Makale

ALLAH’A TESLİM OL SELAMET BUL

ALLAH’A TESLİM OL
SELAMET BUL
Dr. Lamia LEVENT ABUL
DİB Diyanet İşleri Uzmanı

İnsan dünün ve yarının arasında kimi zaman keder ve kaygı kimi zaman ümit ve emel ile oyalanır. Bir ömür korktuklarından emin, umduklarına nail olacağı selamet yurdunu bekler durur. Beklediği gün gelir mi bilinmez ama ya yanlış yerde arıyorsa selamet yurdunu? Çünkü İslam olmakla insan, esenlik ve güven yurduna girmiştir zaten. Esenlik, rahatlık, huzur ve güvendir İslam, Müslüman da tüm bunlara canıgönülden iman etmiş ve teslim olmuş kişidir. Ne geçip giden zamana ah eder ne de yarının getirecekleri huzursuz eder onu. Zira öyle bir Rabbe iman etmiş, boyun eğip teslim olmuştur ki artık onun için ne korku ne de üzüntü vardır.

Teslimiyet Yüce Allah’ın takdirine boyun eğmek, itirazsız kabul etmek ve teslim olmaktır. İnsan, sınırlı bir varlıktır ve birtakım meşakkatler karşısında kendini aciz ve çaresiz hisseder. Ümitsizliğe kapılır ve hayatı kendine zindan eder. İnsanoğlu, kendisine bahşedilen imkânlar çerçevesinde müşkülleri halletme yoluna gidip gücünü aşan hususlarda Rabbine sığınır. Esasında teslimiyet işimizi, hâlimizi, sıkıntımızı tüm kâinatın hâkimi ve sahibi olan yüceler yücesi Rabbimize arz etmektir. Kulun acziyet ve zayıflığını kabul etmesi, Yaratan’ın takdirine rıza göstermesidir. Yüce Rabbimiz sonsuz şefkat ve merhametiyle kendisine boyun eğip teslim olan kullarına her zaman imdat eder, hiç ummadıkları şekilde sıkıntılardan feraha çıkartır. Hani Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.), Medine’ye hicret yolundaydılar. Peşlerine düşen düşmanları izlerini takip etmiş ve saklandıkları mağaranın önüne kadar gelmişlerdi. İzler tam da mağaranın girişinde bitiyordu ve eğilip bakmaları gereken yer önünde durdukları mağaraydı. Mağara arkadaşının kendisi için değil ama Rahmet Peygamberi için endişelendiği bu zor zamanda Resul-i Ekrem (s.a.s.) büyük bir teslimiyet ve tevekkülle arkadaşını sakinleştirdi: “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” buyurdu. Yüce Allah peygamberinin bu teslimiyetine karşılık onların kalplerine huzur ve güven duygusu indirdi ve görünmez ordularıyla destekleyerek düşmanlarının planlarını alaşağı etti. (Tevbe, 9/40.) Yüce Allah kendisine inanıp güvenenlerle beraberdir ve O’na teslim olanların yardımcısıdır.

Allah Teâlâ’ya teslim olan kulun hâlini şöyle anlatır Hz. Mevlana; “Deniz suyu, kendisine bütünüyle teslim olan ölüyü başı üstünde taşır. Diri olan ve en ufak tereddüdü bulunan ise denizin elinden nasıl sağ kurtulur? Aynı şekilde ‘Ölmeden evvel ölünüz!’ sırrı ile beşerî sıfatlardan soyunarak ölürsen esrar denizi seni başı üzerinde gezdirir.” Tecrübeyle sabittir ki denizde yüzen kişi sakin ve telaşsız olduğunda; kendini akışına bıraktığında suyun üzerinde zahmetsizce seyreder. Ne zaman ki korku ve endişeyle hareket etse denizin dalgaları arasına gark olur, telef olup gider. İnsanın hâli de böyle değil midir? Dünya hayatının gailesi karşısında, “Ben nasıl mücadele ederim?” diyerek endişe eder insan. Benliğine güvenmek yerine, elinden geleni yapıp gerisini Rabbul âlemin olan Yaratan’a havale eder de teslim olursa her türlü korkudan emin olur, rahat ve emniyet içerisinde yaşar. Teslimiyet tüm sebeplerin ötesinde olan hakikati görmeyi ve O’na inanıp güvenmeyi gerektirir.

Kulun imanı teslimiyeti ve tevekkülüyle sınanır. Yüce Allah’a her hâlde kayıtsız şartsız teslim olanlar bu sınanmanın hakkını verenlerdir. Her şeyin O’ndan geldiğine ve O’nun izni ve iradesiyle takdir edildiğine inananlar, olana rıza gösterirler. Her hâllerine hamt ve şükür ederler. Rablerine teslimiyetle kulluk edenlerin dostu, vekili ve yardımcısı Cenab-ı Hak’tır. Teslimiyetle sınanan Hz. İbrahim’e (a.s.) Rabbi “Teslim ol.” diye buyurduğunda o, “Ben Âlemlerin Rabbi’ne teslim oldum.” (Bakara, 2/131.) diyerek tüm sınamalardan geçmiş ve “Halilullah” yani Allah’ın dostu payesine nail olmuştu. Kavminin yanlış ve sapkın inançlarıyla tek başına mücadele eden Hz. İbrahim (a.s.) bu mücadelenin sonunda bir olan Allah’a inandığı için alev alev yanan bir ateşe atılmakla karşı karşıyaydı. Büyük peygamber bir an bile tereddüt etmedi. Yardıma gelen meleğe: “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir.” sözünü kalbinden yükselen imanın gücüyle söylüyordu. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XVII, 57-58; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXII, 162-163; Kurtubî, el-Câmi‘, XI, 303.) Yüce Allah, Hz. İbrahim’in (a.s.) teslimiyetini ateşe “İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol!” (Enbiya, 21/69.) buyurarak mükâfatlandırdı.

Adı kıyamete kadar Hac ibadetiyle anılacak olan Hz. İbrahim’in (a.s.) eşi Hz. Hacer’in teslimiyeti ne çok şey anlatır zamanın mütereddit ruhlarına. Hz. İbrahim, eşini kucağında yavrusu İsmail ile kuş uçmaz kervan geçmez, ekin bitmez vadiye bıraktı. Geri dönerken Hz. Hacer: “Bizi buraya bırakmanı sana Rabbin mi emretti?” diye sordu. Evet, cevabı karşısında Hz. Hacer, onu âdeta teslimiyetin zirvesine çıkartan şu sözleri söyledi: “Öyleyse Allah bizi korur, zayi etmez.” Issız çölün ortasında ciğerparesiyle bir başına bir kadın. Ama ne gam! Onun dayanıp güvendiği ve teslim olduğu Rabbi var. Allah bize yeter, o ne güzel dost, ne güzel vekil, ne güzel yardımcıdır!

Teslimiyet, benliği aradan çekip çıkarmak ve Allah’a ram olmaktır. Tam bir itaatle O’na itaat etmektir. Her hâlini O’na arz etmek, O’nun yardım ve inayetini istemektir. Her şeyden müstağni olarak yalnız O’na yönelmek ve yalnız O’ndan istemektir. O’na teslim olanlar ateşte serinliği, çölde vahayı bulan ve O’nun sevgi ve yakınlığına erenlerdir.