Makale

SADE HAYATLA MİNİMAL YAŞAM ARASINDA YURDUM İNSANI

SADE HAYATLA
MİNİMAL YAŞAM
ARASINDA YURDUM İNSANI

Fatma ÇATAK
Kur’an Kursu Öğreticisi

Gün geçmiyor ki yeni bir moda, akım ya da hayat tarzı ortaya çıkmasın. Sade hayat, diğer bir ifadeyle minimalist yaşam da son zamanlarda sıkça duyar olduğumuz hatta uygulamaya bile başladığımız akımlardan biri. İlk kez 1960’larda adını duyuran bu akım özetle; derle, topla, rahatla felsefesine dayanan, az çoktur mottosuyla yoluna devam eden bir hayat tarzını ifade ediyor. Bu akım, Türk kadını için “tereciye tere satmak” anlamı taşısa da fazlalıklardan kurtulma, ihtiyacı olanı alma yönleriyle biraz bizi de ilgilendiriyor.

Sıfır atık ve israfsız hayat vurgularının çokça yapıldığı günümüz dünyasında, giyemeyeceğimizi alıyor, yiyemeyeceğimizi pişiriyor, kullanmayacağımıza para ödüyor, kısacası ihtiyaç dışı taleplerle alışveriş yapıyor ve harcıyoruz. Sadece paramızı mı? Elbette hayır. Vaktimizi, enerjimizi, sağlığımızı, tahammül gücümüzü de harcarken tüketiyoruz.

Efendim… Herkes Türk kadınının temizliğe olan iştiyakını, titizliğini, tertip düzen merakını bilir. Bu, kıyas götürmeyen bir gerçektir. Koskoca salonların kapısı bir misafir gelir de ağırlarız diye kilitli tutulur; vitrinlerde kullanılması kesinlikle yasak olan takımlar, cam ve porselen setler süzülür; hurçlarda naftalin kokulu yorganlar, nevresimler yatılı misafir bekler; el emeği göz nuru danteller, oyalar, işlemeler çeyiz sandıklarında bir sonraki nesle intikal edeceği günü iple çeker. Avangard mobilyalarımız ne kullanışlıdır, yardımsız ne yerinden kıpırdar ne de estetiktir. Yine de vazgeçemeyiz. Bir de televizyonlarda yeni gelinlerin ev turlarını seyrettiysek yeni trendleri keşfetmiş olmanın heyecanıyla alışverişe koşarız.

Çamaşır suyu kullanmazsak temizlik yapmış saymayız kendimizi. Mutfaktan sarı bez, elimizden çamaşır suyu kokusu eksik olmaz.

İşte sade/ minimal hayat, tüm bu durumlara karşı bizlere hem zihin sağlığımızı hem aile bütçemizi korumak için çözümler sunuyor. Salgın hastalık dolayısıyla evde kaldığımız dönemlerde, evlerimizde dip köşe neresi varsa, temizledik, düzenledik, yeniden gözden geçirdik ve en mühimi, sorguladık: Bu, bana lazım mı? Sandıklarda, kanepe altlarında, hurçlarda, dolaplarda giymediğimiz, kullanmadığımız, okumadığımız yahut miadını doldurmuş olup da beklettiğimiz birçok malzemeyi kimilerimiz ihtiyaç sahiplerine hediye etti, kimilerimiz ikinci el sitelerinde satışa çıkardı, kimilerimiz geri dönüştürdü. Salgınla birlikte bir öze dönüş hareketi yaşadık, çünkü evlerimizi yeniden keşfettik, ihtiyaçlarımızı yeniden gözden geçirdik. Dışarı çıkıp alışveriş yapamadık, elimizde olanla yetindik.

Minimal hayat daha çok Japonların ya da İskandinav ülkelerinin hayat felsefesi olarak biliniyor. Aslında onlar bu hayatı felsefe olsun diye benimsememiş. Yaşadıkları ülkelerin iklim ve yüz ölçümü şartları bunu gerektirdiği için sade ama fonksiyonel bir hayat tercih etmişler. Less is more: Az ama öz diye ifade edebileceğimiz hayat tarzı modern dünyanın trendi olurken aslında bizim Anadolu irfanını yansıtıyor. Dervişlere atfedilen kanaat, tevekkül anlayışı bizi biz yapan değerlerken bunları terk edip tüketim çağının esiri olmuşuz.

Kuzey ülkelerinin az güneş alması, uzun süren kışlara sahip olması, küçük toprak parçaları üzerine yerleşmeleri ve ormanlık yapıları nedeniyle ev stili ve hayat tarzı olarak İskandinav dekorasyonu minimal hayatın ana hattını oluşturuyor. Ahşap, doğal, modüler mobilyalar, beyaz, krem ya da grinin hâkim olduğu ev dekorasyonu bölge insanının hayat tarzı olmuş.

Beyaz bir koltuk, beyaz ve gri tonlarının hâkim olduğu bir kilim, köşede lambader, örme sepetler, bir vazoda kıvrılmış duran bambu, zarif sukulentler, yeşil yapraklı sade bitkiler, siyah çerçeveli sade duvar panoları, kapsül gardıroplar, geniş ve ferah pencereler, bohem kıyafetler, spor ayakkabılar ve her daim düzenli duran ev ortamı. Böyle bir ortamda kim yaşamak istemez ki? Ama bunu yaparken kendi kültürümüzü yansıtan dekor ve motifler kullanabiliriz.

Dinimiz İslam bize sade, temiz, abartıdan ve israftan uzak olmayı öğütlemiş, Allah Resulü (s.a.s.) de peygamber olmadan evvel ve peygamberliği süresince bize aza kanaat eden, tevekkül sahibi, fazlasını tasadduk eden, gösterişten uzak bir kul olarak örneklik sunmuştur.

İlmî ilerlemeleri takip etmek, bilim ve teknolojiden yararlanmak bir Müslüman için olmazsa olmazdır. Şam’dan gelen sahabi Temmîm ed-Dârî, Mescid-i Nebevî’yi lamba getirip aydınlatmış, Allah Resulü’nün (s.a.s.) takdir ve memnuniyetini kazanmıştır. İslam’ın her döneminde Müslümanlar karşılaştıkları kültürlerde İslam’ın ruhuna uyan ve hayatı kolaylaştıran pek çok ögeyi benimsemişlerdir. Fakat bize yabancı kültürlerden gelen pek çok şeyi kendi potamızda eritip öz kültürümüzle harmanlamış ve kendimize mal etmişliğimiz bir gerçektir.

Sözün özü, minimal olalım, sadeleşelim, fazlalıklardan kurtulalım, fakat bunu bir moda ya da trend olarak değil; kendi kültür kodlarımızdan kopmadan, hayat felsefemizin akışını bozmadan yapalım. Aksi hâlde ofis görünümlü evler alıp başını gidecek gibi görünüyor…