Makale

ÜTÜ MASASININ BAŞINDA

ÜTÜ MASASININ BAŞINDA

Dr. Şerife Nihal Zeybek

Sıradan bir gündü, çocuklar okula, bey işe gitti. Kadın yine üç oda bir salon evde duvarlarla baş başa kalmıştı. Öyle boş boş bakıyor, boş boş duruyordu. Aslında her kadın gibi o da biliyordu ki evin işi bitmezdi. Kirlenen çamaşırlar kirli sepetinde birikir, renkliler beyazlar ayrılır, makinaya atılır, asılır, kurutulur, toplanır, ütülenecekler ayrılır, diğerleri yerlerine koyulur, ütü yapılır, askılara takılır nihayet dolaba girerdi. Bu süreçte kirli sepeti tekrar dolmaya devam ederdi. İşte böyle anlatırken, okurken bile yorulurdu insan.

Üstüne üstlük bu işlerin kendi içinde de ayrıntıları vardı. Herkesin kendine göre yoğurt yiyişi de denebilirdi buna. Kimi, renklileri illaki renklilere özel deterjanla yıkar kimi beyaz çamaşırlara ön yıkama yapmadan rahat etmezdi. Bazısı kıyafetler yıpranmasın diye sıkma kademesini düşük tutar, bazısı hemen kurusun diye kademeyi en yükseğe getirirdi. Kimi yumuşacık olsun, mis gibi koksun diye yumuşatıcıyı boca eder, kimiyse en az kimyasal kullanmak kaygısıyla sayısız deterjan alternatifi denerdi. Böyledir işte hayatta pek çok şey. Biraz eğilip yakından bakınca ayrıntıların ne kadar çok olduğu fark edilir. Ama uzaktan bakılırsa “Makinaya çamaşır attı.” denip geçilir. Hâl böyleyken ev hanımları için “çalışmıyor” nitelemesi yapılır. Göz göre göre bu yanlış ifade nasıl kullanılır anlamak çok zordur.

Kadın çamaşır işine başladı yine. Geceden asmış olduğu çamaşırlar kurumuştu, onları topladı. Dün gece gözünden uyku akarken, bütün ev halkı rüyalar âlemine dalmışken asmıştı. Hep böyle yapardı. En geç o uyurdu. Sabahleyin ise en erken o kalkardı.

Ütülenecekleri ayırdı. Çoğu zaman ütü yaparken radyo dinlerdi, bir şeyler tıngırdasın, bir ses, nefes olsun yanında isterdi. Bazen de telefonundan videolar açar, ütü masasının köşesine yerleştirirdi. Böylece ütü buharının içinde kâh başka ülkelere gider gezer kâh çeşitli doktorların anlattıklarıyla tıp bilgisine yenilerini eklerdi.

Bu kez ikisini de yapmadan geçti ütü masasının başına. Ütünün suyunu doldurdu, fişini taktı ve başladı. Sadece sessizlik, sakinlik istiyordu. Kendi kafasını dinlemek istiyordu. Ama bu çok da kolay değildi. Kafasının içinde yüksek sesli düşünceler dönüp dururken ne kadar sessizlik olabilirdi ki? Ne kadar kalabalıktı, gürültülüydü kafasının içi. Sahi kimdi bunca şamatayı yapan? Bir tek kendisi miydi gerçekten? Buna inanmak bazı zamanlarda oldukça güçtü. Her şey ne kadar da karışıktı, nasıl da bulanıktı! Düğüm düğüm olmuş bir ip yumağı gibiydi, ucu bucağı olmayan. Ne yapabilirdi ki? Neresinden tutup düzeltmeye çalışabilirdi? Ahh dedi, ne yapabilirim bunca kargaşanın içinde? Çıkmaz bir sokaktaydı sanki… Sokağın sonuna kadar gelmiş ve önünde yükselen duvarın önünde durakalmıştı.

Kafasının içindeki kargaşa, bağrış çağrış devam ederken o da ütü yapmaya devam ediyordu. Zor kırışıklıklar denk gelince buhar düğmesine basıyordu. Ütüyü kaldırınca gördüğü dümdüz görüntü onu hoşnut ediyordu. Bir kırışıklık daha al sana buhar, bir tane daha al sana pufff! Kafasında yükselen seslerin de etkisiyle var gücüyle basar olmuştu buhar düğmesine. Yine bir kırışıklık yine buhar derken, bir anda ütü masasındaki muntazam ütülenmiş, ışıldayan gömleğe bakakaldı. Nasıl da kırışıktı az önce, şimdi ise ne kadar da düzgündü! “Bunu ben yaptım.” dedi. “Ben düzelttim. Karmaşayı çözdüm. Çirkini güzele çevirdim.” Gözlerinin içi güldü, kalbi güldü. Çünkü küçük şeyleri başaran, büyük şeyleri de başarabilirdi. Kıyafetteki kırışığı düzelten, kafasındaki dağınıklığı da toplayabilirdi.

İki eliyle kaldırdı gömleği, eserini izleyen sanatçı gururuyla bakarak “Yapabilirim, Allah’ın izniyle yapabilirim!” dedi. Farkına varmıştı ki çözülmez sorun yoktu, her karmaşa bir şekilde düzene girerdi. Doğru yöntemi uygulamak yeterliydi. Ve kendine güvenmek. Ve elbette Rabbine güvenmek. Çünkü güvenip dayanmak için Allah yeterdi!