Makale

MÜHMEL TEFSİRLER ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

ALTIN, M. “Mühmel Tefsirler Üzerine Bir Değerlendirme”
Diyanet İlmî Dergi 56 (2020): 653-676

MÜHMEL TEFSİRLER ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

AN ASSESMENT ON THE STRUCTURE OF MUHMAL TAFSIRS

Geliş Tarihi: 19.03.2020 Kabul Tarihi: 31.08.2020

MEHMET ALTIN

DR. ÖĞR. ÜYESİ

BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ / İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ

orcid.org/0000-0003-4441-0821

mehmet_altin13@hotmail.com

ÖZ

İslâm tarihinin ilk döneminden günümüze kadar tüm İslâm âlimleri Kur’ân-ı Kerim’i anlama gayretine girmişlerdir. Onlar Kur’ân’ı anlamak için çeşitli tefsir yöntemleri geliştirmiş, yazdıkları eserlerle zengin bir tefsir literatürü oluşturmuşlardır. Öte yandan ilk günden günümüze kadar yazılan tefsirler, gerek usul gerekse bilgi kaynakları bakımından çeşitlilik göstermiştir. Her tefsirci, kendi anlama geleneğine uygun yöntemler takip etmiş ve tefsirini bu yöntem üzere kaleme almıştır. Bu süreçte tefsircilerin özellikle uzmanlaştığı alanlardaki bilgileri eserlerine daha çok yansımıştır.

Tefsire uygulanan farklı yazım tekniklerinden biri de edebî metinlerde başvurulan ‘mühmele sanatı’dır. Bu sanat, edebiyatta hazf konusunun bir çeşidi olup sadece noktasız harflerden oluşan kelimeleri kullanarak söz söyleme sanatıdır. Fakat tefsir tarihi incelendiğinde söz konusu sanatın uygulanması ile yazılan tefsirler görülecektir. Arap alfabesindeki noktasız harfler kullanarak yazılan bu tefsirlere ‘mühmel tefsir’ denilmektedir.

Bu çalışmada başlıca mühmel tefsirler, müfessirleriyle beraber incelenmeye çalışılacak, söz konusu tefsirlerin özellikleri tespit edilmeye gayret edilecektir. Daha sonra bu tefsirler hakkında bir değerlendirme yapılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur’ân, Âyet, Mühmel, Müfessir, Yazma Eser.

Araştırma makalesi /
Resarch article

ABSTRACT

All Islamic scholars have made efforts to understand the Qur’an from the first period of Islamic history to the present day. They developed various tafsir methods to understand the Qur’anic worldview and created a rich tafsir literature with the works they authored. The tafsirs written from the beginning to the present day have varied in terms of both their methods and sources of knowledge. Each commentator followed a different method and wrote his works on this method. In particular, the knowledge they have in their fields of expertise were reflected on their works.

One of the approaches to tafsir science is the “muhmala art”, which is a style used in literary works. It is applied by the selection of the words consisting of dotless letters only. When the tafsir history is examined, it will be seen that some tafsirs have been written by this method. This type of tafsir, which is prepared using the dotless letters in the Arabic alphabet, is called “muhmal tafsir”.

In this study, major muhmal tafsirs will be examined with their commentators, and efforts will be made to identify the characteristics of these tafsirs. Then an evaluation will be made about these tafsirs.

Keywords: Tafsir, Qur’an, Verse, Muhmal, Commentator, Manuscripts.

AN ASSESMENT ON THE STRUCTURE OF MUHMAL TAFSIRS

SUMMARY

Islamic scholars have tried to understand the Qur’an from the period of the Prophet (PBUH) to the present day. They developed various tafsir methods to understand the Qur’an and created a rich “tafsir / exegetics” literature with their works in the Islamic history. Tafsirs written from the beginning to the present have varied in terms of both their methods and sources of knowledge. The insight of the commentator to life, the period he lived, his cultural accumulation, the environment he grew up in, and his or her expertise/incompetency in these areas, have all reflected on his works.

Each commentator followed different methods and wrote his work on this system. In particular, they reflected the knowledge they have in their fields of expertise on their works. For example, commentators skilled in the science of nahiv such as Zajjaj, Vahidi, and Abu Hayyan, gave importance to transmitting their grammar and syntax knowledge to their works. Some commentators, such as Sa’labi, have prioritized collecting khabar from previous generations with stories. The commentators like al-Qurtubi mostly conveyed the fiqh knowledge, included their evidence about fiqh in their tafsirs and responded to the claims of those who had opposed their views.

One of the different approaches in the tafsir science is “Muhmala Method” that is used in literature by use of dotless letters. As far as we know, the application of muhmala art in the tafsir was made by Fayzi al-Hindi for the first time. The most famous examples of this kind written by using the dotless letters in the Arabic alphabet was Fayzi al-Hindi’s tafsir named Sawatiu’l-İlham and Mahmud Hamza’s tafsir titled Durr al-Asrar.

In our research, it is determined that Fayzi al-Hindi, Mahmud Hamza and Ali b. Qutb al-Din wrote their tafsirs on the whole Qur’an with dotless letters. On the “surah” basis, Zeynulabidin Efendi al-Rumi has prepared tafsirs on Surah al-Kawthar; and Molla Mahmud al-Imadi, Ali b. Muhammad al-Amidi and Abdussalam Mardini on Surah al-Fatiha in dotless letters. We found the works of Fayzi al-Hindi, Mahmud Hamza, and Zeynulabidin Efendi’s works and examined them. However, we could not reach the mentioned works of Muhammad al-Imadi, Ali b. Muhammad al-Amidi and Abdussalam Mardini.

When we think over whether the muhmal tafsirs are the kind of works that will help the Qur’an be better understood and practiced in daily life, it will be seen that there is no such purpose in the main target of these tafsirs for the following reasons listed in the conclusion.

1. The “muhmala method” has the purpose of “art for art’s sake”. The application of such an art on tafsirs paved the way for the understanding of “art for art’s sake” to take place in the science of tafsir.

2. Despite being written in a different style, muhmal tafsirs could not attract the attention of the public and scholars. As a matter of fact, when the tafsir literature of thousands of volumes are examined, it will be seen that the muhmal tafsirs are not more than a few.

3. According to many scholars, the authors who wrote the tafsir using only dotless letters both made the tafsir difficult in terms of style and made the work difficult to be understood. Some scholars have even stated that this type of tafsir is a “bid’ah” and opposed such kind of tafsir considering it as an inapt effort.

As we have tried to explain above, in addition to the negative aspects of the “muhmal tafsirs”, there are also positive responses (even few) considering that muhmal art is a high skill that shows the commentator’s competency in Arabic language.

GİRİŞ

Peygamber efendimiz döneminden günümüze kadar tüm İslâm âlimleri Kur’ân’ı anlamaya çalışmışlardır. Kur’ân’ı anlamak için de çeşitli tefsir yöntemlerini geliştirmişler ve yazdıkları eserlerle İslâm tarihinde zengin bir tefsir literatürü oluşturmuşlardır. Geçmişten günümüze yazılan tefsirler, gerek usul gerekse bilgi kaynakları bakımından çeşitlilik arz etmiştir. Müfessirin hayata bakışı, yaşadığı dönem, kültürel birikimi ve yetiştiği çevre ile İslâmî ilimlere olan vukûfiyeti yahut bu ilimlerdeki yetersizliği tefsirine yansımıştır.

Her müfessir, kendine göre değişik yöntemler takip etmiş ve eserini bu minval üzere kaleme almıştır. Özellikle daha çok uzmanlaştığı alandaki bilgileri tefsirine aksettirmiştir. Mesela nahiv ilminde mahareti olan Ebû İshâk ez-Zeccâc (ö. 311/923), Vâhidî (ö. 468/1076) ve Ebû Hayyân (ö. 745/1344) gibi müfessirler eserlerinde i‘rab ve nahiv kaidelerini nakletmeye önem vermişlerdir. Sa‘lebî (ö. 427/1035) gibi bazı müfessirler ise kıssalarla önceki nesillerden aktarılan haberleri toplamayı öncelemişlerdir. Kurtubî (ö. 671/1273) gibi müfessirler ise daha çok fıkhî bilgileri aktarmış, fıkıhla ilgili delillerini ve muhaliflerin delillerine karşı cevapları tefsirlerine almışlardır.1

Tefsire farklı yaklaşımlardan biri de tamamen noktasız harflerden seçilerek edebiyatta uygulanan ‘mühmele sanatı’nın tefsire uygulanması olmuştur. Bildiğimiz kadarıyla bu sanatın tefsire uygulanması ilk defa Feyzî-i Hindî (ö. 1004/1595) tarafından gerçekleştirilmiştir. Feyzî-i Hindî’nin Arap alfabesindeki noktasız harfleri kullanarak yazdığı Sevâtıu’l-ilhâm adlı tefsiri ile daha sonra Mahmûd Hamza’nın (ö. 1305/1887) yazdığı Dürrü’l-esrâr bu türün en meşhur örnekleridir.2

Mühmel tefsirler ve müfessirlerini incelemeden önce ‘mühmele sanatı’na ve bu sanatı içine alan ‘hazf’ konusuna kısaca değinmek isteriz.

Mühmel, “Bir şeye iltifat göstermeyip terk etmek, işi sağlam yapmamak, develeri başıboş bırakma, harflere nokta koymama” anlamlarına gelen اهمل mezid fiilinden türemiş bir ism-i meful kelimedir.3 Mühmel, edebiyatta hazf4 konusunun bir çeşidi olup, sadece noktasız harflerden oluşan kelimeleri kullanarak söz söyleme sanatıdır. Bilindiği gibi Arap alfabesi 13’ü mühmel/noktasız, 15’i mu‘cem/noktalı5 olmak üzere 28 harften oluşmaktadır. Mühmel harfler şunlardır: ا ، ح ، د ، ر ، س ، ص ، ط ، ع ، ك ، ل ، م ، و ، ﻫ

Arap edebiyatında nesir veya şiir olarak yazılan birçok metinde mühmele sanatı kullanıldığını görürüz.6 Harîrî’nin (ö. 516/1122) Makāmât’ında geçen ve “ أعدد لحسّادك حدّ السلاح / وأورد الأمل ورد السّماح ” beytiyle başlayan manzumesi kasîde-i mühmeleye bir örnektir.7 Aynı şekilde bu eserde (28. makāme) yer alan iki hutbe mühmele sanatının meşhur örneklerindendir.8 Mevzu bahis ettiğimiz mühmel tefsirleri de bu kapsamda telif edilen örnekler olarak zikredebiliriz. Nitekim Arap alfabesindeki noktasız harfler kullanılarak yazılan bu tür tefsirlere ‘mühmel tefsir’ denilmektedir.

Mühmele sanatını da içine alan hazf konusuna kısaca değinecek olursak hazf, Bedî‘ ilminde belli harfleri kullanmadan söz söyleme sanatını ifade eder.9 Hazfın sanat olmasının temel şartı külfetsiz bir şekilde yapılabilmesidir. Atılan harflerin noktalı veya noktasız olmasına bitişik veya ayrı yazılmasına ya da belli bazı harflerin kullanılmamasına göre hazf, değişik kısımlara ayrılabilir.10 Birçok türü olan hazfın bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

1. Menkûta/Mu‘ceme: Noktasız harflerden oluşan kelimeleri kullanmadan sadece noktalı harflerden oluşan kelimeleri kullanarak söz söylemedir.11 Harîrî’nin şu mısralarla başlayan kasidesi bunun meşhur örneklerindendir:12

فتَنَتْني فجنّنَتْني تجَنّي ... بتَجنٍّ يفْتَنّ غِبَّ تجَنّي

شغَفَتني بجَفنِ ظَبْيٍ غَضيضٍ ... غنِجٍ يقْتَضي تغَيُّضَ جَفْني

غَشيَتْني بزِينتَينِ فشفّتْ ... ني بزِيٍّ يشِفّ بينَ تثَنّي

2. Raktâ/Erkāt: Kelimelerinin bir harfi noktalı, diğeri noktasız olarak tertip edilmiş nazım ve nesirlerdir.13 Harîrî’nin şu kasidesi bunun örneklerindendir:14

سيّدٌ قُلَّبٌ سَبوقٌ مُبِرٌّ ... فطِنٌ مُغرِبٌ عَزوفٌ عَيوفُ

مُخلِفٌ مُتلِفٌ أغَرُّ فَريدٌ ... نابِهٌ فاضِلٌ ذكيٌّ أَنوفُ

مُفْلِقٌ إنْ أبانَ طَبٌّ إذا نا ... بَ هِياجٌ وجلَّ خطْبٌ مَخوفُ

3. Muvassal/Mevsûl: Bitişik yazılan harflerden oluşan kelimeleri kullanarak söz söyleme sanatıdır.15 Harirî’nin (فتَنَتْني فجنّنَتْني تجَنّي ... بتَجنٍّ يفْتَنّ غِبَّ تجَنّي) şeklinde başlayan kasidesi aynı zamanda bu sanata da örnektir.16

4. Mukatta/Maktû‘: Ayrı yazılan harflerden oluşan kelimeler kullanılarak tertip edilmiş nazım ve nesirlerdir.17 Mesela (زر دار ودّ ان اردت ورودا) şeklinde başlayan şiir buna örnektir.

5. Kelimelerinin bir harfi bitişik, diğeri ayrı olarak yazılan hazf: Nazım ve nesir şeklinde yazılmış bir kısım eserlerin kelimelerinin bir harfi bitişik, diğeri ayrı olarak yazılan harflerden tertip edilmişlerdir.18 Mesela (تثبت لم يغبن ولم يثن عاملا ... يغيث ولم يقبض لامواله تقي) şeklinde başlayan şiir buna örnektir.19

6. Bazı harflerin kullanılmadığı hazf: Bu türün en eski örnekleri Hz. Ali’ye kadar uzanmaktadır. Onun bulunduğu bir ortamda sahâbîler elif harfinin Arapça’da çok kullanıldığından söz etmişler, bunun üzerine Hz. Ali, içinde elif harfi geçmeyen daha sonra “hutbe-i mûnika” diye meşhur olan irticâlî bir hutbe irad etmiştir.20 Râ harfini telaffuz edemeyen Mu‘tezile’nin kurucusu Vasıl b. Ata’nın, Irak Valisi Abdullah b. Ömer b. Abdülaziz’in huzurunda ve birçok ünlü hatibin katıldığı bir mecliste irticalen okuduğu “râ/ر”sız hutbesi de hazf sanatı konusunda meşhur örneklerdendir.21 Abdülganî en-Nablusî’nin (ö. 1143/1731) Nefehâtü’l-ezhâr’ında (...فمن لي بمولًى) şeklinde başlayan manzumede elif/ا, se/ث ve tâ/ط harfleri kullanılmamıştır.22 Şeyh İzzeddin Ali el-Mevsılî, Bedîʿiyye’sindeki (أروم إسقاط ذنبي بالصلاة على محم وعلي صديقه العلم) beytinde Fâtiha sûresini oluşturan yirmi bir harfi kullanmış; se/ثَ, cîm/ج, hâ/خ, zeyn/ز, şîn/ش, fâ/ف, zâ/ظ harflerine yer vermemiştir.23

Kısacası başta Harîrî’nin el-Makāmât’ı olmak üzere, Hz. Peygamber’i öven “bedîiyyât” adı verilen kasidelerin şerhleriyle bazı belâgat kitaplarının bedî‘ bölümlerinde ve bedî‘ ilmine dair yazılan müstakil eserlerde hazf sanatı ve türleriyle ilgili bolca bilgi ve örnekleri bulmak mümkündür.24

Hazf ve mühmele sanatıyla ilgili bu kısa bilgiyi verdikten sonra şimdi asıl konumuz olan mühmel tefsirlerini -müfessirleriyle beraber- incelemek istiyoruz.

1. TEFSİR MAHİYETİNDE YAZILAN BAŞLICA MÜHMEL ESERLER

1.1. Feyzî-i Hindî (ö. 1004/1595) ve Sevâtıu’l-ilhâm Adlı Mühmel Tefsiri

Şair, fâkih, tarih bilgini ve müfessir olan Ebü’l-Feyz b. Şeyh Mübârek el-Mehdevî el-Hindî, Agra diye meşhur olan Ekberâbâd şehrinde 954/1547 yılında doğdu. Fazilet ve ilim ehli bir ailedendir. Ebü’l-Feyz’in beşinci dedesi Yemen’den Hindistan’ın Reyl köyüne göç etti. Dedesi Şeyh Hızır el-Yemânî, Hicrî 10. asırda Gucerât’a taşındı ve müellifimizin babası Şeyh Mübarek b. Hızır orada doğdu. Şeyh Mübarek b. Hızır ise 949/1543 yılında Gucerâttan Ekberâbâd’a taşındı, oradan evlendi ve oğlu Feyzî-i Hindî burada dünyaya geldi.25

Feyzî-i Hindî’nin ilk hocası babasıdır. Ondan kıraat, sarf, nahiv, belagat, tefsir, fıkıh, akaid ve felsefe derslerini okudu. Daha sonra Hüseyin el-Merûzî, Şeyh b. Hacer el-Mekkî, Ebü’l-Fazl el-Kazrûnî ve Rafi‘ es-Safdi gibi hocalardan ders aldı. İmâmiyye Şîası’na mensup olan Feyzî-i Hindî ve babası mülhidlikle26 itham edilerek öldürülmelerine karar verildi. Ölümden ancak gizlenerek kurtulabilen baba ve oğul, Ekber Şah’ın27 sütkardeşi Mirza Azîz vasıtasıyla 974/1566 yılında Ekber Şah'la tanışma imkânını buldular. Ekber tarafından çok iyi karşılanan Feyzî yazdığı bir kaside ile hükümdarın takdirini kazandı. Kendisinden önce sarayda “melikü’ş-şuarâ” unvanını alan Gazâlî-i Meşhedî28 ölünce 984/1576 tarihinde onun yerine geçti. Feyzî’ye hem devlet işleriyle ilgili görevler verildi hem de Ekber Şah’ın oğlu Şehzade Dânyâl’in mürebbiliğine tayin edildi. Feyzî, 993/1585’te Peşâver’deki Yûsufzaylar’a karşı girişilen sefere katıldı. 997/1588’de Ekber Şah ile birlikte Keşmir’e gitti. İki yıl sonra elçi olarak Dekken’de Handeş Hükümdarı Raca Ali Han ve Ahmednagar Hükümdarı Burhan Nizamşah’ın saraylarına gönderildi. Görevini tamamladıktan sonra 1001/1592’de başşehir Fetihpûr Sikri’ye döndü.29 1004/1595 tarihinde 48 yaşındayken Lahor’da vefat etti.30

Hasan Han el-Kanûcî, Feyzî’nin itikadının bozuk ve dinî yaşantısının kötü olduğunu söylemiştir. Abdulhak b. Seyfuddin ed-Dihlevî ve Abdulhay el-Kenevî de benzer ithamlarda bulunmuşlardır. Öyle ki Abdulhay el-Kenevî müellifin, tefsirini sarhoş ve cünüp halinde yazdığını söylemektedir.31 Tüm bu olumsuz eleştirilere rağmen tefsiri incelendiğinde ehl-i sünnet akidesine muhalif ve kendisinin İslâm dairesinden çıktığına dair bir hususla karşılaşılmayacağı görülecektir. Hatta Şibli en-Numanî’ye göre Feyzî’nin tefsirinde ehl-i sünnete muhalif bir durumunun olmaması onun ehl-i sünnetten olduğuna delil olabileceğini göstermektedir.32

Feyzî-i Hindî şiir, astronomi, musiki, matematik, felsefe, tarih, hadis, tefsir ve fıkıhla ilgili ciltlerce eser bıraktı. Hatta 101 kitap yazdığı söylenmektedir.33 Ancak birçoğu kaybolarak günümüze ulaşmamıştır. Değişik kütüphanelerde bulunan bir kısım eserleri şunlardır: Mevâridü’l-Kelim ve silki dureri’l-hikem, Tercemetu lîlavatî, Hamsetu Feyzî, Laṭîfe-i Feyżî, Tebâşiru’s--subh ve Tercemetu Behâbehârt.34

Sevâtıu’l-ilhâm Tefsiri

Feyzî-i Hindî tefsirini yaklaşık üç yıl içinde tamamlayarak 1002/1592’de Ekber Şah’a takdim etmiştir. Daha önce Arap müfessirlerinin başvurmadıkları bir üslup/tarzda hiçbir şekilde noktalı harf kullanmayarak tefsirini yazmıştır.35

Müfessirimiz eserine uzun bir mukaddimeyle başlar ve eserini Allah’tan aldığı ilhamla yazdığını, bu sebeple ona Sevâtıu’l-ilhâm/ilham parıltıları adını verdiğini belirtir. Mukaddimeyi iki bölüme ayırır. Her bir bölümü de satı/ساطع diye isimlendirdiği alt başlıklara ayırır. Birinci bölümü es-Savâtıu’s-Savâlih/السواطع الصوالح şeklinde adlandırır ve yirmi altı alt başlığa ayırır. Bu bölümde doğumu, hayatı ve ailesiyle ilgili bilgiler verir. Tefsirini yazma sebebini, tefsirinin üslubunu/tarzını ve o zamanki yöneticiye takdimini anlatır.36 Mukaddimenin ikinci bölümünü ise es-Savâtiu’l-Levâmi‘/السواطع اللوامع diye adlandırır. Bu bölümde Kur’ân ilimlerinden bahseder, tefsir usulü, vahyin gelişi, Kur’ân’ın cem edilmesi, sûre ve âyetlerin sayısı ile ilgili bilgiler verir. İyi âlimleri över, kötü âlimleri ise ağır ifadelerle yerer. Son olarak muvaffak olması için dua eder ve Fâtiha sûresinden itibaren âyetleri tefsir etmeye başlar.37

Çeşitli nüshaları bulunan eser ilk olarak 1889 yılında Leknev’de basılmıştır. Daha sonra 1996’da altı cilt olarak Darü’l-Menar’da Seyyid Murteza eş-Şirazî tarafından tahkik edilerek yeniden baskıya verilmiştir.38

Sevâtıu’l-ilhâm tefsiri mahtut olarak Hedaphoş Kütüphanesi, İmam Muhammed Üniversitesi, Rıza Kütüphanesi, Londra Üniversitesi, Berlin Devlet Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi, Hind Kütüphanesi, Pencab Üniversitesi, Kāhire Üniversitesi ve Tahran Vatan Üniversitesi gibi birçok kütüphanede/yerde bulunur.39

Tefsirin Özellikleri

  1. Tespit edilebildiği kadarıyla bu eser, Kur’ân’ın tamamının noktasız harfler kullanılarak oluşturulmuş ilk tefsirdir.
  2. Müellif tefsirine noktalı harflere sahip olan besmele ile değil de ‘الله لا إله إلا هو لا أعلمه ما هو وما أدركه كما هو’ ibaresiyle başlar.
  3. Müfessirimiz Fâtiha sûresini tefsir etmeye başlarken öncellikle sûrenin isimlendirmesi üzerinde durur. Sonra da besmelenin tefsirini genişçe yapar.40
  4. Bakara sûresinin tefsirine başlarken Fâtiha sûresinde yaptığı gibi sûrenin isimlendirmesi üzerinde durur.41 Sonra ‘آلٓم’in tefsiri çerçevesinde huruf-i mukataaları genişçe izah eder. Bu harflerin Allah ile Hz. Peygamber arasında bir sır olduğu görüşünü tercih etmekle birlikte, konuyla ilgili diğer görüşlere de yer verir. Mesela huruf-i mukataaların, Kur’ân veya Allah’ın isimleri olabileceği şeklindeki görüşleri de aktarır.42
  5. Her sûrenin başında ilgili sûrenin Mekkî veya Medenî olduğunu belirtir. Ancak sûrenin Mekkî olduğunu belirtmek için ‘موردها ام الرحم’ ifadesini, Medenî olduğunu belirtmek için de ‘موردها مصر رسول الله’ ifadesini kullanır.43
  6. Kelimelerin filolojik tahlilini yapar. Mesela besmeledeki ism/اسم kelimesinin hangi kök kelimelerden türemiş olabileceği üzerinde genişçe durur. Aynı şekilde Allah/الله lafzının iştikakı ile ilgili de uzunca malumat verir.44
  7. Müellifimiz sadece noktasız harflerden oluşan kelimeleri kullandığından dolayı Mü’min, Yahudi, Hristiyan, Kafir vb. noktalı harflerden oluşan kelimelerin yerlerine ilginç ifadeler kullanır:

Noktalı harflerden oluşan Müellifin noktalı kelimelerin
bazı kavramlar yerinde kullandığı kelimeler

المؤمنون اهل الاسلام45

اليهود الهود46

النصارى رهط روح الله47

الكافر العدّال48

عيسى روح الله49

الكعبة الحرم المكرم50

روح القدس روح المطهر51

ابن مسعود ولد مسعود52

الشيطان الوسواس الحساد53٩

  1. Bazı sûre ve âyetlerin nüzul sebepleriyle ilgili olan rivayetleri noktasız harfleri kullanarak aktarır. Mesela Kafirûn sûresinin nüzul sebebi için Kureyşliler Hz. Peygamberden bir sene kendi ilâhlarına tapmasını, bir sene de kendilerinin onun ilâhına tapmalarını istemeyle ilgili rivayeti mühmel harflerle zikreder.54 Aynı şekilde Kevser sûresinin sebeb-i nüzulü için de Hz. Peygamber’in erkek çocukları ölünce müşriklerin onu ‘ebter’ lakabıyla anmaya başlamasıyla ilgili rivayeti noktasız harflerden oluşan kelimelerle aktarır.55
  2. Müellifimiz kıraat ihtilaflarına değinir. Örneğin Fâtiha’da ki mâlik/مالك kelimesini tefsir ederken kıraat ihtilaflarına değinir. İmam Âsım’ın bu kelimeyi mâlik/مالك, bazı kıraat imamlarının ise melik/ملك şeklinde okuduğunu ifade eder.56اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ/“Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu.” (Âl-i İmrân, 3/140) âyetinde geçen قَرْحٌ kelimesindeki kıraat farklılıklarına da değinerek şöyle der: ‘Bir kısım âlimler bu kelimeyi kelm/كلم gibi ‘قَرْحٌ’ şeklinde okurken bir kısmı da hükm/حكم kelimesi gibi ‘قُرْحٌ’ şeklinde okumuşlardır.57
  3. Âlimlerin farklı görüşlerini zikreder ve genellikle tercihini ortaya koyar. Mesela Fâtiha sûresindeki ‘Mâlik’ kelimesini İmam Âsım’ın ‘Mâlik’, bazı kıraat imamlarının ise ‘Melik’ şeklinde okuduğunu belirttikten sonra bu kelimenin ‘Melik’ şeklinde okunmasının daha doğru olacağını ifade eder.58
  4. Müfessirimiz her sûrenin başında genellikle sûrenin konusuyla ilgili özet bilgi verir.59

1.2. Mahmûd Hamza (ö. 1304/1887) ve Dürrü’l-esrâr Adlı Mühmel Tefsiri

Müfessirimizin tam ismi Mahmûd b. Muhammed Nesîb b. Hüseyn b. Yahya Hamza el-Hüseynî el-Hamzavî el-Hanefî olup 1236/1821’de Dımaşk/Şam’da doğdu. “Şam müftüsü” lakabıyla şöhret kazandı.60 Aslen Harranlı olup Dımaşk’a yerleşen bir aileden gelmektedir. Ailesi, Hamza el-Harrânî’ye nisbetle “beytü’l-Hamza” olarak bilinir. Aynı şekilde ailesi, İsmâil b. Hüseyin’den itibaren Dımaşk’ta uzun yıllar nakîbü’l-eşraflık yaptığından “beytü’n-nakib” diye de meşhur olmuştur.61

Müellifimiz, babası başta olmak üzere birçok âlimden ders almıştır. Kur’ân öğrendikten sonra yazısını geliştirdi ve henüz on iki yaşlarında iken güzel hattıyla/yazısıyla tanındı. Saîd el-Halebî’den sarf, nahiv, fıkıh ve kelâm, Hâmid el-Attâr’dan tefsir ve tasavvuf, Abdurrahman el-Küzberî’den de hadis dersini aldı. Ayrıca Ömer el-Emâmedî’den meânî ve beyânı, Hasan eş-Şattî’den ferâiz, hesap ve aruzu, Molla Bekir b. Ahmed el-Kürdî’den de hikmet ve âdâb ilmini öğrendi ve bu hocalarının hepsinden de icâzet aldı.62

1260/1844 yılında genç yaşta Şam’da kadı nâibliği yaptı. 1266/1850’de İstanbul ve Anadolu’yu gezdikten sonra Dımaşk’a döndü ve Dımaşk Vilâyeti Meclis-i Kebîri’ne üye seçildi. 1269/1853 tarihinde Evkaf müdürü ve vergi nâzırı oldu, ardından Meclis-i Zirâat’ın reisliği de uhdesine verildi. Bu sırada noktasız harflerden oluşan kelimelerle Dürrü’l-esrâr adlı tefsirini yazdı ve bu tefsirin anlaşılması için el-Kümmel ile’l-kelâmi’l-mühmel adlı lügatini telif etti. Tefsirini sunduğu Sultan Abdülmecid kendisini dördüncü rütbeden Mecîdî nişanı ile ödüllendirdi.63

Mahmûd Hamza 1284/1867 yılında Şam bölgesi müftülüğüne getirildi ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. Çeşitli İslâm ülkelerinden kendisine fetvalar sorulmaya başlandı. Suriye’de 1299/1882 yılında oluşturulan Meclis-i Maârif’in ilk reisi oldu. 1272/1856 tarihinde elde ettiği İzmir pâyesi ve daha sonra aldığı üçüncü dereceden Mecîdî nişanıyla birlikte bilâd-ı hamseye, 1296/1879’da üçüncü dereceden Osmanlı nişanıyla bir derece daha yükseltilerek 1299/1882 yılında Haremeyn pâyesine ulaştı.64

9 Muharrem 1305 (27 Eylül 1887) tarihinde Dımaşk’ta vefat eden Mahmûd Hamza’nın bazı el sanatlarıyla meşgul olduğu, iyi bir şair olduğu ve edebiyatına vâkıf olacak şekilde Türkçe’yi de öğrendiği nakledilmiştir.65

Mahmûd Hamza, nesir ve manzum şeklinde birçok eser geride bırakmıştır. Hatta Terâcîmu meşahiri’ş-şark yazarı Curcî Zeydan müellifin 35 adet eserini sayar.66 Önemli birkaç eseri şöyle sıralanabilir: Dürrü’l-esrâr, el-Kümmel ile’l-kelâmi’l-mühmel, Fetvâ fî meseleti halki’l-Kur’ân, el-Ferâʾidü’l-behiyye fi’l-kavâʿidi’l-fıkhiyye, et-Tarîkatü’l-vâzıha ile’l-beyyinâti’r-râciha ve el-Burhân alâ bekāʾi mülki benî Osmân ilâ âhiri’z-zamân.67

Dürrü’l-esrâr Tefsiri

Mahmûd Hamza, takriben 1273/1857 yılında noktasız harflerden oluşan kelimelerle Dürrü’l-esrâr adlı tefsirini yazmıştır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi tefsirini sunduğu Sultan Abdülmecid kendisini dördüncü rütbeden Mecîdî nişanı ile ödüllendirmiştir.68

Bu eserin en eski baskısı 1308/1891’de Dımaşk’ta iki cilt halinde yapılmış baskıdır. En son 2011 yılında Beyrut’ta iki cilt olarak yayınlanmıştır. Ayrıca söz konusu tefsir Topkapı sarayı, el-Âsfiye ve Hâlidiyye kütüphanesinde de bulunmaktadır.69

Türkiye’de Molla Musa Celalî (Geçit) tarafından, Dürrü’l-esrâr tefsirine, Haşiyetü’t-tefsîr el-Mühmel el-müsemma bi Dürri’l-esrâr adıyla anlaşılması zor olan yerlerin açıklandığı tek cilt halinde bir haşiye yazılmıştır. Eser, 2008’de İstanbul’da yayınlanmıştır. Aynı eserin daha geniş ve kapsamlı ikinci baskısı, Ravza yayınları tarafından 2015’te İstanbul’da yapılmıştır. Ancak iki cilt halinde genişletilmiş ikinci baskıda eserin adı Haşiyetu kenzi’l-ebrâr olarak değiştirilmiştir.70

Dürrü’l-esrâr tefsirinin birçok yerini, bu tarzda yazılmış ilk tefsir olan Savâtıu’l-ilhâm ile karşılaştırdık. Ancak benzer taraflarını bulamadık. Bu da söz konusu tefsirin Savâtıu’l-ilhâm’dan tamamen bağımsız yazıldığı anlamına gelmektedir.

Tefsirin Özellikleri

  1. Müellif tefsirine noktalı harfleri taşıyan besmele ile değil de ‘اسم الله العلام اول الكلام’ ibaresiyle başlamıştır.
  2. Besmeleyi açıklarken Allah’ın ‘besmele’yi sûrelerin başına koymak için peygambere vahyettiğini söyler.71
  3. Bakara sûresinin tefsirine başlarken huruf-i mukatta için özet bilgi verir. Bu harflerin ya geldikleri sûrelere isim oldukları ya da Kur’ân’ın isimleri olabileceğini söyler. En son olarak da bunların anlamlarını ancak Allah’ın bileceğini belirtir.72
  4. Kelimelerin filolojik tahlilini yapar. Örneğin Fâtiha sûresinde besmeleyi açıklarken “Rahmân-Rahîm” ifadelerinin iştikak ve kök durumlarından bahseder. Ayrıca âyetlerde yer alan belâgat inceliklerine değinir. Örneğin Fâtiha sûresinde geçen ايّاك ifadesini açıklarken hasr için mamulün amilden önce geldiğini ifade eder.73
  5. Müellifimiz sadece noktasız harflerden oluşan kelimeleri kullandığından dolayı Müslüman, Yahudi, Hristiyan, Müşrik vb. noktalı harflerden oluşan kelimelerin yerlerine ilginç ifadeler kullanır:

Noktalı harflerden oluşan Müellifin noktalı kelimelerin
bazı kavramlar yerinde kullandığı kelimeler

المسلمون اهل الاسلام74

اليهود الهود75

النصارى دعوى الأهل والولد للواحد الاحد76

المشركون اهل اللؤوم77

اصحاب الرسول رهط الرسول78

الناس ولد آدم79

روح القدس الروح المطهر80

بيت المقدس المصلى المطهر81

مكة الحرم المطهر82

ابن عباس ولد عم الرسول83

ابو عمر والد عمر84

عبد الله بن سلام ولد سلام85

  1. Kıraat ihtilaflarına değinir. İmam Âsım’ın ismini açıkça verirken diğer kıraat imamları için ise genelde ‘bir ravinin görüşü’ ifadesini kullanır. Mesela اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ/”Eğer size bir yara dokunduysa, o topluluğa da benzeri bir yara dokunmuştu.” (Âl-i İmrân 3/140.) âyetinde geçen قَرْحٌ kelimesini tefsir ederken bir kıraat imamının bunu emr/امر kelimesi gibi okuduğunu; başka bir kıraat imamın ise sulh/صلح gibi okuduğunu söyler.86
  2. Bazen nâsih-mensûh konusuna değinir. Mesela Bakara sûresi, 2/178. âyetin tefsirini yaparken söz konusu âyetin -tilavetinin değil de- hükmünün mensûh olduğunu söyler.87 Aynı şekilde Bakara sûresi, 2/180. âyetinin peygamberimizin hadisinden88 dolayı hükmen mensûh olduğunu ifade eder.89
  3. Âlimlerin farklı görüşlerini zikreder ve genellikle tercihini ortaya koymaz. Mesela Nisâ sûresi, 4/43. âyetteki ‘اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ’/ “kadınlara dokunursanız” ifadesinin hem “cinsel ilişki” manasına hem de “tene dokunmak” manasına gelebileceğini ifade eder ancak tercihini ortaya koymaz.90
  4. Sadece Fâtiha sûresi başında bu sûrenin isimlendirmesi ile ilgili bilgi verir. Sûrenin diğer isimleri olan Hamd ve Dua isimlerini de zikreder.91
  5. Nakillerde bulunurken nakilleri olduğu gibi değil de noktasız harfleri kullanarak aktarır. Örneğin İsrâ sûresinin ilk âyetini tefsir ederken isra olayını detaylı anlatır.92
  6. Sebeb-i nuzülleri bazen zikreder. Örneğin Bakara sûresi, 114. âyeti tefsir ederken bu âyetin ya Rumların (Bizans) Beyt-i Makdis’i yıkmalarını haber vermek için ya da Hudeybiye yılında peygamberi Beytullah’tan alıkoyan müşrikler için nazil olabileceğini ifade eder. Ancak sebeb-i nuzülün âyetin umumi manasına engel olamayacağını da belirtir.93

1.3. Ali b. Kutbettin Bihbehânî (ö. 1206/1792) ve Mühmel Tefsiri

Kaynaklarda Ali b. Kutbettin Bihbehânî ve mühmel tefsiri ile ilgili fazla malumat bulamadık. Sadece Ağa Büzürg et-Tahrânî’nin ez-Zeria ilâ tasnîfi’ş-Şîiyye adlı eseri ile komisyonca hazırlanan el-Fihrisü’ş-şamil’de bazı bilgilere ulaşabildik. Doğum tarihi bilinmemekle beraber 1206/1792 yılında vefat etmiştir. Ağa Büzürg et-Tahrânî (ö. 1970) müfessirimizin iki ayrı tefsirinin olduğunu söyler. İlk tefsiri Tefsîru’l-Bihbehânî olup Molla Muhsin Feyz el-Kâşânî’nin94 (ö. 1091/1680) müellifi olduğu ‘Tefsîru’s-sâfî’ye eşdeğer üç ciltlik bir tefsirdir. İki cildi Kerbela’da Seyyid Muhammed Rıza b. Ahmed Bihbehânî’nin yanındadır. Diğer cildi ise Necef’te Şeyh Muhammed Semâvî Kütüphanesindedir.95

Bihbehânî’nin diğer tefsirinin ismi et-Tefsîru’l-ma‘mul min gayri’l-hurûfi’l-münakkata olup üç cilttir. el-Fihrisü’ş-şâmil adlı eserde bu tefsirin ismi Tefsîru’l-Kur’âni’l-Kerîm bi’l-hurûfi’l-mühmele şeklinde geçer.96 Bu tefsirin birinci cildi Yûnus sûresine kadardır. İkinci cildi Hûd sûresiyle başlar Ankebût sûresiyle son bulur. Üçüncü cildi ise Rûm sûresinden başlar Nâs sûresiyle biter. Tefsirin üç cildi de Necef’te bulunan Şeyh Muhammed Semâvî Kütüphanesindedir.97 el-Fihrisü’ş-şamil’de bu tefsirin müellifin kendi el yazısıyla yazdığı bir nüshasının Riyad’daki Meliku’l-Vataniyye kütüphanesinde, başka bir nüshanın ise Kāhire’deki Dâru’l-Kutub kütüphanesinde olduğu belirtilir.98 et-Tahrânî, Bihbehânî’nin mühmel olarak yazmış olduğu bu tefsirle ilgili bilgileri verdikten sonra bu üç ciltlik tefsirin telifinde müfessirin kendisini çokça yorduğunu söylemektedir.99

1.4. Zeynulabidin Efendi er-Rumî ve Kevser Sûresi ile İlgili Mühmel Tefsiri

Tam ismi Zeynelabidin b. Yusuf b. Muhammed b. Zeynelabidin b. Tahir b. Sadrettin b. İsmail el-Gûrânî olup müfessir, fâkih, dilci, usulcü ve kelamcıdır. Hicri 11. yüzyılda yaşamış çok yönlü bir âlim olmasına rağmen Tabakat/Teracim kitapları maalesef bu âlimden bahsetmezler.100 Müellifimiz, nisbesi olan Gûrân101 köyünde doğmuş ve ilim-irfan sahibi bir ailede yetişmiştir. Zeynelabidin el-Gûrânî’nin hem doğduğu köyden hem de ailesinden birçok âlim yetişmiştir. Müellifimizin dedesi Ebubekr el-Gûrânî (ö. 999/1591) dayısı Abdulkerim b. Ebubekr el-Gûrânî (ö. 1050/1640) ve amcazadelerinden Şemsuddin Ahmet b. İsmail el-Gûrânî (ö. 893/1488) bu ailenin yetiştirdiği en önemli âlimlerdendir. Böyle bir ailede yetişen müellifimizin, dedesi ve dayısı başta olmak üzere Ramazan Abdulhak el-Akârî, Muhammed el-Berkal‘î gibi o dönemin meşhur âlimlerinden ders aldığı rivayet edilmiştir.102

Zeynelabidin el-Gûrânî Osmanlı padişahı IV. Mehmet Han’ın itimad ettiği âlimlerdendi. O, bidata ve rafiziliğe şiddetle karşı durmuş ve Hicrî 1066 yılında bunlara reddiye mahiyetinde el-Yamâniyâtu’l-meslûle adlı eserini yazmıştır. Söz konusu eserini kaleme aldıktan kısa bir zaman sonra vefat etmiştir.103

Müellifimizin yazdığı eserler incelendiğinde itikad olarak Eşarî, ameli olarak Hanefî mezhebine bağlı olduğu görülmektedir. Çok yönlü olan âlimimiz tefsirle ilgili iki risale, mantıkla ilgili iki haşiye, fıkıh usulüyle ilgili bir haşiye, dil ve akaidle ilgili olarak da birer kitap yazmıştır.104 Eserlerini şöyle sıralayabiliriz: el-Yamâniyâtu’l-meslûle alâ Rafizeti’l-mahzûle, Tefsîru sûreti’l-İhlâs, Tehzîbu haşiyeti’t-tehzîb, Hâşiye alâ şerhi’t-Tehzîb, Hâşiyetu’l-Kûrânî alâ şerhi’t-Telvih, Havâşî alâ şerhi’l-Minhâc, el-Mulahhas fi’n-Nahv ve Tefsîru sûreti’l-Kevser bi’l-hurûfi’l-muhmele.105

Kevser Sûresi ile İlgili Mühmel Tefsiri

Mahtût eserleri tanıtan Hazânetu’t-turâs adlı eseri incelerken Medine’de bulunan Mahmudiyye Kütüphanesinde 2711/5 numarasıyla müellifimize ait Tefsîru sûreti’l-Kevser bi’l-hurûfi’l-mühmele adlı mahtût bir çalışmanın olduğunu tespit ettik. Bu kütüphaneyle yaptığımız yazışmalarda ilgili eserin bir fotokopisi çekilerek tarafımıza gönderildi. Bize gönderilen fotokopiyi incelediğimizde söz konusu eserin tek bir varak olduğunu görmüş olduk. Böylece şimdiye kadar kaynaklarda sadece ismi zikredilen hacmi ve varak sayısı hakkında malumat verilmeyen bu çalışmanın tek bir varaktan müteşekkil olduğunu tespit ettik.

Müellifimiz bu çalışmasına besmeleyle başlamıştır. Âyetleri tefsir etmeye başlamadan önce sûrenin nüzul sebebini şu şekilde zikretmektedir: “Müşriklerin peygamberin çocuğunun olamayacağı şeklinde iddiaları olunca Allah onların bu iddialarını reddetmek için sûreyi indirdi.”106

Zeynelabidin el-Gûrânî كوثر/kevser kelimesini açıklarken bundan maksadın kamil ilim, salih amel, ehl-i beyt ya da cennetteki tatlı su olabileceğini ifade eder. اِنَّ شَانِئَكَ / “sana buğzeden” ifadesini tefsir ederken de peygambere düşmanlık yapanlardan sadece As b. Vail’in ismini verir.107 Belki de diğer düşmanların isimlerinde noktalı harfler olduğundan böyle bir tasarrufa gitmiştir.

Anlaşılması zor olan bazı mühmel kelimelerin hemen üst kısmına eş anlamlısını yazarak okuyucuya kolaylık sağlamıştır. Mesela اهل الصلحاء/ehli sulaha için اهل البيت/ehlibeyt, دار/dâr için جنة/cennet, علقوم/ulkum için de ابل/ibil kelimesini eş anlamlı olarak getirmiştir.108

Söz konusu ‘tefsir sahifesi’nin sonunda müellifin ismi el-Mevlâ Zeynelabidin el-Gûrânî şeklinde yazılarak bitirilmiştir.109

1.5. Molla Mahmud b. İbrahim el-İmâdî (ö. 1202/1787) Fâtiha Sûresi ile İlgili Mühmel Tefsiri

Tam adı Ebû Ubeydullâh Mahmud b. İbrahim b. Mahmud el-Behdînî el-İmadî olan Molla Mahmud’un doğum tarihi bilinmemektedir. Kaynaklar onun Behdinân/Bâdinân mirlerinden 1. İsmail Paşa döneminde yaşadığını bildirmektedir. Molla Mahmud’un ailesi, yirminci yüzyılın sonuna kadar Kubbehân Medresesi’nde110 yürütülen ilmi faaliyetlerin başında yer almış ve “müftü ailesi” olarak bilinmiştir. Kendisi de söz konusu medresede müderrislik yapmış ve “İmâdiyye müftüsü”, “reisu’l-ulemâ” lakaplarıyla anılmıştır. Molla Mahmud ilmî icâzetini Musullu Şeyh Sâlih’ten almış, önemli bir müfessir olup Şâfii fukahâsındandır.111

Müellifimiz başta Molla Halil es-Siirdî olmak üzere birçok talebe yetiştirmiştir. Molla Halil, Molla Mahmud el-Behdini’de hikmet kitaplarını ve Minhâcu’l-usûl adlı eseri okuyarak icâzet almıştır. Diğer öne çıkmış öğrencileri Molla Yahya Müzûrî ve Molla Ubeydullah b. Molla Mahmud’dur.112

1202/1787 yılında vefat eden Molla Mahmud’a ait birçok eserin olduğu kaynaklarda geçmektedir. Bunlar arasında en meşhuru Fâtiha sûresinin tefsirini yaptığı mühmel/noktasız bir ciltlik tefsiridir. Bazı kaynaklarda bu eserin orta hacimli olduğu113 bazı kaynaklarda ise büyük bir cilt halinde olduğu belirtilmektedir.114 Söz konusu tefsirin temini için Iraklı birkaç âlim/hocayla irtibata geçtik. Onların bize aktardıkları bilgiye göre Saddam Hüseyin döneminde Irak Merkezi Yönetimi tarafından Kubbehân Medresesinde bulunan birçok eser alınarak Bağdat’a götürülmüştür. Molla Mahmud el-Behdinî’nin mühmel tefsiri de büyük bir ihtimalle bu eserler arasında Bağdat’a taşınmıştır.

1.6. Ali b. Muhammed el-Âmidî (ö. 1210/1795) ve Fâtiha Sûresi ile İlgili Mühmel Tefsiri

Ali b. Muhammed el-Âmidî ve yazdığı eserleri hakkında fazla bilgi maalesef bulunmamaktadır. Müellifimizin tam ismi Ali b. Muhammed el-Âmidî eş-Şafîi’dir. Kaynaklarda yaşadığı yere nisbetle “el-Hadremî” veya “el-Hezûrî” şeklinde geçmektedir.115 Doğrusu, “Hadrevî” yani Hazrolu116 şeklinde olmalıdır.117 Diyarbakır’da müftülük yaptığı için ‘Müfü-i Âmed’ lakabıyla meşhur olmuştur. Doğum tarihi belli olmamakla birlikte kaynaklar vefat tarihini 1210/1790 olarak vermektedirler.118

Ali b. Muhammed el-Âmidî, özellikle Beydâvî tefsirinin bazı kısımlarına yazdığı haşiyelerle kayda değer çalışmalar yapmıştır. Müellifimizin Beydavî tefsirinin Yâsîn sûresi, Nebe sûresi ve Âyetü’l-kürsî üzerine yazdığı ta‘lîkāt ve şerhler vardır.119 Ancak Ali b. Muhammed, noktasız harfleri kullanarak Fâtiha sûresini tefsir etmekle meşhur olmuştur.120 Onun bu eserine -araştırmamıza rağmen- maalesef ulaşamadık.

1.7. Abdusselâm Mardînî (ö. 1259/1843) ve Fâtiha Sûresi ile İlgili Mühmel Tefsiri

‘Mardînî’ lakabıyla meşhur olan Abdusselâm Efendi, Mardin’de 1201/1786 yılında doğdu. Babası Seyyid Ömer Efendi’dir. Tahsiline Mardin’de başlamış Diyarbakır, Halep, Şam, Mısır’ı dolaştıktan sonra eğitimini en son İstanbul’da tamamlamıştır. Tahsilini tamamladıktan sonra Mardin’e dönerek hem müftülük yapmış hem de fetva verme vazifesiyle meşgul olmuştur. Aynı zamanda maharetli bir şair olan Mardînî pek çok şiir de yazmıştır. Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan Abdusselâm Efendi 1259/1843 yılında 57 yaşındayken vefat etmiş ve Tekke mahallesindeki İbrâhim Bey bahçesine defnedilmiştir.121

Müellifimizin henüz basılmamış on beş kadar eseri vardır.122 Bunlardan önemli birkaçı şunlardır: Ümmü’l-iber fî zikri men mezâ ve mer, Esmâu ricâli’l-hadîs ve teracumi ahvalihim, el-Kırâtıyye, Hulasatu’l-mantık ve Fâtiha Tefsiri.

Abdusselâm Mardînî’nin eserleri arasında bulunan Fâtiha Tefsiri, noktasız harfler kullanılarak oluşturulmuş bir eserdir. Bu tefsirin tam ismi Şerh-i Fâtiha-i Şerife bi hurûfi mühmele min sinaati fenni’l-Bedî’dir. Müellifimiz tamamen noktasız harflerle yazdığı bu sanatkârane eserini Bağdat Valisi Ali Rızâ Paşa’ya takdim etmiştir.123 Söz konusu eseri çokça araştırmamıza rağmen herhangi bir nüshasına ulaşamadık.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Tefsir ilmi, “Hz. Peygamber’e nâzil olan Kur’ân’ı anlamaya, açıklamaya, hükümlerini ve hikmetlerini istihraç etmeye vesile olan ilimdir.”124 şeklinde tarif edilmiştir. Dolayısıyla tefsir yazmanın temel maksadı Kur’ân’ı anlama, açıklama, hükümlerini ve hikmetlerini istihraç etme gibi maksatlar olması gerekmektedir. Sözünü ettiğimiz Mühmel tefsirlerin, Kur’ân’ı gerçekten anlaşılır kılıp onun mesajını hayatın içine katmaya vesile olacak türden eserler olup olmadıklarına bakıldığında; sıralayacağımız nedenlerden dolayı bu tefsirlerin ana hedefinde böyle bir maksadın olmadığı görülecektir.

  1. Edebiyatta hazf konusunun bir çeşidi olan mühmele sanatı, ‘sanat sanat içindir’ maksadını taşır. Böyle bir sanatın tefsire uygulanması ‘sanat sanat içindir’ anlayışının tefsirde yer bulmasına zemin hazırlamıştır. Nitekim bu tefsirlerin yazılışında ilmi/entelektüel birikimi sergilemek veya Arap diline hâkimiyetini göstermek gibi etmenlerin belirleyici olduğu görülmektedir. Bu eserlerin İslâm tarihi boyunca medrese vb. eğitim müesseselerinde okunmaması ve üzerlerine şerhler yazılmamış olması tezimizi güçlendirmektedir.
  2. Mühmel tefsir yazan âlimler daha önce müfessirlerin başvurmadıkları bir üslup/tarzda hiçbir şekilde noktalı harf kullanmayarak eserlerini oluşturmuşlardır. Buna rağmen bu eserler, halkın/avamın ya da âlimlerin dikkatini celp edememiştir. Nitekim binlerce cilt eserin oluşturulduğu tefsir literatürü incelendiğinde mühmel tefsirlerin birkaç taneyi geçmediği görülecektir. Yaptığımız araştırmalarda tefsir tarihinde Kur’ân’ın tüm tefsirini noktasız harflerle yazan sadece Feyzî-i Hindî ile Mahmûd Hamza ve Ali b. Kutbettin Bihbehânî olmuştur. Sûre bazlı olarak da Zeynulabidin Efendi er-Rumî, Kevser sûresini; Molla Mahmud el-İmâdî, Ali b. Muhammed el-Âmidî ve Abdusselâm Mardînî de Fâtiha sûresini noktasız harflerle tefsir etmişlerdir.
  3. Birçok âlime göre mühmel tefsir yazan müellifin sadece noktasız harfleri kullanması, tefsiri üslup bakımından sıkıntıya sokmuş, eserin anlaşılmasını zorlaştırmıştır.125 Nitekim noktasız harflerden oluşan kelimelerle Dürrü’l-esrâr adlı tefsirini yazan Mahmûd Hamza, bu eserinin anlaşılması için el-Kümmel ile’l-kelâmi’l-mühmel adlı lügatini telif etmek zorunda kalmıştır. Hatta bir kısım âlimler bu tür çalışmaları bid‘at ve yersiz birer çaba olarak niteleyip karşı çıkmışlardır.126 Mesela Abdülkerim b. Abdullah el-Hudeyr şöyle der: “Noktasız harflerle yazılan tefsirlerde haddi aşma/şımarıklık söz konusudur ki bu da Allah’ın kitabının azametine aykırıdır. Ayrıca bu tür tefsirlerde aşırı zorlanmalar var. Müfessir garip ve zor kelimeleri kullanmaya mecbur kalmaktadır. Üslup çoğu zaman cılız ve zayıf kalmaktadır. Önemsenmediğinden birçok müfessir ve âlimin zaten bu tür tefsirlerden haberleri de yoktur.”127
  4. Bir müfessirin, Kur’ân’ın birçok âyetinin anlaşılması için hadislerden yaralanması ve sebeb-i nüzulleri zikretmesi kaçınılmazdır. Ancak noktasız harflerle yazılan tefsirlerde noktalı harfler barındıran hadisler veya sebeb-i nüzuller doğrudan aktarılamadığından çoğu zaman söz konusu nakiller ihmal edilmiş ya da sadece onlara atıflarda bulunulmuştur. Bu da mühmel tarzda yazılan tefsirlerin değerini azaltmıştır.

Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi mühmel tefsirlerin olumsuz tarafları yanında mühmele sanatının büyük bir mârifet sayılması ve müfessirin Arap diline hâkimiyetini göstermesi açısından söz konusu çalışmaları -az da olsa- olumlu karşılayanlar da olmuştur.128 Nitekim Kadı Nurullah-i Şüşterî, Muhammed Hüseyin eş-Şâmî, Haydar et-Tabatabaî ve Kâtip Çelebi gibi âlimler bu tür eserleri övmüşlerdir.129

Son olarak denilebilir ki tefsir tarihinde mühmele sanatı uygulanarak tefsirler oluşturulması, müfessirin Arap diline hâkimiyetini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Dolayısıyla günümüzde özellikle edebî açıdan bu eserler incelenerek üzerlerine çalışmalar yapılması önem taşır diye düşünmekteyiz.

KAYNAKÇA

Ansarı, A. S. Bazmee. “Feyzî-i Hindî”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 12: 524-525. Ankara: TDV Yayınları, 1995.

Aydar, Hidayet. “Sevâtıu’l-ilhâm”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 36: 582-583. Ankara: TDV Yayınları, 2009.

Bağdadî, İsmail Paşa. Hediyetu’l-ârifîn. 3 Cilt. Beyrut: Müessesetu’t-Tarihi’l-Arabî, ts.

Baktır, Mustafa. “Mahmûd Hamza”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 27: 365-366. Ankara: TDV Yayınları, 2003.

Baytar, Abdurrezzak b. Hasan b. İbrahim. Hilyetu’l-beşer fî tarihi’l-karni’s-salis ’aşer. Thk. Muhammed Behcet el-Baytar. 3 Cilt. Beyrut: Dâru Sâdır, 1993.

Birışık, Abdülhamit. Hind Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri. İstanbul, y.y., 2001.

Celalî, Musa. Haşiyetu kenzi’l-ebrâr. 2 Cilt. İstanbul: Ravza Yayınları, 2015.

Çağlayan, Mehmet. Şark Uleması. İstanbul: Çağlayan Yayınları, 1996.

Durmuş, İsmail. “Hazf”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.17: 122-124. Ankara: TDV Yayınları, 1998.

Ekinci, Kutbettin. Kur’ân’da Hazf, İstanbul: Araştırma Yayınları, 2014.

Endevî, Ahmed b. Muhammed. Tabakâtu’l-müfessirîn. Thk. Süleyman b. Salih. Medine: Mektebetu’l-Ulûm, 1997.

Enîs, İbrahim v.dğr. el-Mu‘cemu’l-vasît. Kāhire: Mektebetu’ş-Şûruk’d-Devliyye, 2004.

Ferâhîdî, Ebû Abdurrahman Halil b. Ahmed. Kitâbu’l-ʿAyn. Thk. Mehdî Mahzûmî- İbrahim es-Samerâî. Beyrut: Dâru’l-Mektebeti’l-Hilâl, ts.

Gûrânî, Zeynelabidin b. Yusuf. el-Yamâniyâtu’l-meslûle alâ Râfizeti’l-mahzûle. Thk. el-Murabit Muhammed Selim el-Muctebâ. b.y. Mektebetu’l-İmami’l-Buharî, 2000.

Hacı Halife, Mustafa b. Abdullah. Keşfu’z-zunûn. 6 Cilt. Bağdat: Mektebetu’l-Mesnâ, 1941.

Hamzavî, Mahmûdb. Muhammed Nesîb b. Hüseyn b. Yahya Hamza el-Hüseynî. Dürrü’l-esrâr fî tefsiri’l-Kur’ân bi’l-hurûfi’l-mühmele. Thk.Usâme Abdulazim. 2 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2011.

Harirî, Ebû Muhammed Kasım. Makāmâtu’l-Harîrî. Beyrut: Matbaatu’l-Meârif, 1873.

Hasan, Mehdî. “Ebü’l-Feyz Feyzî ve Tefsîruhu Sevâtıu’l-ilhâm”, Pratidhwani the Echo 7/2 (Ekim, 2018), 258-276.

Hesniyanî, Salih Şeyho. Ulemau’l-Kurd. Duhok: Matbaatu Hâvâr, 2012.

Heyet, el-Fihrisü’ş-şamil li’t-türasi’l-Ârabî el-İslâmî el-mahtût. 9 Cilt. Amman: el-Mecme‘u’l-Melekî li Buhûsi’l-Hadareti’l-İslâmiyyetî, 1989.

Hillî, Seyfuddin. Şerhu’l-Kâfiyeti’l-bedîʿiyye. Thk. Nesîb Neşâvî. Beyrut: Dâru Sâdr, 1992.

Hindî, Ebü’l-Feyz b. Mübârek el-Mehdevî. Sevâtıu’l-ilhâm fî tefsiri kelâmi’l-Meliki’l-‘Allâm. Thk. Murteza eş-Şîrâzî. 6 Cilt. b.y. Dâru’l-Menar, 1996.

Hüseynî, Abdullah b. Fahruddin. Nuzhetu’l-havâtır. Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1999.

İbn Manzûr, Ebü’l-Fazl Muhammed b. Mükerrem. Lisânu’l-Arab. Thk. İbrahim Şemsuddin. Tunus: y.y. 2005.

Kaska, Çetin. “Fars Edebiyatında Melikü’ş-Şuarâ Unvanını Alan Fars Şairleri”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 12/2 (Aralık: 2019), 426-438.

Kehhale, Ömer Rıza, Mu‘cemu’l-müellifîn. 4 Cilt. b.y. Müessesetu’r-Risâle, ts.

Konukçu, Enver. “Ekber Şah”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 10: 542-544. Ankara: TDV Yayınları, 1994.

Ma‘lûf, Levîs. el-Muncid fi’l-luğa ve’l-e‘lâm. Beyrut: Dâru’l-Meşrik, ts.

Matlûb, Ahmet. Mu‘cemu’l-mustalâhâti’l-belâgiyye. 3 Cilt. Beyrut: ed-Dâru’l-Arabiyyeli’l-Mevsûât, 2006.

Medenî, Ali Sadrettin b. Ma‘sûm. Envâru’r-rabî‘ fî envâ‘i’l-bedî‘, Thk. Şâkir Hâdî. 7 Cilt. Necef: Matbaatu’n-Nu‘mân, 1968.

Nablusî, Abdülganî. Nefehâtü’l-ezhâr alâ nesemâti’l-eshâr. Beyrut: Âlemu’l-Kutub, ts.

Razi, Fahreddin. Nihayetü’l-i’caz fî rivâteti’l-i‘câz. Thk. Nesrullah Hacımüftüoğlu. Beyrut: Dâru Sâdr, 1. Basım. 2004.

Rûhanî, Baba Merdûh. Tarihi Meşahir-i Kürd. Tahran: Serûş, 2. Baskı, 1382/1962.

Said, Muhammed Ahmed. Medresetu Kubbehan fi’l-İmadiyye. Duhok: Matbaatu Muhafazati Duhok, 2013.

Salih, Ali Nebi. el-Molla Halil es-Sertî ve menhecuhu fî isbati’l-akaidi’l-İslamiyye. Erbil: Dâru Spirez, 2007.

Süyûtî, Celaleddin Abdurrahman Ebubekr. el-İtkân fî ulumi’l-Kur’ân. 2 Cilt. Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, ts.

Tahir Efendi, Bursalı Mehmet. Osmanlı Müellifleri. 2 Cilt. İstanbul: Meral Yayınevi, ts.

Tahrânî, Ağa Büzürg. ez-Zeria ilâ tasnîfi’ş-Şîiyye. Beyrut: Dâru’l-Ehûk, ts.

Özdaş, Haşim. “Kürtlerde Arapça Tefsir Çalışmaları”. III. Genç Akademisyenler Sempozyumu. Ed. Ahmet Akbaş v.dğr. 113-134. Mardin: y.y. 2017.

Uğur, Mucteba. “Abdusselâm Efendi, Mardînî”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 1: 300-301. Ankara: TDV Yayınları, 1988.

Yaşaroğlu, M. Kamil. “Molla Gûrânî”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi 30: 248-250. Ankara: TDV Yayınları, 2005.

Zehebî, Muhammed Hüseyin. et-Tefsir ve’l-müfessirûn. 3 Cilt. Beyrut: Dâru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, 1976.

Zerkeşî, Bedruddin Muhammed b. Abdullah. el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân. Beyrut: Dâru İhyai’l-Kutubi’l-Arabî, 1957.

Ziriklî, Hayruddin b. Mahmud b. Muhammed b. Ali b. Farıs. el-A’lam. 8 Cilt. Beyrut: Dâru’l-İlmili’l-Melayîn, 15. Basım, 2002.

Zeydan, Curcî. Terâcimü meşâhîri’ş-Şarḳ fi’l-karni’t-tasi‘ aşere. 2 Cilt. Kāhire: Hindâvî, 2012.

Zokaydî, Şeyh Abdulkahhar.Tercemetu’l-allâme el-fehhâme el-Molla Halil. mahtût eser, ts.


1 Celaleddin Abdurrahman Ebubekr es-Süyûtî, el-İtkān fî ulumi’l-Kur’ân, (Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, ts.), 2: 419.

2 Hidayet Aydar, “Sevâtıu’l-ilhâm”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2009), 36: 582.

3 Ebû Abdurrahman Halil b. Ahmed el-Ferâhîdî, “hml”, Kitâbu’l-ʿAyn, thk. Mehdî Mahzûmî-İbrahim es-Sâmerrâî (Beyrut: Dâru’l-Mektebeti’l-Hilâl, ts.), 4: 56; Levîs Ma‘lûf, “hml”, el-Muncid fi’l-luğa ve’l-e‘lâm (Beyrut: Dâru’l-Meşrik, ts.), 874; İbrahim Enîs v.dğr., el-Mu‘cemu’l-vasît, (Kāhire: Mektebetu’ş-Şûruk’d-Devliyye, 2004), 995.

4 Sözlükte “atmak, düşürmek, çıkarmak, bir şeyin bir tarafını kesip atmak” anlamlarına gelen hazif (hazf) kelimesinin, sarf, nahiv, meâni, beyan ve bedî‘ ilimlerinde farklı tanımları yapılmıştır. (el-Ferâhîdî, “hzf”, 4:245; Ebû Mansûr Muhammed b. Ahmed el-Ezherî, “hzf”, Tehzîbü’l-lüğa, nşr. Muhammed Ali en-Neccâr - Abdülkerîm el-Arbâvî (Kāhire: y.y., 1964), 4: 469; Ebü’l-Fazl Muhammed b. Mükerrem İbn Manzûr, “hzf”, Lisânu’l-Arab, thk. İbrahim Şemsuddin (Tunus: y.y., 2005), 811.

5 Mu‘cem harfler: ب ، ت ، ث ، ج ، خ ، ذ ، ز ، ش ، ض ، ظ ، غ ، ف ، ق ، ن ، ي

6 Abdulganî en-Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr alâ nesemâti’l-eshâr, (Beyrut: Âlemu’l-Kutub, ts.), 255.

7 Bk. Ebû Muhammed Kasım el-Harîrî, Makāmâtu’l-Harirî, (Beyrut: Matbaatu’l-Meârif, 1873), 493.

8 Bk. Harîrî, Makāmâtu’l-Harîrî, 182. (الحمدُ للهِ الممْدوحِ الأسْماء. المحْمودِ الآلاء. الواسعِ العَطاء. المدْعُوّ لحَسْمِ اللأواء. مالِكِ الأمَمِ. ومصوِّرِ الرّمَمِ)

9 Reşidüddin Vatvat, Hedâiku’s-sihr fî dekāiki’ş-şi‘r, (Kāhire: y.y. 2009), 166; Seyfuddin el-Hillî, Şerhu’l-Kâfiyeti’l-bedîʿiyye, thk. Nesîb Neşâvî (Beyrut: DâruSâdr, 1992), 276; Ahmet Matlûb, “hazf”, Mu‘cemu’l-mustalâhâti’l-belâgiyye, (Beyrut: ed-Dâru’l-Arabiyye li’l-Mevsûât, 2006), 2: 426; İsmail Durmuş, “Hazf”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1998), 17: 122.

10 Ali Sadrettin b. Ma‘sûm el-Medenî, Envâru’r-rabî‘ fî envâ‘i’l-bedî‘, thk. Şâkir Hâdî (Necef: Matbaatu’n-Nu‘mân, 1968), 6: 176; Durmuş, “Hazf”, 17: 122.

11 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 255.

12 Harirî, Makāmâtu’l-Harîrî, 495.

13 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 255.

14 Harirî, Makāmâtu’l-Harîrî, 261.

15 Fahreddin er-Razi, Nihayetü’l-i’caz fî rivâteti’l-i‘câz, thk. Nesrullah Hacımüftüoğlu (Beyrut: Dâru Sâdr, 2004), 50.

16 Harirî, Makāmâtu’l-Harîrî, 495.

17 Razi, Nihayetü’l-i’caz, 50.

18 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 255.

19 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 256.

20 Medenî, Envâru’r-rabî‘, 6: 176.

21 Durmuş, “Hazf”, 17: 122.

22 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 256.

23 Nablusî, Nefehâtü’l-ezhâr, 256-257.

24 Durmuş, “Hazf”, 17: 122, Mehdî Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî ve Tefsîruhu Sevâtıu’l-ilhâm”, Pratidhwani the Echo 7/2 (Ekim, 2018), 258-259. Ayrıca ‘Kur’ân’da hazf’ konusuyla ilgili bkz. Kutbettin Ekinci, Kur’ân’da Hazf, (İstanbul: Araştırma Yayınları, 2014).

25 Ebü’l-Feyz b. Mübârek el-Mehdevî el Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm fî tefsiri kelâmi’l-Meliki’l-‘Allâm, thk. Murteza eş-Şîrâzî (b.y. Dâru’l-Menar, 1996), 1: 102-113.

26 Mülhid: Allah’ın varlığı veya birliğini, dinin temel hükümlerini inkâr eden, bunlar hakkında kuşku besleyen ve dinî kuralları hafife alan kimse demektir. Geniş bilgi için bk. Mutafa Sinanoğlu, “İlhâd”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2000), 22: 90-92.

27 Ekber Şah (ö. 1014/1605): Bâbür Şah tarafından Hindistan’da kurulan Bâbürlüler İmparatorluğunun üçüncü hükümdarıdır. Geniş bilgi için bk. Enver Konukçu, “Ekber Şah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1994), 10: 542-544.

28 Gazâlî-i Meşhedî: İran’ın hicri onuncu yüz yıl mutasavvıf ve şairlerindendir. Celâleddîn Ekber Şâh’ın sarayında ‘melikü’ş-şuarâ’ makamına yükselmiştir. Hüccetü’l-İslâm ve Zeynüddin gibi lakaplarla anılmıştır. Bk. Çetin Kaska, “Fars Edebiyatında Melikü’ş-Şuarâ Unvanını Alan Fars Şairleri”, Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 12/2 (Aralık: 2019), 426-438.

29 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 115-117; A. S. Bazmee Ansarı, “Feyzî-i Hindî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1995), 12: 524-525.

30 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 123; Abdülhamit Birışık, Hind Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, (İstanbul, y.y., 2001), 40.

31 Abdullah b. Fahruddin el-Hüseynî, Nuzhetu’l-havâtır, (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1999), 472-473; Aydar, “Sevâtıu’l-ilhâm”, 36: 582.

32 Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî”, 261.

33 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 123.

34 Geniş bilgi için bk. İsmail Paşa el-Bağdadî, Hediyetu’l-ârifîn, (Beyrut: Müessesetu’t-Tarihi’l-Arabî, ts.), 1: 823; Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî”, 261-262.

35 Aydar, “Sevâtıu’l-ilhâm”, 36: 582.

36 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 7-18.

37 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 19-40.

38 Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî”, 266.

39 Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî”, 267.

40 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 45, 47.

41 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 57, 58.

42 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 59.

43 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 46.

44 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 46.

45 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 119.

46 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 52.

47 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 52.

48 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 3: 7.

49 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 119.

50 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 6: 380.

51 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 116.

52 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 219.

53 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 119.

54 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 6: 398.

55 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 6: 392.

56 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 50.

57 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 335.

58 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 50.

59 Bk. Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 4: 5, 39, 81.

60 Hayruddin b. Mahmûd b. Muhammed b. Ali b. Farıs ez-Ziriklî, el-A‘lam, (Beyrut: Dâru’l-İlmi li’l-Melâyîn, 2002), 7: 185.

61 Curcî Zeydan, Terâcîmu meşahiri’ş-şark fi’l-karni’t-tasi‘ aşere.(Kāhire: Hindâvî, 2012), 2: 225.

62 Ömer Rıza Kehhale, Mu‘cemu’l-müellifîn, (b.y.: Müessesetu’r-Risâle, ts.), 3: 831; Abdurrezzak b. Hasan b. İbrahim el-Baytar, Hilyetu’l-beşer fî tarihi’l-karni’s-salis ’aşer, thk. Muhammed Behcet el-Baytar (Beyrut: Dâru Sâdır, 1993), 1: 1468; Zeydan, Teracum meşahiri’ş-şark, 2: 226.

63 Baytar, Hilyetu’l-beşer, 1: 1468; Mustafa Baktır, “Mahmûd Hamza”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2003), 27: 365.

64 Baytar, Hilyetu’l-beşer, 1: 1470-1473; Baktır, “Mahmûd Hamza”, 27: 365.

65 Baytar, Hilyetu’l-beşer, 1: 1470-1473; Baktır, “Mahmûd Hamza”, 27: 365.

66 Zeydan, Teracum meşahiri’ş-şark, 2: 227-228.

67 Geniş bilgi için bk. Zeydan, Terâcîmu meşahiri’ş-şark, 2: 227-228; Heyet, el-Fihrisü’ş-şamil li’t-türasi’l-Ârabî el-İslâmî el-mahtût, (Amman: el-Mecme‘u’l-Melekî li buhûsi’l-hadareti’l-İslâmiyyetî, 1989), 2: 823; Baktır, “Mahmûd Hamza”, 27: 365.

68 Baktır, “Mahmûd Hamza”, 27: 365.

69 Heyet, el-Fihrisü’ş-şamil, 2: 823.

70 Haşim Özdaş, “Kürtlerde Arapça Tefsir Çalışmaları”, III. Genç Akademisyenler Sempozyumu, ed. Ahmet Akbaş v.dğr., (Mardin: y.y., 2017), 126.

71 Mahmûd b. Muhammed Nesîb b. Hüseyn b. Yahya Hamza el-Hüseynî el-Hamzavî el-Hanefî, Dürrü’l-esrâr fî tefsiri’l-Kur’ân bi’l-hurûfi’l-mühmele, thk. Usâme Abdulazim (Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-ilmiyye, 2011), 1: 17.

72 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 19.

73 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 17. Diğer örnekler için bk. Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 203, 204, 218; 2: 624.

74 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 100.

75 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 18.

76 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 18.

77 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 86.

78 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 84.

79 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 198.

80 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 47.

81 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 57.

82 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 87.

83 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 201.

84 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 46.

85 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 20.

86 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 174; Diğer örnekler için bk. Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 17, 1: 21, 1: 63, 1: 198, 1: 204.

87 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 80.

88 Mahmûd Hamza burada söz konusu hadisi zikretmez. Dürrü’l-esrâr tefsirini şerh eden Molla Musa Celalî, müellifimizin işaret ettiği hadisin إن الله أعطى كل ذي حق حقه، ولا وصية لوارث / “Allah her hak sahibinin hakkını verir. Varise vasiyet yoktur.” şeklindeki hadis olduğunu söyler. (Musa Celalî, Haşiyetu kenzi’l-ebrâr (İstanbul: Ravza Yayınları, 2015), 1: 99.

89 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 82. Ayrıca bk. Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 84, 1: 201.

90 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 214.

91 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 17.

92 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 580-581. Diğer örnekler için bk. Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 34,1: 86, 2: 622.

93 Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 57. Diğer örnekler için bk. Hamzavî, Dürrü’l-esrâr, 1: 86.

94 Molla Muhsin Feyz el-Kâşânî 1007/1598 yılında Kâşân’da dünyaya gelmiş büyük bir şiî müfessirdir. Geniş bilgi için bk. Muhammed Hüseyin Zehebî, et-Tefsir ve’l-müfessirun, (Beyrut: Dâru İhyai’t-Türasi’l-Arabi, 1976), 2: 135-145.

95 Ağa Büzürg et-Tahrânî, ez-Zeria ilâ tasnîfi’ş-Şîiyye, (Beyrut: Dâru’l-Ehûk, ts.), 4: 293-294.

96 Bk. Heyet, el-Fihrisü’ş-şâmil, 2: 794.

97 Tahrânî, ez-Zeria, 4: 293-294.

98 Heyet, el-Fihrisü’ş-şâmil, 2: 794.

99 Tahrânî, ez-Zeria, 4: 293-294.

100 Zeynelabidin b. Yusuf el-Gûrânî, el-Yamâniyâtu’l-meslûle alâ Rafizeti’l-mahzûle, thk. el-Murabit Muhammed Selim el-Muctebâ (b.y.: Mektebetu’l-İmami’l-Buharî, 2000), 38.

101 Gûrân: Kuzey Irak’ta Şehrezor’a bağlı bir köy olup yetiştirdiği alimlerle meşhur olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in hocası Molla Gûrânî’nin de buralı olduğu rivayet edilmektedir. (bk. M. Kamil Yaşaroğlu, “Molla Gûrânî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2005), 30: 248-250.)

102 Gûrânî, el-Yamâniyâtu’l-meslûle, 48, 51.

103 Gûrânî, el-Yamâniyâtu’l-meslûle, 39.

104 Gûrânî, el-Yamâniyâtu’l-meslûle, 48, 50.

105 Gûrânî, el-Yamâniyâtu’l-meslûle, 51, 52.

106 Zeynelabidin b. Yusuf el-Gûrânî, Tefsîru sûreti’l-Kevser bi’l-hurûfi’l-muhmele (mahtût eser, ts.), v.1b.

107 Gûrânî, Tefsîru sûreti’l-Kevser, v.1b.

108 Gûrânî, Tefsîru sûreti’l-Kevser, v.1b.

109 Gûrânî, Tefsîru sûreti’l-Kevser, v.1b.

110 Geniş bilgi için bk. Muhammed Ahmed Said, Medresetu Kubbehan fi’l-İmadiyye, (Duhok: Matbaatu Muhafazati Duhok, 2013), 20-35.

111 Ali Nebi Salih, el-Molla Halil es-Sertî ve menhecuhu fî isbati’l-aḳāid’l-İslâmiyye, (Erbil: Dâru Spirez, 2007), 43. Said, Medresetu Kubbehan, 2013), 276.

112 Şeyh Abdulkahhar ez-Zokaydî, Tercemetu’l-allâme el-fehhâme el-Molla Halil (mahtût eser, ts.), v.1b.

113 Salih, el-Molla Halil, 43.

114 Salih Şeyho el-Hesniyanî, Ulemâu’l-Kurd, (Duhok: Matbaatu Hâvâr, 2012), 474.

115 Kehhale, Mu‘cemu’l-müellifîn, 2: 500; Heyet, el-Fihrisü’ş-şamil, 2: 789. Hesniyanî, Ulemâu’l-Kurd, 279.

116 Hazro: Diyarbakır’ın ilçesidir. Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında küçük bir bucak iken 1943’te belediye teşki­latı kurulmuş, ardından ilçe Haziran 1954 tarihinde Silvan’dan ayrılarak Diyarbakır iline bağlanmıştır.

117 Mehmet Çağlayan, Şark Uleması, (İstanbul: Çağlayan Yayınları, 1996), 129.

118 Bağdadî, Hediyetu’l-ârifîn, 1: 772; Kehhale, Mu‘cemu’l-müellifîn, 2: 500.

119 Heyet, el-Fihrisü’ş-şâmil, 2: 789.

120 Bağdadî, Hediyetu’l-ârifîn, 1: 772; Kehhale, Mu‘cemu’l-müellifîn, 2: 500.

121 Bursalı Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, (İstanbul: Meral Yayınevi, ts.), 1: 275-276; Baba Merdûh Rûhanî, Tarihi meşahir-i Kürd, (Tahran: Serûş, 1382/1962), 327; Hesniyanî, Ulemau’l-Kurd, 242-243; Mucteba Uğur, “Abdusselâm Efendi, Mardînî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1988), 01: 300-301.

122 Eserler hakkında geniş bilgi için bk. Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, 1: 275-276.

123 Bağdadî, Hediyetu’l-ârifîn, 1: 572; Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri,1: 275-276; Uğur, “Abdusselâm Efendi, Mardînî”, 01: 301.

124 Bedruddin Muhammed b. Abdullah Zerkeşî, el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân, (Beyrut: Dâru İhyai’l-Kutubi’l-Arabî, 1957), 1: 13.

125 Aydar, “Sevâtıu’l-ilhâm”, 36: 582.

126 Aydar, “Sevâtıu’l-ilhâm”, 36: 582.

127 Abdülkerim b. Abdullah el-Hudeyr, et-Ta’lîk alâ tefsiri’l-Celaleyn,5: 9.

128 Mustafa b. Abdullah Hacı Halife, Keşfu’z-zunûn, (Bağdat: Mektebetu’l-Mesnâ, 1941), 2: 1008; Ahmed b. Muhammed el-Endevî, Tabakātu’l-müfessirîn, thk. Süleyman b. Salih (Medine: Mektebetu’l-Ulûm, 1997), 408; Abdülhamit Birışık, Hind Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, 41.

129 Hindî, Sevâtıu’l-ilhâm, 1: 125; Hacı Halife, Keşfu’z-zunûn, 2: 1008; Hasan, “Ebü’l-Feyz Feyzî”, 270-271.