Makale

Viraneler İçinde Keşfedilmeyi Bekleyen Hazineler

Viraneler İçinde
Keşfedilmeyi Bekleyen Hazineler

Zeynep Yeşildal
DİB Yazma Eserler Uzmanı

Çocukluğumdan beri kitap okumayı çok severim. Lise döneminde dünya klasiklerini bitirmiş, üniversite döneminde ise kampüs ile yurdumun arasındaki mesafenin uzaklığı sayesinde birçok eseri okuma fırsatı bulmuştum. Fakat aklımdaki şu sorunun cevabını bir türlü bulamıyordum: Neden biz kendi tarihimizi okuyup anlayamıyoruz? Bu amaç doğrultusunda hedefimi belirleyerek yollara düştüm.
Üniversite eğitimim esnasında gittiğim hat kursu sayesinde hat çeşitlerini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Aldığım Osmanlıca, Arapça dersleri ve bölümüm olan Fars dili alanında gördüğüm eğitim neticesinde eski nüshalarla haşır neşir olmaya devam ettim. Bulduğum her fırsatta yazma eser kütüphanelerinde araştırmalar yaptım. Bu merak, beni nihayetinde yapmaktan onur duyduğum mesleğim yazma eser uzmanlığına kavuşturmuştu.
Öyle bir heyecan ki bu, hiç bilinmeyen yeni bir kıtayı keşfetmek gibi. Düşünün, asırlar öncesinde kaleme alınan eserlere dokunabilmek, onları ruhunu ta derinliklerinizde hissetmek. Benliğimin bağlı olduğu geçmişimin, tarihimin, ecdadımın izini sürmek, bıraktıkları armağanları keşfetmeye çalışmak. Her gün Allah’a şükrediyorum, bana böyle bir mükâfat verdiği için… O kadar mutluyum ki yazma eserler arasında. “Oku beni, bul benim değerimi, çıkart gerçek kimliğimi ortaya.” der gibi bakıyorlar gözlerime. Kiminin cildi o kadar güzel ki yıllara meydan okumuş, ben buradayım, diyor. Kiminin de cildi düşmüş, hiçbir albenisi yok. Ta ki içine bakana kadar…
Sayfalarca ne yazmış bunlar böyle diyorsun içinden… Nasıl vakit ayırmışlar, kaç tane müellif gözlerini kaybetmiş bu uğurda, kim bilir kaç tanesine nasip olmamış eserini bitirmek. Hele o inci gibi renk renk, desen desen bezenmiş tezhipler. Öyle bir sanat ki yazma eser işi… Her bir çalışma alanında ayrı birer ustalık var. Ciltçisi ayrı, tezhipçisi ayrı, kâğıdı hazırlayanı ayrı, müstensihi ayrı… Gel de hayranlık duyma bu sanata. Evet, siz sanatseverlerden ve daha önemlisi yazma severlerden küçük bir ricam var. Lütfen bir yazma eserle tanışmadan önce onun ne aşamalardan geçtiğini öğrenmeye çalışın. Yırtmayın, kesmeyin, yakmayın. Kendi geçmişinizi kendi ellerinizle yok etmeyin. Okuyamadığınız eski bir yazının olduğu bir levha ya da eser ile karşılaşırsanız okuyabilecek insanlara ulaştırmak için çaba harcayın. Belki de elinizdeki nüsha çok değerli bir müellife aittir. Belki de en eski tarihli nüshası sizin sayenizde gün yüzüne çıkacaktır. Yazma eserler ile ilgili toplumun bilinçlenmesi ve tarihimize ışık tutacak yeni verilerin ortaya çıkması için hepimize çok büyük sorumluluklar düşüyor. Toplum olarak arşivlerimize sahip çıkmalı, onlara değer vermeli ve en önemlisi de onları okuyabilmeliyiz. Bu değerleri mesleğimde de yaşatmak arzusuyla bugün de rutin kataloglama çalışmama başlamış büyük bir heves ve merakla yazma eserimi rafından çıkartmıştım. Önce sayfa numaralarını verdim. Bu sırada kendisini tanıma fırsatım oldu. Sayfaların arasında gezindikçe yazının ve kâğıdının görünüşü beni hayli heyecanlandırdı. Bir yazma eserin katalog bilgisini çıkarırken onun kendisini size anlatması çok önemlidir. Başladım okumaya okudukça karşımda duran nüshanın Sadreddîn Konevî’nin (ö. 673/1274) Şerhu Erba’îne Hadîs adlı eserinin şerhlerinden birisi olduğunu anladım. Başladım nüshanın arasında gezinmeye, bir de baktım nüshanın sonuna tarih bilgisi var. 1-10 Şevval 844 yazıyor. Tarihi çevirdiğimde [23-28 Şubat 1-4 Mart 1441] yılında yazılmış bir nüsha olduğunu anladım. Son sayfasında müstensihinin olduğunu görmek beni daha da mutlu etti. İyâs b. Abdullâh tarafından istinsah edildiğini anlamış oldum.
Eserin fiziksel özelliklerini, tezhip özelliklerini ve cilt özelliklerini ekleyip kataloglama işlemimi bitirdim. Sonraki aşama, nüshanın dijitalleştirme aşaması. Görüntü kalitesi oldukça yüksek olan özel dijitalleştirme makinamızda nüshanın tamamının hatta aralarında bulunan şukkalarının da görüntülerini aldım. Sonrasında ne olur ne olmaz atlamışımdır diye tek tek kontrol ettim. Aldığım görüntülerimi pdf olarak düzenledim ve internet ortamında okuyucuların ve araştırmacıların istifadesine sunmak üzere sisteme yükledim.
Böylece bir yazma eserin kataloğu daha araştırmacısının emrine amade hâle gelmişti. Konevî’nin eserlerini çalışmak isteyen bir kişi, bu kısa bilgiler sayesinde hızlıca taramasını yapabilecek ve aradığı bilgilere ulaşmanın verdiği mutlulukla bu katalogdan yararlanmış olacaktır. Zaten benim de bütün gayem bu idi. Şimdi sıra diğer eserlerde ve onların hak ettiği gerçek değerlerini tespit etmekte. Geleceğe ışık tutmak ancak geçmişi aydınlatmakla vuku bulacaktır.