Makale

DÜNYA DÜZ MÜ?

DÜNYA DÜZ MÜ?

Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ

Bazı inanç karşıtları, mealler üzerinden “Kur’an’a inanmamanın yüz nedeni” diye kendilerince saptamalarda bulunmuşlar. Bunlardan biri de “Kur’an dünyanın düz olduğunu söylüyor.” olmasıymış. Öncelikle Kur’an’da böyle bir ifade var mı? Varsa nasıl izah edilebilir?

Kur’an bir coğrafya, biyoloji, astronomi veya tarih kitabı gibi okunursa böyle soruların sorulması mümkün hâle gelir. Biz bu gerçeği bazı dindarlara anlatamıyoruz ki dindar olmayanlara nasıl anlatalım. Kendi ifadesiyle Kur’an yol gösterici, dürüst yaşama kılavuzu ve hakikat rehberi.

Bunu biraz açar mısınız?

İster inansın ister inanmasın insanlar bir yarış içindedir bu hayatta. Bu yarış ya bir şeylere ulaşmak ya da bir şeylerden kaçmak ve kurtulmak için. Bir başka deyişle doğruya ulaşmak, yanlıştan kaçmak. Sonunda insanlar bir şeye ulaşır. Ulaştığı şey kimi zaman hayal kırıklığına yol açar. Bazen da kaçtığı şey pişmanlığa neden olur. Görünen o ki bu dünyada doğru ve faydalı olanı saptamak oldukça zordur. Hele tek başına neredeyse imkânsız. Öyleyse insanın dışardan desteğe ihtiyacı vardır. Zaten büyüyüp belli bir yaşa gelinceye kadar bu destek kaçınılmaz bir zorunluluk. Büyüyünce de bundan kurtulması asla söz konusu değil. Bunu bilen Yüce Allah insana destek olsun diye içlerinden peygamber ve kılavuz olsun diye de kitap göndermiş. Ama insanoğlu bunu bir türlü anlamaz, tutar “İlahi Kitap”ı bir biyoloji ya da coğrafya malzemesine dönüştürmeye kalkışır.

Dünyanın düz olması konusuna gelirsek...

Ona geliyoruz da. Bu sorunun çıkış yeri Kur’an’ın yanlış anlaşılması değil mi? Kur’an doğruyu ve hakikati bulması noktasında insana birtakım örnekler verir. Bunlardan biri de dünyanın fiziki yapısı ve işlevidir. Dünyanın fiziki yapısından bahsederken Kur’an, bir astronomi veya coğrafya uzmanı gibi meseleyi ele almaz. Fiziki yapının normal bir insana ne anlam ifade ettiği ve nasıl görüldüğünden yola çıkar. Hayat serüveni içinde dünyayı nasıl değerlendirmesi gerektiğine odaklanmasını ister insanın. Eğer dünyanın yuvarlaklığı algısı sürekli insanın benliğinde bulunsa yaşam kalitesi bozulur. Yüce Allah bizi dünyayı düz göreceğimiz ve algılayacağımız şekilde yaratmış. Ama gerçekte dünya portakal yuvarlaklığında. Zaten her zaman algı ile olgu arasında bir fark söz konusu. Söz gelimi gerçek soğuklukla hissedilen soğukluk farklı. Bu yüzden meteoroloji her ikisini ayrı ayrı verir. Düşünen insan bu gerçekleri görür ve bütün bunların birer nimet veya Allah’ın varlığına işaret olduğunu kolaylıkla anlayabilir. Ama bilmeyen ve düşünemeyen insan Kur’an’ı bir astronomi kitabı gibi okumaya kalkışır. Hele bir de ön yargılı ise kendince saptırıcı yanlışlar bulur ve inkâra gider.

Acaba neden dünyanın düz olması fikri bir dönem böylesine etkili olmuş?

Eskiden insanların ellerinde yeterince gözlem imkânı yoktu. Olguya göre değil algıya göre düşünüyorlardı. Bulundukları yerden dünyayı düz görüyorlar ve düz olduğunu zannediyorlardı. Bugün bile biz, dümdüz Konya Ovası veya Muş Ovası diyoruz. Bunu derken dünyanın düz olduğunu kast etmiyoruz. Kur’an’da Rad suresi 3. ayette “Yeryüzünü enine boyuna uzatan…” şeklindeki anlatım tam da insanın algısına yöneliktir. Yoksa dünyanın düz veya yuvarlak olduğunu anlatma amaçlı değil. Eğer böyle olsaydı İslam âlimlerinin hiçbiri dünya yuvarlak demezdi.

Demek ki dünya yuvarlak diyen İslam âlimleri var.

Tabii ki, hem de çok. Söz gelimi 371/982 yılında Bizans’a elçi olarak giden ünlü İslam âlimi Bakıllânî dönemin İstanbulunda Bizans kralı ve papazlarla bir dizi tartışma yapmış. Onların “Sizin peygamberinizin ayın ikiye ayrılması mucizesini niçin biz İstanbul’dan görmedik?” itirazlarına “Siz de biliyorsunuz ki dünya yuvarlak. Bu olayın görülmesi, görüş açısına bağlı. Dolayısıyla sizin bulunduğunuz açıdan Mekke’de görülebilen bir gök olayını görmeniz mümkün değil.” diye cevap vermiş. (Cağfer Karadaş, Bizans Sarayında Müslüman-Hristiyan Münazarası: Büveyhî Elçisi Bakıllânî ile İmparator II. Basileios Arasında Geçen Tartışma, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 22, 2009, 1-35, s.15.) Bugün güneş ve ay tutulmaları için de aynı durum söz konusu değil mi? Dünya yuvarlak olduğu için bu olayları ancak görüş açısına girenler görebiliyor. Gene bin yıl önce yaşamış olan Endülüslü âlim İbn Hazm, dünyanın yuvarlak olduğunu açıklamış (İbni Hazm, el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ahva ve’l-Nihal, 2/78.) “Dünya yuvarlaksa altında bulunan insanlar ters durmaz mı?” şeklindeki itiraza “İnsanın başı ne taraftaysa yukarısı o taraftır.” diye cevap vermiş. Göreceliliği o dönemde çok güzel ortaya koymuş. Üstelik 606/1210 yılında vefat etmiş olan büyük Kur’an yorumcusu Fahreddin Razî, bugün inanç karşıtlarının kanıt diye gösterdiği bu ayetin dünyanın küre şeklinde olduğu gerçeğine ters düşmediğini 800 yıl önce açıkça ortaya koymuş.

Demek ki Kur’an hakkında ortaya atılan iddia bilgisizlik eseri boş bir yakıştırma. Peki diğer milletlerde düz diyenler yok mu?

Elbette var. Dünyanın düz, göğün yuvarlak olduğunu söyleyenden tutun, gökyüzünün camdan tavan, ayın ve güneşin oraya asılmış şamdan olduğunu söyleyenler de var. Çünkü baktığı zaman insana öyle görünüyor. Hatta güneşin yıl içinde 365 ayrı yerden doğduğunu düşünenler bile var. Bundan 1200 yıl önce yaşamış olan Makdisî yazdığı tarih kitabında her dinden ve kültürden kişilerin dünya hakkındaki düşüncelerini derleyip toplamış. Meraklısı bakabilir. Ayrıca bendenizin yazdığı Kelam Düşüncesinde Evren ve İnsan kitabında da bu bilgiler bulunmakta. Hatta bunlar içinde dünyanın düz olduğunu iddia eden felsefeciler de var. Ama belli bir yüzyıldan sonra çoğunluk küre şeklinde olduğunu söylemeye başlamış. Daha yakın zamana kadar dünyanın merkez olduğu ve güneşin dünyanın etrafında döndüğü iddiası kabul görüyordu. Buna Batlamyus teorisi denilirdi. Kopernik’le (ö. 1543) birlikte bu teori değişti ve güneş merkezli teori kabul edildi. Ama Avrupa’da Galileo (ö. 1642) güneş merkezli teoriyi savunduğu için kilise tarafından engizisyonda yargılandı.

Müslümanlar neden bu suçlamaların hedefi?

Bunun iki sebebi var: Birincisi Müslümanların tarihlerini bilmemeleri ve bu yüzden özgüvenlerini yitirmeleri, ikincisi ise bu psikoloji üzerinden İslam karşıtlarının algı operasyonları düzenlemeleri. Bu durumda bize görev düşüyor. Kimseyi suçlamadan kendi tarihî birikimimizin farkına varmak. Ardından dengeli bir özgüvenle yeni bir düşünce oluşturmak. Ancak bunu, kuru bir tarih övgüsüne dönüştürürsek bir başka tuzağa düşeriz. Asıl olan tarihî gerçeklerden edindiğimiz tecrübeden hareketle yeni bir gelecek iradesi ortaya koymaktır.