Makale

MEHMET GÜREN: “Bizi bağrına basan tabiatın bakımından mesulüz.”

MEHMET GÜREN:
“Bizi bağrına basan tabiatın bakımından mesulüz.”

Mahir KILINÇ

Spil ve Yunt Dağı bölgesinde binlerce ağaca meyve aşıladınız. Tabiata yönelik bu düşünceniz nasıl ortaya çıktı ve bugünlere nasıl geldi? Okuyucularımıza kısaca bahsedebilir misiniz?

Aslında ben hep tabiatın içerisindeydim ve tabiattan da hiç kopmadım. Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğim yer Manisa’nın Kırkağaç ilçesiydi. Daha çocukluk yıllarımda doğanın eşsiz dünyasında ağaçlarla, çiçeklerle iç içe büyüdüm. Rahmetli dedem bahçe işleriyle uğraşırken ben de onun yanında gider ve ona yardım ederdim. Hatta ilk aşı deneyimim 9-10 yaşlarında iken rahmetli dedemin bana öğretmesiyle gerçekleşti.

Yıllar sonra okuyup din görevlisi olduktan sonra Manisa merkezde görev yaparken camimizin cemaatinden bir grubun doğa yürüyüşü yaptıklarını öğrendim ve ben de bu yürüyüşlere katıldım. Yaklaşık olarak 15 yıldır gerçekleştirdiğimiz bu doğa yürüyüşleri esnasında grubumuzdaki bir hacı abimiz, yürüyüş esnasında bazı ağaçlara aşı yapıyordu. Hacı abinin yapmış olduğu bu iyilik hareketinden çok etkilendim. Ben de doğadaki yabani ahlat ağaçlarına elma, armut, muşmula, döngel aşısı yapmaya başladım. Doğa yürüyüşleri adı altında dağlara çıktığımız zamanlarda aşı yaptığımı gören ve duyan gerek cami cemaatinden gerekse çarşıdaki esnaf kardeşlerimizden pek çok kişi benimle birlikte bu aşı etkinliğine katıldı. Doğa yürüyüşleriyle başlanan bu etkinlikler ağaçlara yaptığımız aşılarla bizleri daha da birbirimize bağladı. Hatta bir aşı grubumuz dahi oldu. Bu grubumuzla aşı sezonu geldiği zaman her hafta sonu Spil Dağı’nın ve Yunt Dağı’nın farklı bölgelerinde aşı yapmaya devam ediyoruz. Peygamber Efendimizin (s.a.s.) “Kıyametin koptuğunu görseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz.” hadisi beni çok etkilemiştir. Ben de Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu buyruğundan hareketle Rabbim bana ömür verdiği müddetçe aşı yapmaya devam edeceğim inşallah. Çünkü her yönelişimizde bize kucağını açan, âdeta bizi bağrına basan tabiatı korumaktan ziyade onun bakımından mesul olduğumuzu düşünüyorum.

Dağlara çıktığınızda aşıladığınız ağaçların meyvelerini ve diktiğiniz fidanları görmek ya da tamir ettiğiniz bir çeşmeden su içmek sizde nasıl bir duygu oluşturuyor?

Müslümanlar, insanlara ve tabiata karşı kendini mesuliyet sahibi olarak görür. Dolayısıyla Müslümanlar elinden ve dilinden emin olan kimse olduğu gibi de insanlığa ve tabiata da yararı dokunan kimselerdir. Çünkü Rabbimizin rızasının buralarda olduğunu biliriz ve buna inanırız. Biz de bu anlayışla ve duygularla yapmaya çabaladığımız bu faaliyetlerin en güzel meyvesinin insanlar üzerine bıraktığı etkiden anlıyoruz. İnsanların üzerinde bir doğa sevgisi, doğaya sahip çıkma ve onu koruma bilinci oluşturabilmek bizim için çok mühim.

Sorunuzla kastettiğiniz kısma da gelince: Doğa yürüyüşüne gittiğimiz zaman yapmış olduğumuz aşıların meyvelerini görmek başta bana ve benimle birlikte aşı yapmaya gelen insanlara inanılmaz bir mutluluk veriyor. Kışın sel sularının, yazın da susuz kalan yabani hayvanların tahrip etmeleri sonucu tüm hayvanların su ihtiyacını karşılayan dağlardaki çeşmelerin kaynakları bozuluyor. Biz yine bunları, ekip arkadaşlarımla beraber gidip hortumlarını değiştirip tamir ediyoruz. Sonra hasbelkader buralardan yabani hayvanların, böceklerin su içtiğini gördüğümüz zaman çok mutlu oluyoruz. Bunlar benim hatıralarımda çok güzel bir anı oluşturuyor. Gelecek nesillere, gençlerimize bu çaba ve gayretlerimizle örnek olabilirsek ne mutlu bize.

Birçok kimsenin de katıldığı, herkese örnek bu iyilik hareketinde gençleri de dâhil etmeyi nasıl başardınız ve gençlerin üzerinde nasıl bir etki oluşturduğunu anlatır mısınız?

Bizleri Manisa civarında ve farklı yörelerde aşı yaparken gören genç kardeşlerimiz ve günümüzün en etkili iletişim aracı olarak da kullanılan sosyal medyadan bizi takip eden genç kardeşlerimiz, bizim etkinliğimize katılmak istediler. Gençlerimizin de katılımıyla faaliyetlerimiz daha dinamik yapıya dönüştü ve faaliyetlerin sosyal medyanın her alanını kullanan gençler arasında yayılımıyla oldu ve her geçen gün daha da büyüdü. Doğa yürüyüşleri gençlerimize çok cazip ve çekici gelen bir etkinlik. Bunun yanı sıra bizlerden öğrenip yapmış oldukları aşıların karşılığını bulmak onları daha da heyecanlandırıyor ve doğaya bağlıyor. O yüzden yapmış oldukları iş ve uğraş gereği kısıtlı zamanlarına rağmen istirahate çekileceği günleri bizlerle doğaya ayırıyorlar. O izin gününde onların doğada uğraşları onları yormuyor aksine daha da dinlendiriyor. Manisa çevresinden olduğu gibi Manisa dışından da bizlere katılanlar oluyor. Hatta İzmir’den bir kardeşimiz pazar günü kendi özel aracına binerek yaklaşık olarak 80 kilometre yol katederek bizim yanımıza gelip aşı yapmaya katılıyor. Bu beni çok duygulandırmıştı. İşte böyle genç kardeşlerimizin bu fedakârlıkları beni ziyadesi ile mutlu ediyor.

Tabiattaki canlılara ve bitkilere emanet gözüyle bakıp yapmış olduğunuz yararlı işler gerek ruh dünyanızda gerek meslek alanınızda ne gibi etkilere ve dönüşümlere vesile oldu?

Yapılan iyi ve yararlı işlerin ruh üzerinde olumlu etkiler oluşturduğu bilimsel bir gerçek. Müslümanların da Allah’ın rızasına hoş gelen her iş de kişinin kalbinde bir huzur, bir sekinet oluşturuyor. Ahirette mükâfatını umarak yaptığımız işler bu dünyada da bize bir huzur veriyor. Yani Rabbim, ahiret adına yapılan işler hürmetine lütfedip bize bu dünyada da yardım ediyor.

Yapmaya çalıştığımız iyilik ve güzellik adına her hayırlı hizmet evvela cemaatin kendisinde karşılığını buldu. Cemaatle yakınlaşmamıza ve muhabbetimize vesile oldu. Özellikle de gençlere ulaşmamızı ve onlarla bir arada olmamızı sağlayan çok güzel bir etkinlik oldu. Ayrıca tabiatla iç içe olmamız, Allah’ın (c.c.) kitabından okuduğumuz pek çok ayetin tabiattaki tezahürüne şahit olduk.

Bu hayır dolu çalışmalarınızdan yola çıkarak din hizmetinde bulunan görevlilerimize neler söylemek istersiniz?

Biz din görevlileri bulunduğumuz yerin köy, kasaba, şehir olmasını düşünmeden mevcut koşulları en iyi şekilde değerlendirerek yapabileceğimiz hayır işlerini düşünmeli ve bunların peşine düşmeliyiz. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) emanetini yüklendiğimizin düşüncesiyle işimizin zorluğunu ve saygınlığını asla unutmamalıyız. Rabbim bizleri her daim bu emanete sahip çıkan ve bu yüce emanet uğruna vazifelerini bihakkın yerine getirmeye çalışanlardan eylesin.