Makale

TARİHİ İLİKLEMEK: DÜĞMELERİN TARİHİ

TARİHİ İLİKLEMEK: DÜĞMELERİN TARİHİ

Süreyya MERİÇ

21. yüzyılın başında İtalya’nın doğusunda Santarcangelo’da, Giorgio Gallavotti nevi şahsına münhasır bir işe imza atarak dünyanın ilk düğme müzesini açtı. Kim bilir belki de Gallavotti, düğmelerin sadece kıyafetleri hizaya sokan, insanın iki yakasını bir araya getiren birer enstrüman olmadığını, her birinin, okumasını bilen gözler için tarihin izlerini taşıdığını insanlara göstermek istiyordu. Müzede 1700’lü yıllardan itibaren her çağdan, her dönemden düğmeler kendi küçük pencerelerinden dünya tarihine ışık tuttu.

Siyasi ve toplumsal değişimler, moda akımları, ekonomik atılımlar düğmeleri şekilden şekle soktu. Sanayi inkılabı diğer pek çok ürün gibi düğmeleri de seri üretimle tanıştırdı. Geçmişte estetikten taviz vermeyen düğmeler diğer pek çok eşya gibi yirminci yüzyılda plastikle tanıştı.

Peki düğme ilk olarak kimler tarafından ve hangi amaçla kullanılmıştı? Düğmenin keşfine yönelik araştırmalar bizi Anadolu’yu da içine alan Yakındoğu havzasına getiriyor. Elbiseleri sabitlemek için M.Ö. 3500 yılından itibaren düğmelerin, kemer ve tokalarla birlikte kullanıldığını görüyoruz. Hindistan’da bulunan dünyanın en eski düğmeleri ise yaklaşık olarak M.Ö. 2000’li yıllara ait. Bir diğer bilgi ise savaş stratejisi olarak düğmelerin sağladığı avantaja dair. Orta Asya Türkleri kalabalık Çin ordularına karşı mücadele ederken savaş kıyafetlerinde bağcıklar yerine düğme kullanarak daha hızlı ve kolay hareket imkânına kavuşmuşlar.

Düğmelerin günümüzdeki işlevleri kazanması ise ancak 13. yüzyılda gerçekleşti. Zira daha önce geniş kumaşların bedene tutturulmasıyla hazırlanan kıyafetler daralmaya başlamış, beden ölçülerine göre çeşitlenmişti. Bu nedenle yaka benzeri yerlerde elbiselerin giyilip çıkarılmasını kolaylaştıracak iliklerin açılması da kaçınılmaz olmuştu. İlerleyen yıllarda kumaş çeşitliliğin artması da düğme sektörünü etkiledi. Üretilen ince, ipekli kumaşlar için kullanışlı düğmeler boy göstermeye başladı.

Kol düğmeleri ise düğme sektöründe kendine has bir yer açmayı başardı. Kravat iğneleriyle takım olarak üretilen, isteğe göre sahibinin adının baş harflerinin işlendiği kol düğmeleri sadece özel günlerde kullanılan birer aksesuar değildi üstelik. Kimileri için günlük yaşamın, bilhassa iş hayatının vazgeçilmez birer parçasıydı. 1912 yılında zengin İtalyan erkekleri için üretilen kol düğmeleri paslanmaz çelikten üretilmişti. Yıllar içinde sedef, Oltu taşı ve kehribar da kol düğmelerine misafir oldu. Gümüş kol düğmeleri de bir zarafet simgesi olarak kullanılageldi. Bu düğmeler o kadar kıymet gördü ki, miras yoluyla babadan oğula geçen kol düğmeleri de tarih sahnesinde yer aldı.

Modanın nabzının attığı Paris’te kumaş savaşları verilirken düğme cephesi de geri kalmıyor, her yıl yeni düğmeler vitrinleri süslüyordu. Öyle ki artık kullanım amacının dışında estetik kaygılar ön plana çıkmış; düğmeler sadece şıklığın değil, statü ve zenginliğin de sembolü hâline gelmişti.

Düğme, Batı’da önce aristokrasinin ardından da ticari faaliyetlerle birlikte giderek ekonomik açıdan zenginleşen burjuvazinin gösteriş simgelerinden birine dönüştü. Değerli taşlardan ve madenlerden fildişine, kaplumbağa kabuklarından incilere kadar pek çok malzemeden düğmeler üretildi. Bugün plastiğin bütün bir sanayiyi ele geçirmesine, basmakalıp düğmelerin piyasaya hâkim olmasına rağmen el işi düğmeler hâlâ revaçta. Tabii fermuar ve cırt bantların düğme sektöründen pay çaldığını da unutmamak gerek. Pratik olanın estetik olanla kıyasıya bir yarış içine girdiği 21. yüzyılda düğmeler eskisi kadar rağbet görüyor mu dersiniz?