Makale

“YAŞAYAN KUR’AN” RESULÜLLAH’IN HAFIZASI: EBU HÜREYRE

“YAŞAYAN KUR’AN” RESULÜLLAH’IN HAFIZASI:
EBU HÜREYRE

Doç. Dr. Yaşar Akaslan
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Yemen’de, tarifsiz bir şekilde Resulüllah’ın hasretini çeken bir genç vardı. Ancak görmek için can attığı Peygamber’in memleketi Medine’ye tek başına gitmesi oldukça zordu. Kabilesinin reislerinden Tufeyl b. Amr’ın Hz. Peygamber’le görüşerek Müslüman olmasıyla birlikte hoş bir sürpriz gerçekleşti. Nihayet beklediği gün çok yakındı. Tufeyl, içinde bu delikanlının da bulunduğu bir grup Müslüman’la beraber Hz. Peygamber’le görüşmek üzere Medine’ye doğru yola çıktı. Şehre yaklaştıkça heyecan katlanarak artıyordu. Nihayet kafile Medine’ye ulaştı. Fakat Resulüllah Hayber’e sefere çıkmıştı. Hâl böyle olunca bitkin ama heyecanlı yolcular Medine’ye sekiz gün uzaklıktaki Hayber’e yöneldiler. Yorgun grupla birlikte tekrar yola revan olan genç, Hayber’de özlemini çektiği Resulüllah’ın huzurunda Müslüman oldu.

Delikanlı, Hayber’den Medine’ye döndüğü andan itibaren gecesini gündüzüne katarak kendisini ilme ve ibadete adadı. Maddi durumu iyi olmasına rağmen Medine’ye gelirken tüm servetini memleketinde bırakmıştı. Kaybettiği yılları telafi amacıyla suffeden ayrılmadı. Açlıktan bayılma noktasına gelmesine rağmen daima Hz. Peygamber’in huzurundaydı. Resulüllah’a derin sevdası ve sadakati uğruna uykusuz, aç susuz kaldı. Bazen boğazından hiçbir şey geçmeden üç gün aç kaldığı olurdu. Yine açlığın dayanılmaz hâl aldığı bir gün, Medine’nin işlek sokaklarının birinde, yol üzerinde oturup derdini anlayıp açlığını giderecek bir Müslüman kardeşini gözlemişti. Ancak bu hâlini hissetmesinler diye sokaktan geçenlere Allah’ın kitabından bir ayet sormaya karar vermişti. Böylece sahabilerden biri aç olduğunu fark edip onu evine çağıracak ve karnını
doyuracaktı. Beklemeye başladı. Önce sokağın başında Hz. Ebubekir’i gördü ve ona bir ayetle ilgili soru sordu. Ancak Hz. Ebubekir kendisiyle biraz konuşup gitti. Delikanlının aç olduğunu anlamadı. Ardından Hz. Ömer’in yaklaştığını gördü. Ona da bir ayet hakkında düşüncesini sordu. Ancak o da bir şeyler anlatıp gitti. Gencin açlığını fark etmedi bile. Daha sonra Resulüllah göründü. Mahzun hâlinden delikanlının açlığını hemen anladı ve ona tebessümle: “Hadi benimle gel!” buyurdu. Birlikte Resulüllah’ın evine gittiler. Genç, utana sıkıla hane-i saadete girmek üzere müsaade istedi. İzin verilince içeri girdi. Evde sadece bir tas süt vardı. Resulüllah, delikanlıya suffeye gidip oradakileri davet etmesini buyurdu. Ancak açlıktan bitkin hâlde kıvranan, neredeyse bayılacak olan delikanlı, “Bir tas süt o kadar kişiye nasıl yetecek? Kaldı ki ben bu kadar açken!” diye içinden geçirmesine rağmen gönülsüzce arkadaşlarını davet etmeye gitti. Az sonra suffedeki herkes Hz. Peygamber’in evindeydi. Resulüllah, sırayla arkadaşlarına kaptaki sütü ikram etmesini gence emretti. Arkadaşlarının her biri uzattığı sütü kana kana içip diğerine veriyordu. Böylece en son kişi de sütten içtikten sonra delikanlı, içinde bulunan sütle birlikte tası Resulüllah’a verdi. Hz. Peygamber’in tebessüm ederek, “Ben ve sen kaldık. Otur sen de iç!” dediği genç, süt dolu tası alıp doyuncaya hatta hâli kalmayana kadar içti. Genç sonunda, Resulüllah’a dönerek “Seni hak din üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki içecek yerim kalmadı.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, besmele çekerek kalan sütü içti (Buhârî, “Rikâk”, 17).

Bu olayı yaşayıp nakleden kişi, adı unutulup lakabıyla tanınan Ebu Hüreyre’dir. Kaynaklarda doğum zamanı hususunda herhangi bir bilgi bulunmayan Ebu Hüreyre’nin adını, Hz. Peygamber Abdullah veya Abdurrahman olarak değiştirmiştir. Koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup onlarla oynadığı için kendisine “kedicik babası” anlamındaki “Ebu Hüreyre” denilmiştir (Tirmizî, “Menâkıb”, 46).

Peygamber ikliminin çağların ötesine taşınmasını sağlayan isimlerin başında gelen Ebu Hüreyre, birlikteliği boyunca bir gölge gibi takip ettiği Resulüllah’ın tüm davranışlarının, attığı adımın, aldığı nefesin şahidiydi. Onu izleyen bir göz olabilmek için gece gündüz demeden yanından hemen hemen hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber neredeyse Ebu Hüreyre mutlaka oradaydı. Onun Hz. Peygamber’e yakınlığını şu rivayet gözler önüne serer: “Bir kişi Talha b. Ubeydullah’a gelerek: ‘Ey Ebu Muhammed! Ne dersin? Resulüllah’ın hadisleri konusunda şu Yemenli -Ebu Hüreyre’yi kastederek- sizden daha âlim midir ki sizden duymadığımız hadisleri ondan işitiyoruz? Yoksa Resulüllah’a buyurmadığı şeyleri mi atfediyor?’ dedi. Bunun üzerine Talha soruyu sorana: ‘Gerçek şu ki Ebu Hüreyre, Resulüllah’tan bizim duymadığımızı duymuştur. Çünkü o, hiçbir şeyi bulunmadığından Resulüllah’ın misafiri olarak suffeliler arasında kalıyordu. Eli, Hz. Peygamber’in eliyle beraberdi. Biz ise ev, bark ve servet sahibiydik. Resulüllah’a ancak sabahları ve akşamları yetişebiliyorduk. Onun Hz. Peygamber’den bizim duymadığımızı dinlediğinden zerre kuşkum yoktur…’ şeklinde cevap verdi.” (Tirmizî, “Menâkıb”, 46)

Hz. Peygamber’in fem-i saadetinden çıkan sözleri, onun hâl ve hareketlerini tespit etmeye çalışıp nakletmeyi bir vazife addeden Ebu Hüreyre, insanlar arasında “Allah Resulü’nün sözlerinin ekserisini Ebu Hüreyre rivayet ediyor.” denilerek hakkında olumsuz konuşulmaya başlandığında üzülmüştü. Muhataplarına, “Bazı kimseler: ‘Ebu Hüreyre çok (hadis rivayet) ediyor’ deyip duruyorlar. Hâlbuki ensar kardeşlerimiz tarlalarında ziraatla, muhacir kardeşlerimiz de pazarda ticaretle meşgulken (bu kardeşiniz) karın tokluğuna Resulüllah’a hizmet etmiş, onların görmediklerini görüp duymadıklarını hıfzetmiştir.” ifadeleriyle kendini savunmuştu (Buhârî, “İ‘tisâm”, 22).

“Nübüvvet pınarının hafızası” olma bahtiyarlığına eren Ebu Hüreyre, Peygamber duası sayesinde son derece kuvvetli bir hafızaya sahipti. Aslında ezber kabiliyeti zayıf olan Ebu Hüreyre, “Ya Resulallah! Sizin mübarek ağzınızdan çok söz işitiyorum. Ancak söylediklerinizi hafızamda fazla tutamadan çabucak unutuveriyorum.” diyerek unutkanlığından Resulüllah’a dert yanmıştı. Resulüllah’ın duası neticesinde artık duyduklarını kolayca ezberine alabilmiş ve işittiklerini unutmamıştı (Buhârî, “İlim”, 42).

Ashabın çok sevdiği Ebu Hüreyre’nin, ihtiyaçlarını görmek üzere sık sık ziyaret ettiği, İslam’a çağırmasına rağmen inatla direnip Müslüman olmayan bir annesi vardı. O, annesinin bu hâline çok üzülüyor, kendisine çok ağır gelen bu dertten dolayı gözyaşı döküyordu. Ziyaret günlerinin birinde, annesinden Resulüllah hakkında duymak istemediği cümleler ve hakaretler işitmesi, üzüntüsünü daha da artırmıştı. Ağlamaklı gözlerle Hz. Peygamber’in huzuruna varıp ona şöyle dedi: “Ya Resulallah, annemi İslam’a davet ediyorum. Ancak bir türlü yanaşmıyor. Üstelik sizin için ağza alınmayacak sözler sarf ediyor. Artık dayanamıyorum. Yalvarırım, annemin hidayet bulması için dua edin!” Hz. Peygamber’in
mübarek duasıyla hafifleyen Ebu Hüreyre, annesinin yanına döndüğünde kapıyı açık buldu. Annesi artık Müslüman olmuştu. Bu kez sevinç gözyaşlarıyla Resulüllah’a koştu. “Müjdeler olsun ya Resulallah! Allah duanızı kabul etti.” deyip “Yine dua buyurun da Allah beni ve annemi, kadın erkek bütün
müminlere sevdirsin!” şeklinde dua talebinde bulundu. Hz. Peygamber, ellerini semaya kaldırarak “Allah’ım! Şu kulcağızın ve annesi, mümin kullarını sevsinler! Bunları da onlara sevdir!” diye dua etti. Ebu Hüreyre bu olaydan sonra kendisini ve annesini sevmeyen hiç kimsenin olmadığını dile getirir (Müslim, “Fedâilü’s-Sahâbe”, 35).

Ebu Hüreyre, hayatını ilme adamasına rağmen annesini hiç ihmal etmemiştir. Onun annesine düşkünlüğü herkes tarafından bilinir ve takdir edilirdi. Annesinin de Ebu Hüreyre’yi ne denli sevdiğini ifade eden ve anne duası almanın en güzel örneğini gösteren tabloyu da yine onda görmekteyiz. Medine valisi Mervân b. Hakem şehir dışına çıktığında yerine vekâleten Ebu Hüreyre’yi bırakırdı. Böylesi yoğun zamanlarda dahi Ebu Hüreyre’nin, annesinin hâlini sormadığı gün vaki değildi. Ebu Hüreyre her gün sabah akşam iki kez annesinin yanına giderek ona “Allah’ın rahmeti, bereketi ve mağfireti senin üzerine olsun!” der, annesi de aynı mukabelede bulunurdu. Selamlaşmanın ardından aralarında geçen diyalog gayet manidardır. Ebu Hüreyre’nin “Beni büyüten, benim için uykusuz kalan, beni yetiştirirken türlü sıkıntılarla karşılaşan anneme Allah merhamet etsin!” hitabına annesinin mukabelesi şöyledir: “İhtiyarlığında annesini unutmayan, bu kadar yoğunluğu arasında işini gücünü bahane etmeden hâlini soran Ebu Hüreyre’ye Allah merhamet etsin!” (Buhârî, Edebü’l-Müfred, 12)

Ebu Hüreyre, sadece üç yıl Resulüllah’la kalabilmiştir (Zehebî, Siyer, 2:589-590). Ancak gece gündüz Hz. Peygamber’in yanından ayrılmayarak ondan çok şey öğrenmiştir. 5374 hadis naklederek binden fazla hadis rivayet etmeleri sebebiyle “muksirûn” diye anılan sahabiler arasında ilk sırayı almıştır.

Peygamber pervanesi Ebu Hüreyre, Resulüllah’ın vefatından sonra Mescid-i Nebevi’de hadis nakletmeye devam etti. Yanından ayrılmadığı Hz. Peygamber’le yaşadığı nice güzel hatırayı gözünde canlandırmış olmalı ki duyduğu derin hasret sebebiyle kulağından gönlüne nakşederek rivayet ettiği ve “Bize Ebu’l-Kasım şöyle söyledi.” diyerek başladığı her hadisi aktarırken gözyaşlarına hâkim olamazdı (Tirmizî, “Zühd”, 48). Vefatına yakın Medine civarındaki Zülhuleyfe’ye veya “Akîk” denilen bir bölgeye yerleşen, bir müddet sonra da rahatsızlanan Ebu Hüreyre, 58/677 veya 59/679 yılında 78 yaşında burada rahmet-i Rahman’a kavuştu ve Cennetü’l-Bakî‘ye defnedildi.