülke, bölge ve tarım sektörü açısından değerlendirip bu konuda ivedilikle çözüm ve çalışmalar yapılmalıdır. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve bol su bırakmak isteyenler bugün için arz ve taleplerini mümkün olan en düşük seviyelerde karşılamalı, dengeleme yönüne gitmelidir. Tatlı suyun insan faaliyetlerinin hemen hemen hepsi ile bağıntılı olduğu düşünülerek bu gerçek idrak edilmeli ve suyun kullanılmasında hakça (adaletli bir şekilde) ölçülere uyulmasına riayet edilmelidir. Kalitesiz suyun verdiği salgın hastalıklar yok edilebilir, doğal ekolojik sistemlerin dengeleri korunabilir ve bunların olabilmesi için de yeterli tatlı su temin edilebilirse su sorunu ile ilgili anlaşmazlık ve çatışmaların önüne geçilmesi mümkün olabilir. Bunun için her ferdin yeterli, sağlıklı ve düzenli tatlı su alması lazımdır.

ÖZ GEÇMİŞ

Zekâi Şen, 25 Ekim 1947 tarihinde Kastamonu’nun Samancı köyünde doğdu. 1971 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi Betonarme Dalından Yüksek Mühendis olarak mezun oldu. TÜBİTAK NATO bursu ile gittiği İngiltere’den, 1972’de “Imperial College of Science and Technology”den Su Bilimleri Dalında Diploma of Imperial College (DIC) ve Master of Science (M. Sc.) derecelerini aldı. 1974’te Stokastik Modelleme ve Hidrolojide Uygulamaları konusunda “University of London”dan Philosophy of Doctorate (Ph. D.) derecesi alarak Türkiye’ye döndü. 1975-1982 yılları arasında İTÜ İnşaat Fakültesi Hidrolik ve Su Kuvvetleri Kürsüsünde çalışarak 1979’da doçent oldu. 1982-1992 yılları arasında Suudi Arabistan King Abdulaziz University Yer Bilimleri Fakültesi Hidrojeoloji bölümünde başkan ve öğretim üyesi olarak çalıştı. 1984’te Suudi Arabistan’da profesör oldu. 1992-2002 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümünde başkanlık ve öğretim üyeliği yaptı. Bu arada 2002-2005 yılları arasında Petrol Bakanlığına bağlı Saudi Geological Survey isimli araştırma kurumunda Zemzem Suyu Araştırma ve Geliştirme kısmında müsteşar olarak çalıştı. 2005 yılı Ekim ayında Türkiye’ye dönerek İTÜ İnşaat Fakültesi Hidrolik Ana Bilim Dalında çalışmalarına başladı.

Türkçe yazdığı kitapların sayısı 40 kadardır. Hâlen Su Vakfı başkanlığını yürüten ve Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi olarak çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Zekai Şen’in, “Solar Energy Fundamentals and Modeling Techniques: Atmosphere, Environment, Climate Change and Renewable Energy” adlı çalışması İTÜ adresi ile dünyaca ünlü Springer Yayınevi tarafından İngilizce olarak yayımlandı. Yine aynı yayınevi tarafından Çince olarak da basılan kitap Çin’de ders kitabı olarak okutulmaktadır.

1978 yılında TÜBİTAK Teşvik Ödülü ve 1993 yılında da TÜBİTAK Bilim Ödülü alan yazar, 2004-2008 yılları arasında devam eden UNESCO İklim Degişikliği Panelinde (IPCC) Türkiye’yi temsil etmiş ve çalıştığı takıma Nobel Barış Ödülü verilmiştir. Ayrıca kendisine Amerikan Hidroloji Enstitüsü tarafından 1982 yılında profesyonel su bilimcisi unvanı ve mührü verilen yazar, American Biography Institute tarafından dünyadaki 500 bilim öncüsü arasında seçilmiştir.