Makale

MEDENİYETE KAPISINDAN GİRİLİR

MEDENİYETE KAPISINDAN GİRİLİR

Fatma GÜNER

Her kültür ve medeniyet, bir inanç tarafından kurulur ve şekillenir. Hangi inanç olduğu fark etmez, dünyayı incelediğimiz zaman dinin, medeniyetin mimarı olduğunu görürüz. Medeniyet, inanç ve toplum arasındaki ilişki ve etkileşim karşılıklıdır. Medeniyet, günlük yaşamda kullanılan eşyalar üzerinden pek çok soyut kavramın somutlaştırılmasına olanak tanır. Somutlaştırmaya olanak tanıyan bir alan da şüphesiz sanattır. Sanat ile beraber dinî ve millî pek çok kavrama dokunur, onları hissederiz. Medeniyetin çatısı altında gelişen sanat ve ortaya çıkan eserler, estetik olması ve zevklere hitap etmesinin yanında çoğu zaman derin manalar taşırlar. Bizim medeniyetimizi şekillendiren İslam dininin etkilerini geçmişten günümüze sanat eserleri üzerinden okumak mümkündür. Türk-İslam medeniyetinde derin anlamlar taşıyan sanat ile günlük yaşamın iç içe olduğu eserlerden bir tanesi de kapılardır.

Kapı kelimesi sözlükte “etrafı çevrili bir mekâna geçişi sağlayan açıklık” olarak tanımlanır. Bir eve, bir şehre, bir ülkeye kapısından girilir. Ev, şehir, ülke, her biri bir anlamda kendi başına medeniyettir. O hâlde medeniyete kapısından girilir. Bir kapıdan içeri girmek demek, duvarlarla çevrili gizli bir dünyaya adım atabilmek demektir. Bu anlamda kapı, mahremiyet sembolüdür. İçerisinde yer almak istediğimiz kapalı alan ile irtibatımızı sağlayan kapılar böylece önemli bir anlam kazanırlar. Kapı ne kadar görkemli, güzel ve gösterişli olursa bu dünyada o kadar kıymetlidir diyebiliriz. Nitekim denilmiştir de.

Kapı, mimari bir yapıya girişi sağladığı için özellikle vurgulanmak durumundadır. Kapılar üzerinde yer alan estetik dokunuşlar, kullanılan malzemeler ve uygulanan teknik, dönemin ekonomik durumunu, coğrafi şartlarını, dinî inançlarını ve girilecek olan binanın önemini yansıtır. Böylelikle kapıdan içeri adım atan kişi, tam olarak nereye gireceği hakkında bir fikir elde etmiş olur. Girişte yer alan güzel kapılar ziyaretçileri içeri buyur eder.

Türk İslam medeniyetinde görkemli kapı örneği olarak bilinen taç kapı anlayışı Karahanlılar ile başlar. Taç kapılar, genellikle saray, cami, medrese gibi büyük ve önemli binalara giriş çıkışı sağlayan kapılardır. Bu nedenle büyük, görkemli ve gösterişli olurlar. Özellikle Selçuklu döneminde taç kapı ve süslemeleri büyük önem kazanmıştır. Öyle ki Selçuklu mimarisinde bütün süsleme taç kapıda toplanmış gibidir. Oldukça büyük ebatlardaki bu kapıların her bir köşesinde yoğun işçilik görmek mümkündür. Bu ise insanda hayranlık uyandırır. Hiç kimsenin, belki de dikkatle bakmasa görüp okuyamayacağı köşelerde en güzel şekilde büyük bir emekle yazılmış olan ayetler, kimse görmese de Allah görüyor anlayışıyla büyük bir özenle ve güzellikle kapılara işlenmiştir. Zira İslam inancına göre Allah güzeldir, güzel olanı sever, güzelliğin gerçekleşmesini ister. Varlıklara güzellik veren, güzelleştiren Allah’tır. En güzel isimler de Allah’a aittir ve Allah en güzeldir. İslam inancında ve müminlerin nazarında Allah güzelden başkasını yaratmış olamaz. İnsan da bu nedenle güzeli güzel olarak görmeli ve göstermelidir.

Girişlerde yer alan kapılar bütün sanat dallarından izleri üzerinde barındıran yapılardır demek yanlış olmayacaktır. Öyle ki kapılara işlenen ayetler ve hadislerde hat sanatının izlerini görmek mümkündür. Bunun yanında geometrik şekiller, oyma ve işlemeler, çeşitli insan ve hayvan figürleri, zincir ve örgü, bitkisel desenler, motifler yer almaktadır. Her dönemin kendine özgü simgesi hatta renkleri vardır. Kapılar bir bütün olarak medeniyetin kendinde yer bulmasına olanak tanır.

Medeniyetin özetini üzerinde taşıdıkları için de sadece somut anlamda değil, soyut olarak da önemli imgeler olarak karşımıza çıkarlar. Başka bir ifadeyle kapı sözcüğüne yüklediğimiz pek çok anlam bulunmaktadır. Kapı sözcüğü, günlük dilde, kimi atasözlerinde ve deyimlerde ev, mal, mülk, güçlü kimse anlamlarına gelmektedir. Osmanlı döneminde kapı kavramı ile devlet mefhumu ve devlet daireleri ilişkilendirilmiştir. Babıali yani yüce kapı devlet işlerinin yürütüldüğü sadrazam sarayına verilen isimdir. Bununla beraber defterdar kapısı, ağa kapısı, kapı ağası, kapı kethüdası gibi pek çok devlet ile ilişkili kavramlar bulunmaktadır.

Kapılara anlam verenlerden biri de kapıdan geçen kişiler olmuştur. Adana Ramazanoğlu Konağı’nın batı cephesinde yer alan kapı, Kanuni Sultan Süleyman geçtikten sonra, padişahın geçtiği yerden başkası geçemez düşüncesiyle tuğla ile örülmüştür. Bu, kültürümüzde yer alan yöneticiye saygı anlayışının da bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Kapılar üzerinden sadece havassa değil avama olan saygıyı gösteren işaretler ve izler de bulunmaktadır. Kapılar, sosyal hayatın muhtelif adap ve erkân kurallarını ifade eden imgelerle bezenmiştir. Bunun en açık örneklerinden biri, Osmanlıda yer alan kapı tokmaklarıdır. Kapılar nasıl ki girilen binanın süsü ise kapı tokmakları da kapıların süsüdür. Osmanlılarda evlerde genelde iki kapı tokmağı bulunurdu. Bunlardan ince sesli olan tokmak, eve hanım misafirin geldiğinin; kalın sesli olan tokmak, gelen misafirin bir bey olduğunun anlaşılmasını sağlardı. Böylece ev sahibi eve kimin geldiğini anlar ona göre kapı açılırdı. Böylelikle dinî inanç ve kültürün harmanlanmasıyla ortaya çıkan haremlik selamlık anlayışı ile dinin bir gereği olarak tesettüre uygun giyimin sağlanması mümkün olurdu. Kapı tokmaklarında “Ya Fettah” yazardı. Fettah, Allah’ın güzel isimlerinden biridir ve “açan” anlamına gelir. Kapı tokmaklarında yazan Fettah âdeta bir dua niteliğindedir. “Ey kapıları açan Allah’ım bize hayır kapılarını aç.” duasının sanatla bütünleşmiş hâlidir. Kapıdan içeri girmenin de bir adabı vardır. Netice itibarıyla bir evin mahremine veya bir medeniyet yuvasına adım atılmaktadır. Besmele çekilere sağ ayakla girilir, sol ayakla çıkılır. İçeri giren selam verir ve bu selam samimiyet ve güven verir. Evin kapısından giren kişi de medeniyet kapısından girenler de bu ritüelle karşılanır.

Bununla beraber Türk İslam medeniyetinde kapıların üst kısımlarında genelde “Besmele” yazısı bulunur. Eve, camiye, herhangi bir binaya, bir odaya girilirken ilk karşılaşılan ifadenin besmele olması, yani Allah’ın adı ile girilmesi son derece anlamlıdır. Yine evin kapısı üzerinde veya duvarlarına “Ya Maliku’l-mülk” yazılırdı. Bu ifade, mülkün gerçek, ebedî ve ezelî sahibinin Allah olduğunu hatırlatmaktadır.

Sonuç olarak kapıların, medeniyet tarihimizde sadece kapı olmadığı, üzerinde pek çok anlam barındırdığı aşikârdır. Toplumda meydana gelen değişmeler, hâliyle sanat anlayışını da etkiler. Günümüze yaklaştıkça Batılılaşma ile beraber değişen sanat anlayışının etkilerinin kapılara da yansıdığını görmekteyiz. Süslemelerde zamanla yoğun işçiliğin azaldığı görülmektedir. Bunda şüphesiz ekonomik ve coğrafi nedenlerin de etkisi bulunmaktadır. Toplumun düşünce dünyasındaki değişmeler, bazı motiflerin kalkmasına veya şekil değiştirmesine sebep olmuştur. Ayrıca gelişen teknoloji de bu durumda önemli bir rol sahibidir. Örneğin kapı tokmaklarının yerini bugün görüntülü diyafonlar almıştır. Hız çağında yaşadığımız, bir gerçek olarak her geçen gün karşımıza çıkmakta. Bu hız çağı, etkisini hızla açıp kapanan otomatik kapılarla veya dönen kapılarla da göstermektedir. Her ne kadar teknoloji artık hayatımız için elzem bir hâl aldıysa da hızla gitmek kökleşmeyi zorlaştırmaktadır. Burada pratikliğine vurgu yapılan nesnelere yansıyan tek soyut düşünce, hayatımızda artık sadece hızlı olmaya önem verişimiz olarak görünmektedir. Yine de olaylara tek yanlı bakmamak gerektiğinin farkındayız. Bize düşen medeniyetimizin bize bırakmış olduğu eserlere anlamlarıyla beraber sahip çıkmak ve yarına düşünce dünyamızdan kalıcı izler bırakmak olacaktır.