Makale

EVDE KAL

EVDE KAL

Zeynep Demir

Hayat normal akışında sürüp giderken dünyanın bir ucundan gelen haberler insanları az da olsa tedirgin etmeye başlamıştı. Etrafımdaki insanlardan kimi Çin’de meydana gelen salgın haberlerine prim vermiyor, altından başka sebepler arıyor yahut basit bir mevsim hastalığı olarak yorumluyordu. Kimi de durumu ciddiye alsa bile ülkemize kadar ulaşacağına pek ihtimal vermiyordu. Fakat gördük ki salgın, üç beş ayda bütün dünyayı etkisi altına aldı. Okullar uzaktan eğitime geçti, iş yerleri evden çalışma düzenini uygulamaya geçirdi, hükûmetin “Evde kal” çağrısıyla birlikte acil ihtiyaçlarımız dışında sokağa çıkmamamız istendi. Eşim de ben de öğretmeniz. Bu süreçte okulumuza gidemesek de öğrencilerimizle bağımızı hiç koparmadık. Üstelik iki kızımızın eğitimiyle de yakından ilgilendik. Çocuklarımız evde sıkılmasınlar, derslerinden geri kalmasınlar diye etkinlikler düzenleyip günleri verimli bir şekilde geçirmeleri için elimizden geleni yaptık. Büyük kızım üniversite sınavına girecek. Küçüğü ise lise sınavlarına hazırlanıyor. Rehavete kapılmadan derslerine çalışıyor, bol bol test çözüp boş vakitlerinde de kitap okuyorlar.

Kimi zaman ailece bir film keyfi yapıp yahut kutu oyunlarından birini çıkarıp şöyle bir stres atıyoruz. Ardından herkes dersinin başına dönüyor. Ben dördüncü sınıf öğrencilerim için EBA’ya video vs. yüklüyorum. Büyük kızım online dersleri takip ediyor. Eşim öğrencilerinin ödevlerini telefon ekranından da olsa kontrol ediyor.

Malum herkes bizim gibi evde. Çocuklar dört duvarın arasında. Hele küçük çocukları olanlar sanırım bu süreci biraz daha zor geçirdi. Bu ailelerden biri de üst komşumuz Ayla Hanımlar. Biz bu apartmana yeni taşındık. Geleli dört beş ay anca oluyor. İlk aylar pek sorun yaşamadık fakat salgın başlayalı beri evlerinden gürültü eksik olmuyor. Büyük kızları on bir yaşında, bir de ikiz oğlan çocukları var. Yarabbim ne kadar da hareketli çocuklar. Ben ömrümü ilkokul çağındaki çocuklarla geçirdim, kendim de iki kız büyüttüm. Çocuk büyütmenin zorluklarını elbette bilirim. Fakat öyle zor durumda bırakıyorlar ki bizi istemeye istemeye kapılarına gitmek, özellikle gece saatlerinde gürültü yapmamaları için uyarmak zorunda kaldım. Bizimkiler sabah erkenden kalkıp EBA’dan ders takibi yapıyorlar. Akşam da hâliyle geç saatlere kalmadan yatmaya gidiyorlar. Maalesef üst kattan gelen gürültüler eşliğinde değil uyumak, şöyle iki dakika huzurla oturmak mümkün değil. İkizlerin bir sıkıntısı olduğu muhakkak. Daha önce de konuşmaya çalışmış bir doktora götürmelerini salık vermiştim ama nafile. Bilgiçlik taslamak değil niyetim elbette yine de tecrübelerime dayanarak yol göstermeye, yardımcı olmaya çalıştım. Israrlarım maalesef bir işe yaramadı. Şimdi bu gürültü patırtının, yüksek sesle açılan televizyonun, evde oradan oraya atılan top seslerinin eşliğinde kızlarım ders çalışmaya, okuduklarını anlamaya çabalıyorlar. Ne bir öğretmen ne de bir anne olarak içim rahat. Tekrar gidip konuşsam bir fayda sağlar mı acaba. Yoksa bu “Evde kal” süreci bizim için çok zor geçecek.

Bir Tutam Sessizlik

On iki yıllık evliyim. Oturduğumuz binaya yedi yıl önce taşındık. Kızım daha küçüktü. Bahçe içinde sakin bir apartmanda onu huzurla büyütebileceğimi düşünmüş, daha görür görmez evi sevmiştim. Hakikaten de binamızda oturanlar saygılı, sevecen insanlardı. Birkaç yıl geçmemişti ki ikizlere hamile kaldım. Eşim yurt dışı menşeli bir şirkette çalışıyor ve çok sık seyahat ediyordu. İster istemez yalnız kalıyor, kendi işimi kendim halletmeye çalışıyordum. Tabii bu her zaman mümkün olmuyordu. Evde bir çocuk üzerine yeni bir hamilelik hem de ikiz bebek. Hiçbir şeye yetişemez olmuştum. Komşularım bu süreçte kolum kanadım oldular. Hamileliğim boyunca da ikizlerin bebeklik dönemlerinde de elleri üzerimdeydi. Ufaklıklardan biri ateşlendi mi, diğer çocuklarımı rahatlıkla alt komşuma bırakıp doktora götürebiliyordum. Yahut onlar öyle uykusuna yattıklarında alt komşumu başlarında durması için bir yarım saatliğine çağırabiliyor, çarşı pazar işlerimi hâlledebiliyordum. Eşim seyahatten döndüğünde ise evde bir curcuna başlıyordu. Uzun zamandır babalarını görmeyen çocuklar hele ikizler şımardıkça şımarıyor, babalarına olmadık şeyler yaptırıyor, kâh sırtlarında geziniyor kâh evde top oynamaya kalkıyorlardı. Eşimi defalarca çocukları bu kadar şımartmaması için uyardım fakat o evlatlarından uzak kalmasını böyle telafi edebileceği yanılgısına kapılmıştı bir kere. Ne desem kâr etmiyordu. Şimdi ikizler beş yaşına bastı. Havaların ısınmasıyla biraz rahat ederim, parka bahçeye çıkarırım diyordum ama salgın elimizi kolumuzu bağladı. Eşim de yurt dışı yasağı sebebiyle eve kapanınca bizim ev bayram yerine döndü desem yeridir. Bir yandan sevindim çocuklar babalarına doydular diye ama diğer yandan da alt kata yeni taşınan öğretmen hanımdan çekindim doğrusu. Birkaç kez çocukların hiperaktif olabileceği imasında bulundu. Açıklamaya çalıştım ama sanırım ikna olmadı. Ne de olsa öğretmen, yıllardır çocuklarla iç içe. Haklı olabilir mi acaba diye endişe etmiyor da değildim. Hatta bir uzmandan yardım almayı bile düşündüm ama şimdi salgın sürecinde insan doktora gitmeye dahi çekiniyor. Geçen gün de kızlarının sınav döneminde olduğunu söyleyip biraz anlayış göstermemizi istedi. Çocuklar çok gürültü yapıyorlarmış. Kapımıza gelmek istemezmiş ama o da çaresiz kalmış. İyi ama ben de ne yapacağımı şaşırdım. Bir yanda uzun yıllardan sonra ilk defa evinde bu kadar vakit geçiren ve fırsattan istifade çocukları şımartmaktan zevk alan bir baba, diğer yanda ders çalışmak için bir tutam sessizliğe muhtaç gençler. Ortalarında da ben. Keşke bir çözüm üretebilsem. Bari şu salgın tez zaman da bitse de herkes rahat etse.