Makale

OSMANLILARDA EĞİTİME VERİLEN NEFES: CERRE ÇIKMAK

OSMANLILARDA EĞİTİME VERİLEN NEFES:
CERRE ÇIKMAK

Umut Güner

“Eğitimin asıl büyük amacı, bilgilenmek değil, eyleme geçmektir.”

Herbert Spencer

Osmanlının cihanşümul bir devlet hâline gelişi şüphesiz büyük bir devlet ve bürokrasi birikiminin sonucuydu. Bu sebepledir ki Osmanlı yönetimi, başta saray olmak üzere bütün bürokrasisi ve kurumlarıyla beraber merkezden taşraya kadar muazzam bir sistem kurmuştur.

Devlet sisteminin başarılı işleyişi, sadece bürokratik kurumlarla değil aynı zamanda medreselerde yetiştirilen talebeler ile de sürdürülmekteydi. Osmanlı medreseleri, muazzam bir eğitim geleneği oluşturmaktaydı. Medreselerde verilen eğitim, en başta halkın yararı gözetilerek yapılırdı. Talebeler, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için her daim hazır ve nazır bulunurlardı. Bu sebeple Receb, Şaban ve Ramazan aylarında medreselerin tatil olması ile birlikte “irşat ve tecdit” gayesi ile memleketlerine gitmek yerine Anadolu’nun küçük köy ve kasabalarına dağılırlar, buralarda halka eğitim verirler, halkın sorularını cevaplar ve müşkülleri çözerlerdi. Böylelikle eğitim imkânı olmayan kentli ve köylüler eğitilir, merkez ve taşra arasındaki eğitim ve kültür farkı bir nebze olsun ortadan kaldırılmaya çalışılırdı. Osmanlı medreselerindeki bu sisteme “cerre çıkma” denilmekteydi.

Üç aylar yaklaşırken cerre çıkmak isteyen talebeler, durumlarını müderrise bildirirler, müderris de içlerinde liyakatli olanları seçer ve onlara birer ilmühaber verirdi. Talebeler bu ilmühaber ile Bâb-ı Meşihat’te talebe işleriyle uğraşan zata müracaat ederek gerekli vesikalar ile gidecekleri bölgelerin müftülerine hitaben yazılmış tavsiye mektuplarını alarak yola çıkarlardı. Cerr için bazı talebeler, ailelerinin yaşadığı köylere de gönderilebilirdi. Böylelikle hem aile hasreti giderilmiş hem de talebenin, yetiştiği muhite eğitim vermesi sağlanarak vefası gösterilmiş olurdu.

Talebeler ülkenin her yerine dağılırlardı. Başta İstanbul, Anadolu ve Rumeli olmak üzere Suriye ve Yemen’e dahi cerre giden talebelerin varlığı bilinmektedir. Cerre çıkacak softa ve molla denilen talebelerin yol masrafları, yol boyunca yiyecek içecek ihtiyaçları bizzat padişah tarafından Hazine-i Hassa’dan karşılanırdı. Bu yardım Meşihat Makamı’na gönderilir ve talebelere dağıtılırdı. Talebelerin gittikleri bölge halkının ekonomik durumu dikkate alınır, ekonomik durumu iyi olmayan bölgelere giden talebelere bizzat devlet ihsanda bulunurdu. Böylelikle adalet sağlanmış olurdu.

Talebeler aldıkları evrakı, gittikleri muhit, vilayet ya da sancak ise müftüye, kaza ise kaymakama verirlerdi. Yapılan işlemlerin ardından görevlendirildikleri camilerde vaaz ve derslere başlarlardı. Cerr’de oldukları yaklaşık üç ay boyunca genellikle imam ve müezzin odalarında kalırlardı. Bu süreçte yemek ihtiyaçları için gittikleri bölgenin ayan ve eşrafı tarafından nöbetleşe olarak ramazan ayında bulunuluyorsa iftar yemeğine, ramazan dışında bir ay içerisinde bulunuluyorsa akşam yemeklerine davet edilirlerdi. Talebeler, yemeklerden sonra namaz kıldırır, Kur’an-ı Kerim okur ve dinî, ilmî sohbet yaparlardı. Gittikleri bölgelerin halkına dinî öğütler verir, halkın sorunlarını çözer, teravih namazı kıldırır, Kur’an-ı Kerim okurlardı. Temel dinî eğitimlerin dışında medreselerde aldıkları eğitimin neticesinde muhtelif konularda yöre halkını eğitir ve aydınlatmaya çalışırlardı. Bu süreçte merkezden taşraya giden talebeler olduğu gibi taşradaki medreselerden merkeze, özellikle de İstanbul’a gelen talebeler de olurdu. Bu şekilde hem kültür kaynaşması sağlanır hem de farklı medreselerden ve farklı hocalardan alınan eğitimin mukayesesi yapılırdı.

Köylüler ise aldıkları eğitimin bir karşılığı olarak maddi imkânları nispetinde yardımda bulunur, softaların ihtiyaçlarını karşılar, giyecek ve yiyecek yardımı da yaparlardı. Talebeler de böylelikle medrese eğitimi için gerekli olan maddi birikimi elde ederlerdi. Öyle ki üç aylar boyunca halkın verdiği destek sayesinde medreseye döndükleri vakit bir senelik maddi ihtiyaçlarını karşılayacak birikimi elde etmiş olurlardı. Halkın yaptığı bu yardımlara “cerr” adı verilirdi.

Zaman içerisinde bu sistemi suistimal eden kişiler de çıkmıştır. Aynı zamanda 18. yüzyıldan sonra medreselerde ve eğitim sisteminde başlayan bozulmalar neticesinde cerre çıkan talebelerden istenen verim alınamamış, şikâyetler baş göstermeye başlamıştır. Nitekim 19. yüzyılda Ahmet Cevdet Paşa, Dârül-Muallimîn müdürlüğü sırasında talebelerin ödeneğini artırmış ve cerre çıkma usulünü kaldırmıştır.

Cerre çıkma usulü son dönemlerinde suistimal edilmiş olsa da Osmanlı merkezî bürokrasisi hem medreselerden azami ölçüde faydalanmış hem de ülkesinin bütün bölgelerinde halkın iyi ve nitelikli bir eğitim almasını sağlamıştır. Halk ve medrese arasında bir uyum sağlanmış, talebelere de kendilerini tecrübi ve pratik olarak yetiştirmeleri için imkân tanınmıştır.