Makale

BİZE ZAFERLER YAKIŞIR

BİZE ZAFERLER YAKIŞIR

Selvigül Kandoğmuş ŞAHİN

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;

Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,

Meğerki harbe giden son nefer şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar

Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsa”

(Mehmet Akif Ersoy)

Otağ kurduğumuz bu kutlu coğrafyada geçmişten günümüze yüzyıllardır kurtuluş ve var olma mücadelesi veren bir millet olarak bize zaferler yakışır. Anadolu topraklarına ayak bastığımız Malazgirt Zaferi’nden bu yana kahraman ordumuzun, güçlü ve her anlamda birbirine kenetlenmiş, yüreğine yaslanmış milletimizin verdiği eşsiz mücadele şanlı bir tarih olarak yaşanmış ve yazılmıştır.

Yaşadığımız coğrafyada kurduğumuz devletlerle, oluşturduğumuz medeniyetle hami olmuş, yetimi korumuş, yoksula yardım etmiş, nice milleti bağrımızda besleyip büyütmüş ve Efendimizin (s.a.s.) duasına mazhar olan kahramanlar yetiştirmişiz.

“Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,

Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!”

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy nasıl da yürekten, nasıl da coşkulu seslenmiş yıllar öncesinden. Bu anlamlı mısralar hâlâ yüreklerimizde coşkulu bir yankı, derinden bir duyumsama ile bizi sarsar. Çünkü imanlı, istikamet üzere olan, vatanına milletine gönülden bağlı mümin bir yüreğin yazdığı coşkun mısralardır onun şiirleri.

Zor zamanlardan geçtik; savaştık, yendik, yenildik. Kutlu bir medeniyetin temsilcileri olarak yaşadığımız Kurtuluş Savaşı ile dillere destan bir mücadele verdik. Kurduğumuz devletlerin devamı olarak şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış bu topraklarda yine yenilmeden, özgürlüğümüzü koruyarak, sömürgeleşmeden, alnımızın akıyla kurtuluş mücadelemizi verdik.

Türkiye Cumhuriyeti, geçmişten bu güne, bu topraklarda kurulmuş ve büyük bir medeniyet inşa etmiş olan milletimizin yegâne son devletidir. Ve bizler Malazgirt’ten bu yana bu coğrafyada, Alparslan’dan, Tuğrul Bey’den, Osman Gazi’den, Fatih Sultan Mehmet’ten, Yıldırım Beyazıt’tan, Abdülhamit Han’dan, Gazi Mustafa Kemal’den geriye kalan bu topraklarda, yine hami olarak, yine kahraman bir millet olarak varlığımızı sürdürmekteyiz. Denizleri göl eyleyen bir millet olarak tam da dünyanın merkezinde bir köprü gibi kurulmuş olan memleketimiz şimdi bir kurtuluş köprüsü gibi dimdik ayaktadır.

Aylardan Ağustos… Ağustos demek şanlı tarihimize damga vuran Malazgirt Zaferi’ni anmak demek. Ağustos demek 30 Ağustos Zafer Bayramı demek. Ve bize zaferler yakışır. Gençlere miras kalacak olan bu coğrafya derin yaraları kuşanmış olduğu gibi güçlü umutları da bağrında büyütmüştür.

Suriye’de ibretlik bir savaş hemen yanı başımızda yaşandı. Bizim de yüreklerimiz dağlandı, tarihî binalara, kütüphanelere, kadim mescitlere bombalar yağarken. Suriye halkı büyük ve acımasız bir savaşın içinde buldu kendini. Tüm dünya gözlerini kapatmışken bu zulme, biz kapılarımızı muhacirlere açtık. “Ensar olmak nasıldır gösterin.” der gibi Rabbimiz bize mazlum, yıkılmış, savaşlarla pare pare olmuş, evini, şehrini, ülkesini kaybetmiş kardeşler gönderdi.

Ezelden beri hür yaşamış bir millet

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” diyen büyük şair Mehmet Akif Ersoy ne güzel anlatmış İstiklal Marşımızda. Öylesine anlamlı, öylesine güçlü ki mısralar, hâlâ bizi derinden sarsıyor ve her çağa her döneme sesleniyor. Ezelden beridir hür yaşamış bir milleti kim durdurabilir. Büyük mücadelelerle bize miras bırakılmış olan bu eşsiz vatanı koruma ruhunu, kahramanlık bilincini gençliğimize anlatmamız onlara aktarmamız gerekiyor.

“Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.”

Bize zaferler yakışır. 1071 yılının Ağustos ayında Malazgirt Ovası’nda, Sultan Alparslan kumandanlığında Bizans ordusuna karşı verilen destansı mücadele ve zafer ile Türklere Anadolu kapıları açılmıştır. 30 Ağustos 1922’de Gazi Mustafa Kemal kumandasında şanlı ordumuzun büyük mücadelesi ile gerçekleşen ve zaferle sonuçlanan, Dumlupınar’daki Büyük Taarruz da bu ruhla kazanılmıştır. Ağustos demek hem Malazgirt Meydan Muharebesi hem de Başkomutanlık Meydan Muharebesi demektir.

Bize zaferler yakışır.

En son 15 Temmuz’da büyük bir ihanet senaryosu ile içeriden vuruldu kimimiz. İnlerinden çıktılar ve önce sesleriyle korkutmaya çalıştılar. İstanbul’un gümüş kubbeleri, göğe uzanan nazenin minarelerinin üstünde yankılandı kurşun sesleri… İstanbul’un tepesinde yankılandı; Medine’nin, Mekke’nin, Bağdat’ın, Kudüs’ün ve dahi Şam’ın kardeşi olan o kutlu şehrin semalarında yankılandı. Hacı Bayram Veli’de, Tacettin Dergâhı’nda, Ankara’nın kurşuni şafaklarında çılgınca dolaşan o ses patlattı hain bombaları… Kulakları sağır eden, yürekleri parçalayan bombalar yağdı Millet’in Meclisi’ne. Oysa bir asır önce Mehmet Akif, o vatanperver şair nasıl güzel dizmişti yüreğinden mısraları. Sanki bu günleri anlatırcasına:

“Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.”

Bize zaferler yakışır dostlar…

Şehit kanlarıyla sulanmış bu aziz vatanın her karış toprağı mukaddestir, mübarektir. Nice savaşlar, nice yıkımlar görmüş Anadolu insanının yüreğinde derin bir sevda gibi çöreklenmiştir vatan sevgisi. Bu uzun ve yoksul günlerin, nice mahrumiyetlerin, yıkıcı savaşların, yaşanan nice imtihanların yıkamadığı, yüreklerden atamadığı bir sevdadır.

Dünyanın gelip geçmiş en büyük milletlerinden biri olarak kurduğu imparatorluktan geriye kalan, aşk mayası gibi Anadolu’nun aziz topraklarına mayalanmış bir güzide millet yaşıyor, ülkemde şimdi. Benim ülkem sıcak ve temiz bir imanı yüreğinde barındıran onca insanın nefes alıp verdiği güzide bir topraktır.

Rabbim dünyadaki zalimlerden kaçan mültecilere, Orta Doğu’nun, Arakan’ın Filistin’in, Gazze’nin gariplerine ve Kudüs’ün yetimlerine sığınak olan, son kale gibi dimdik ayakta durmaya çalışan, tüm iç ve dış güçlerin saldırılarından kendini korumaya çalışan Türkiye’ye her daim zafer ihsan eylesin... Rabbim düşmanlara fırsat vermesin.

Bize zaferler yakışır, başka türlüsünü düşünemeyiz…