Makale

D?NYA NİMETLERİNİN KIYMETLİSİ: ÇOCUK

DĞNYA NİMETLERİNİN KIYMETLİSİ: ÇOCUK

Dr. Öğretim Üyesi Sema Çelem
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

mac:Devam Eden Projeler :diyanet:2020:10.Ekim:Links:bir ayet bir yorum arapça.psd

“Mal ve çocuklarınızın sizin için birer imtihan olduğunu ve büyük mükâfatın Allah katında
bulunduğunu bilin.” (Enfâl 8/28.)

Mal ve evlat, Allah Teala’nın insana dünyada faydalanması için verdiği nimetlerdendir. Her nimet, şükürle birlikte birtakım sorumluluklar yükler insana. Şükür, nimetin artmasına vesile olurken (İbrâhîm, 14/7.) nimetle verilen görevi yerine getirmek, insana hem dünyada hem ahirette mutluluk getirir. İhtiyacını karşılayacak kadar malı olan kimse onun hakkını vermeli, başkalarını da görüp gözetmelidir. Evlat da Kur’an’ın ifadesiyle göz aydınlığıdır (Furkân, 25/74), mutluluk vesilesidir. Bununla birlikte varlığı yükümlülükler getirir.

Ayette sözü geçen bu iki nimet, için Arapça “fitne” kelimesinin kullanılması dikkat çekicidir. Fitne “sınama, maddi ve manevi sıkıntı, üzüntü, bela ve felaketle imtihan etme” gibi anlamlara sahiptir. Dilimizde hep olumsuz çağrışımlar yapsa da gerçekte fitne “İnsanın Allah’ın mükâfatına nail olmasına fırsat veren imtihanıdır.” (Çağrıcı, “Fitne” XIII, 156-159.) Tefsir kaynaklarında “mal ve evladın fitne olması” ifadesi “Allah’tan gelen bir imtihan, bir deneme” olarak açıklanmıştır. Amaçsa kulun “Bu nimetler üzerine ona şükredip bunlar hususunda Allah’a itaat mi edeceğinin, yoksa Allah’ı bırakıp onlarla mı meşgul olacağının ortaya çıkarılmasıdır.” (İbn Kesir, VII, 57.) Burada dile getirilen, insanın elindeki nimete dalınca Allah’a karşı sorumluluğunu unutması ihtimalidir. Öyleyse dünyada sevgisiyle zaafa düşülecek her nimetin, insan için bir imtihan sebebi olduğunu söylemek mümkündür.

Soyunun devamı için çoğalma ihtiyacı ve isteği, Allah tarafından insana verilmiş bir duygudur. Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve müfessirlerin Hz. Âdem’e ait olduğunu düşündükleri (Taberî, IX, 143) “Andolsun, bize kusursuz bir çocuk verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız!" (A’râf, 7/189) duası, bu duygunun ilk insanla başlayıp nesiller boyu devam ettiğini göstermektedir. Hz. Zekeriya (a.s.) Rabbinden bir çocuk isterken "Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! Kuşkusuz sen duayı işitmektesin." (Âli İmran, 3/387.) demiş, Hz. İbrahim de kendisine evlat veren Rabbine "İhtiyarlığıma rağmen bana İsmail’i ve İshak’ı bahşeden Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir." (İbrâhim, 14/39) diyerek şükretmiştir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), çocukları ve gençleri Allah’ın bir topluma rahmet etmesinin sebepleri arasında zikretmiştir: “Eğer takva sahibi gençler, beli bükülmüş yaşlılar, süt emen çocuklar, yayılan hayvanlar olmasaydı, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” (Taberânî, el-Mu’cemül-evsat, VII/134.) Bu rahmeti celbedecek ve bizleri, Allah’ın dünya ve ahiret azabından koruyacak nesiller yetiştirmek için üzerimize düşeni yapmamız da Kur’an’ın emridir: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır.” (Tahrîm 66/6.) Aile bireylerinin tümünü sorumlu kılan bu ayet, anne babanın birbirlerine ve çocuklarına, çocukların da anne babalarına karşı görevleri olduğunu hatırlatmaktadır.

İnsanın ölümle kapanan hayat defterinde bazı ameller kalıcıdır ve onların sevabı kıyamete kadar sürecektir. Bunlardan biri “Dua eden salih bir çocuktur.” Salih bir evladın nasıl yetiştirileceği konusunda da örneğimiz Hz. Peygamber’dir. Onun yeni nesle karşı gerek kendi çocukları ve torunları, gerek çevresindeki diğer çocuklara muamelesi dikkate değerdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), ebeveynin bir çocuğun doğumuyla başlayan görevlerini İslami ölçülere göre düzenlemiştir. Çocuklara güzel isim koymak, kulağına ezan okumak, onun için bir kurban kesip saçlarını tıraş etmek ve ağırlığınca gümüş sadaka vermek Hz. Peygamber’in uygulamalarındandır. Ebu Musa’dan nakledilen şu haber, sahabenin de doğan çocukları Efendimize getirerek yapılması gerekenler konusunda ondan destek istediklerini göstermektedir: “Bir oğlum oldu, onu Peygamber’e getirdim. Adını İbrahim koydu ve bir hurmayı ezip yumuşatarak ağzına verdi. Daha sonra (hayırlı ve) bereketli olsun diye dua edip çocuğu bana iade etti.” (Buhârî, Edeb, 109)

Hz. Peygamber (s.a.s.) her durumda çocukları sevmiş ve onlara karşı hoşgörüsünü muhafaza etmiştir. Torunlarından Hüseyin, Peygamber’in kucağındayken üzerine pisleyince çocuğun bakıcısı bu durumdan rahatsız olmuş ve omzuna vurmuştu. Hz. Peygamber onu uyarmış, “Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet etsin.” (İbn Mâce, Tabir, 10) diyerek üzüntüsünü dile getirmiştir. Kapının eşiğine düşüp yüzünü yaralayan Üsâme’nin yüzündeki kanı bizzat kendi elleriyle temizlemiş olması da (İbn Mâce, Nikâh, 49)
çocuklara olan sevgisinin onların öz bakımlarıyla ilgilenmek kadar ileri olduğunu göstermektedir.

Çocuklarla selamlaşan, hastalandıklarında ziyaretlerine giden, dertleriyle dertlenen Peygamberimiz, bu davranışlarıyla onları birey olarak önemsediğini göstermiştir. Bir defasında elindeki içeceği yanındakilere ikram etmek istemiş, âdeti üzere sağdan başlayınca yanı başında bir çocuğun oturduğunu görmüştür. Diğer tarafında ise ashaptan yaşlı kimseler oturmaktadır. Çocuktan izin alma nezaketini gösteren Efendimiz “Hayır. Vallahi senden gelen nasibim için kimseyi kendime tercih etmem!” diyen bu çocuğa saygı göstermiş ve içeceği ona vermiştir (İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 328).

Çocuklar arasında kız erkek ayrımına gitmeyen Peygamberimiz, kızı Zeynep’ten olan torunu Ümâme sırtındayken ashabına namaz kıldırırdı (Müslim, Mesâcid, 41). Bir gün Mescid-i Nebevi’de verdiği hutbe esnasında Hasan ve Hüseyin’in kendisine doğru geldiklerini görmüş, minberden inerek onları kucaklamıştır. Hutbeye onlar kucağındayken devam eden Efendimiz, “Allah ‘Mallarınız ve çocuklarınız imtihan vesilesidir.’ derken ne doğru söylemiş! Şu iki yavrunun düşe kalka yürüyüşünü görünce dayanamadım da sözümü keserek onları kucağıma aldım.” buyurmuştur (Tirmizî, Menâkıb, 30).

Eğitim ve öğretimin her alanına önem veren Peygamberimiz, “Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha hayırlı bir şey veremez.” (Tirmizi, Birr, 33.) buyurarak iman eğitiminin yanı sıra ahlaki gelişimin de ilk olarak ailede başlayacağına dikkat çekmiştir.

Her hâliyle “ümmetine şefkat ve merhamet dolu olan” (Tevbe 9/128.) sevgili Peygamberimiz, cemaatle namaz esnasında ağlayan bir çocuk duysa namazı uzatmaz ve bunu “Evladına olan şefkatinden dolayı annesi tedirgin olmasın.” diye yapardı (Hadislerle İslam, IV 217). Onunla ilgili bu tür hatıraların hepimizi manen etkilediği bir gerçektir. Ancak bu haberleri yüzümüzde beliren hafif bir tebessüm, kalbimizde canlanan büyük bir sevgiyle okumak yeterli değildir. Davranışlarına dair ondan nakledilen her şey, insanlığa örnekliği bağlamında değerlendirilmeli ve günümüze aktarımı sağlanmalıdır. Eğer bunu başarabilirsek çocuklarla birlikte bütün mazlumların huzur dolu bir yaşam sürmelerini temin edebiliriz.