Makale

AÇILIŞININ 100. YILI İLK BÜYÜK MİLLET MECLİSİNCE OLUŞTURULAN BİR KURUL: FETVA HEYETİ

AÇILIŞININ 100. YILI

İLK BÜYÜK MİLLET MECLİSİNCE OLUŞTURULAN BİR KURUL: FETVA HEYETİ

Dr. Mehmet BULUT

Büyük Millet Meclisinin açılışının 100. yılı dolayısıyla kaleme aldığım bu ikinci yazıda, İlk Büyük Millet Meclisi hükûmetinin, ülkemizde nitelikli din hizmeti sunma çabaları çerçevesinde teşekkülüne onay verdiği kurumlardan biri olan Fetva Heyetinden bir yâd-ı cemil olarak söz etmek istiyorum.

Meclis hükûmetleri sırasında dinî nitelikli hizmetler “Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti” adıyla kurulan bir bakanlık maharetiyle yürütülmeye çalışıldı. Bu yapı, medeniyetimizde oluşturulmuş din hizmetleri teşkilatları arasında kendine özgü bir modeldir ve kanaatimce orijinaldir. Bir defa bu sistemde din hizmetleri idaresi, kabineye dâhil bir vekille temsil edilmekteydi. Bu hâl, Gazi Meclisin din ile olan bağının düzeyini de göstermekteydi. Bu cümleden olarak, Meclisi oluşturan zevatın tutumuna baktığımızda, din hizmetlerinin geleceği açısından Şer’iyye Vekâletine büyük bir değer atfedildiğini, mabetlerimizde çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir din hizmeti ve toplumun gerçek anlamda irşadı noktasında bu vekâlete büyük ümitler bağlandığını görüyoruz. Değişik vesilelerle ifade ettiğim gibi kabine sıralamasında bu vekâlete sürekli ilk sırada yer verilmiş olması, vekilinin gerektiğinde Başvekâlete vekâlet etmesi de bunu ortaya koymaktadır. Temsil ettikleri makam, yani dinî bir sıfatı da taşımaları itibarıyla de Şer’iyye vekilleri hususi bir hürmet görmüştü.

Adından da anlaşılacağı gibi Meclis hükûmetleri sırasında vakıfların idaresi de Şer’iyye Vekâleti’ne tevdi edilmiş, hâliyle vekâletin yetki ve hizmet alanı fevkalade geniş tutulmuştu. Medeniyetimizde vakıfların kahir ekseriyetinin dinî nitelikte olduğu nazarıitibara alınırsa, bu hususta da bir inceliğin gözetildiği anlaşılır. Ecdadımız, cami hizmetlerini de bir vakıf hizmeti çerçevesinde değerlendirmişti. İmam, hatip, müezzin, kayyım gibi hizmet ehline “hademe-i hayrat/hayrat hademesi” denmesi de bu sebepledir.

İlk Meclis hükûmeti, dolayısıyla Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti Mayıs 1920’de kuruldu; ancak Millî Mücadelenin ülke sathında bütün şiddetiyle sürdüğü o çetin günlerin intaç ettiği zor şartlar sebebiyle 1922’ye kadar teşkilatını tam oluşturamadı. 1922 Ağustosuna gelindiğinde, cephelerde çetin mücadelenin devam ediyor olmasına rağmen Meclis, Şer’iyye Vekâletinin bütçe görüşmeleri -bunu, “bütçe kanun tasarısının görüşülmesi” şeklinde de ifade edebiliriz- sırasında Türkiye’de dinî hayatın mevcut durumunu teşrih masasına yatırdı ve bu hizmetlerin geleceğine dair önemli kararlar aldı. Müzakereler, âdeta bir beyin fırtınası hâlinde cereyan etti, fevkalade düzeyli fikirler ortaya kondu. Bir bütçe vesilesiyle din hizmetlerinin 5-6 gün boyunca Büyük Millet Meclisinde müzakere edilmesi… Bu, tarihimizde benzeri olmayan bir hadisedir ve İlk Meclis’in din hizmetlerine atfettiği önemin de en bariz delilidir. Tekrar ifade edeyim; 24 Ağustos-3 Eylül tarihleri arasında görüşülen Şer’iyye ve Evkaf Vekâletinin 1922 bütçesinin müzakeresi sırasında, ülkede din hizmetleri, din eğitimi ve hatta dinî yayın meseleleri ariz amik bir şekilde ele alındı. Bu bütçe kanunuyla Vekâletin merkez teşkilatında üç kurul oluşturuldu: Fetva Heyeti, Tetkikat ve Telifât-ı İslâmiye Heyeti, Tedrisat ve Teftişat Heyeti. Buna göre Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti, dinî nitelikli hizmetleri merkezde bu birimler aracılığıyla yerine getirecekti. İşte yazımıza konu olan Fetva Heyeti, oluşturulan kurulların başında gelmekteydi ve sözü edilen müzakereler sırasında üzerinde en çok durulan konuydu.

Millî Meclis, Şer’iyye Vekâleti bünyesinde neden böyle bir birime yer verme ihtiyacını duymuştu? Bunun gerekçesi izah edilirken, önce fetva hizmetinin tarihî arka planı hakkında bilgi verilmiş, bu hizmetin Asrısaadetten o güne kadar olan gelişmeleri gayet mükemmel özetlenmişti. Bu bağlamda Osmanlı dönemi Şeyhülislamlık (Meşihat-ı İslamiye) makamı üzerinde de durulmuştu. Özetlemeye çalışırsak; ifta, dinî ve dünyevi muamelelere taalluk eden meselelerin şeri icaplarını beyan etmek, İslami düsturlar dairesinde onları “hâl ve fasletmek” suretiyle insanlar arasındaki muamelelerin şeri hükümler içinde cereyanını temin etmek olarak tanımlanmış; İslam’ın, her kısa mesafede bir fakihin bulunmasını zaruri gördüğüne işaretle, bu hizmeti yerine getirecek bir heyetin varlığına olan lüzum ve öneme dikkat çekilmişti. Şer’iyye Vekâletinin ifta salahiyetini haiz olduğu, Vekâletin bu mühim ve “İslamşümul” görevini, taşrada müftüler, merkezde ise bütün müftülere merci dinî bir müessese olan “Fetvahane” maharetiyle yerine getireceğine işaret edilmişti. Bu heyetin en yüksek memuru da “Fetva Emini” olacaktı. Heyetin sunacağı hizmetin çerçevesi son derece geniş tutulmuştu; bu hizmet ülke sınırlarını aşacak, icabında İslam memleketlerinde karşılaşılan meselelerin çözümünde de burası dinî ve hukuki merci olacaktı. İtiraf edeyim ki böyle bir müesseseye olan ihtiyacı dermeyan eden gerekçe metni, benim burada özetlemeye çalıştığım ifadelere nazaran bir hayli derinliklidir. Mesela şu ifadelere bakalım:

“…Binaenaleyh, İslam şeriatı, hiçbir zaman ümmeti sıkıntılı bir tazyik ve taklit çemberi içinde mahsur bırakmak gayesini takip etmemiştir. Elverir ki tağyir-i zaman ve mekânın, teceddüd-i şuûn ve mesalihin ve tezayid-i ihtiyaçların iktiza ettiği zamana evfak, nasa erfak olan ahkâm ve kanunları, İslam’ın esasları dâhilinde taharrî ve hadiseleri onlara tatbik edebilecek ilmi bir heyet mevcut olsun. Bunun içindir ki İslam cemiyeti arasında böyle mütehassıs bir heyetin mütemadi bir surette muhafaza-i mevcudiyet etmesi nass-ı Kur’ani iktizasındandır.” Bu ve benzeri tespitleri bu kısa makalede açmam imkân haricindedir.

Müzakereler sırasında, hükûmeti oluşturan bir vekâlette kurulması öngörülen böyle bir birimin, İlk Meclisçe çıkartılan Teşkilât-ı Esasiye Kanununa (1921 Anayasası) ters bir yönünün bulunmadığına da işaret edilmişti. Bu anayasanın 7. maddesinin “ahkâm-ı şer’iyyenin tenfizi”nin Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu hatırlatılmıştı.

Sonuç itibarıyla Meclis, asırlardan beri Şeyhülislamlık kurumu çatısı altında var olagelmiş Fetvahane teşkilatını esaslı bir surette canlandırmaya karar vermiş ve bu bütçe kanunuyla Şer’iyye Vekâleti merkez teşkilatı arasında bir Fetva Heyeti kurulmasını, Meclis’in 28 Ağustos 1922 tarihli birleşiminde kabul etmiştir. Buna göre Heyet, bir Fetva Emini ile on azadan oluşacak, her bir azaya da günün şartlarında fevkalade önemli bir miktar olan 75’er lira maaş verilecekti. Ücret konusunda Temyiz Mahkemesi üyeleri örnek alınmıştı.

Meclis’te bu vesileyle yapılan konuşmalardan da anlaşıldığına göre, Heyete aza seçiminde titizlik gösterilecek, herkesçe itibar edilen kişiler bulunmaya çalışılacaktı. Bu kişilerin seçiminde imtihan söz konusu olmayacaktı. Bu noktada da Temyiz Mahkemesi örnek alınmıştı. Ders okutmuş, icazet vermiş bir âlim için memuriyette bulunmamış olması, o kişinin aza seçilmesi için bir engel teşkil etmeyecekti. Eserleri, bu kişiler için en önemli kıstas olacaktı; kişinin gerçek anlamıyla âlim olup olmadığı eserlerinden anlaşılacaktı. Ayrıca, Heyete aza seçilecek kişilerin Türkiye hudutları içinde yaşıyor olması da şart değildi; arzu edilen nitelikleri haiz olması şartıyla sair İslam beldelerinden de aza tayin edilebilecekti. Bu Heyetin hizmet şümulüne bütün dünya Müslümanlarının dâhil olacağı tasavvur edildiğinden, Heyete seçilecek azaların içtihat yapabilecek kariyerde olmaları arzu ediliyordu. Bu zevat, meseleleri sadece mevcut fetva kitaplarından bulup çıkarabilen kişiler olmayacak, içinde yaşanan çağda “esasat-ı diniyemizden istihrac-ı mesail edebilecek ecille-i ulema” kişiler olacaktı.

Vekâlet’in 1922 bütçe kanunuyla kurulmuş olan İfta Heyeti için bilahare iki maddeden oluşan bir “Talimatname” de hazırlanmış ve 12 Kasım 1922’de Hey’et-i Vekile’ce (Bakanlar Kurulu) kabul edilmişti. Buna göre, Büyük Millet Meclisi Hükümeti Şer’iyye Vekâleti’nde teşkil edilen “Fetva Heyeti”nin esas görevleri iki grupta ele alınmıştı. Birincisi; şahıslar, mahkemeler, resmi ve hususi kurum ve kuruluşlar tarafından sorulan soruların cevaplandırılması; fıkhî esasların “kavaid-i umumiye” şeklinde tespit edilmesi; fıkhî meselelerin fıkıh babları üzerine ve hususi maddeler suretinde tertip, tanzim ve tedvini; “ahval ve âdatın tagayyür ve tebeddülü ile vuku bulan hadisatın, nâsın ihtiyacatını nazarı dikkate almak suretiyle eimme-i müçtehidîn akvaline tevfikan halli cihetinin” temini şeklinde tespit edilmişti.

Heyetin ikinci gruptaki görevi ise fıkha dair eser telifi olacaktı. Buna göre, “İlm-i fıkh”ın tarihine; usûl ve füru itibarıyla muhtelif olan fıkıh mezheplerinin mukayesesine; İslam fıkhının Batı hukukuyla karşılaştırılmasına dair eserler hazırlanacaktı. İslâm mezheplerinin istinat ettiği usûl-i fıkıh üzerine derinlikli araştırmalar yapıp sonuçlarını yayınlamak da bu gruptaki görevleri arasında bulunuyordu.

Sözü edilen talimatnameye uygun olarak, Fetva Heyeti azasından bir kısmının araştırma, bir kısmının tesvid ile meşgul olması da öngörülen diğer bir husustu.

Nisan 1923’e gelindiğinde heyete 7 azanın tayin edilebildiğini öğreniyoruz.

Milli Meclis Hükümeti’nin kurulmasını kabul ettiği Fetva Heyeti marifetiyle yürütülecek fetva hizmetinin işleyişinde prensip olarak münferiden, “rey’-i hôdî” ile fetva verilmesi uygun bulunmamıştı. Fetvalar Heyetçe verilecek, Fetva Emini de bunları onaylayacaktı. Fetvanın oybirliğiyle değil de ekseriyetle verilmesinin ayrı bir konu olduğu ve bunun mümkün olacağı, ancak, ekseriyetle yeniden bir mesele ihdas edilemeyeceği ifade edilmişti.

Görüldüğü gibi, İlk Meclis üyelerinin önemli bir kısmı, kurulması öngörülen bir Fetva Heyetinin nasıl çalışması gerektiğine, konunun teknik ayrıntılarına varıncaya kadar görüş imalinde bulunabilecek donanımda kişilerdir. Bir önceki yazımızda İlk Meclis’in hususiyetlerini izaha çalışırken sıraladığım meziyetlerine bunu da ilave etmemiz icap eder.

Bu makalemi kurgularken çoğu kez di’li geçmiş zaman kipini kullanmamın bir sebebi var elbette; şöyle ki, bu kadar değer atfedilen ve kısa ve uzun vadede kendisinden çok şey beklenen Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti, çok değil müzakerelerin cereyan ettiği tarihten sadece bir buçuk yıl sonra kapatılacak, sözünü ettiğimiz heyetin faaliyeti de son bulacaktır. Hâliyle bu vekâlet ve söz konusu Heyetle hedeflenen birbirinden değerli hizmetlere vusul, başka zamanlara kalacaktı.

Nasipse bir sonraki makalem de yine İlk Meclis Hükümetleri sırasında girişilen dinî nitelikli diğer bazı hizmetler olacak.