Makale

SAĞLIK VE TEMİZLİK DİNİ İSLAM

SAĞLIK VE TEMİZLİK DİNİ
İSLAM

Selva ÖZELBAŞ

“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” der ömrünün 46 yılını devlet sahibi olarak geçiren cihan padişahı. Sağlıklı olmaktan daha kıymetli bir varlık olamayacağını anlatan en güzel söz diyebiliriz. Çünkü sağlık hayat demektir.

İslam, insan hayatına değer veren bir dindir. Bu yüzden canın korunmasını öncelemiş ve tedbirler almıştır. Çünkü dinin muhatabı ve uygulayıcısı insanın bizatihi kendisidir. Yaşaması, hayatını idame ettirmesi için de sağlıklı olması ve onu koruması istenmiştir. Hatta İslam inancında can bir emanettir. Belli bir süreliğine insanda hayat bulacak ve asıl yurduna gidinceye kadar her türlü zarardan esirgenecektir. Bir anlamda insanoğlu, verilen emaneti nasıl gözettiğinin hesabını vermek zorundadır. Ahiret inancı da bunu gerektirir.

İslam dininin bütün kuralları beş esas üzerine kaimdir. Yani temelde beş ana direk vardır. Hükümlerin konulmasının hikmeti ya da kuralların konulma maksadı diye ifade edilir. Bunların başında da “canın korunması” gelir ki sırayla ifade edersek; “can, akıl, din, nesil, mal” şeklinde sayabiliriz. Korunması gereken bu hususlar sağlıklı bir hayat sürmenin de temel unsurlarıdır. Sağlık; “Kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hâlinde olmasıdır.” (WHO)

Bedensel iyi olma hâlini tek başına yeterli görmek mümkün değildir. Bu yüzden yüce dinimiz insanı ruh ve bedeniyle değerlendirirken bu ikisinin yanı sıra insanın sosyal yaşantısında nasıl davranacağı hakkında da hükümler getirmiş; sağlıklı bir toplum oluşturmak için iyi ve doğru ilişkiler kurabilen insanlar olmayı tavsiye etmiştir. Müslüman ülfet eden ve kendisiyle ülfet edilendir. Akraba ilişkileri, komşuluk ilişkileri, saygı, sevgi ve merhametle davranma, yardımlaşma, aile kurma vb. davranışlara anlam yükleyerek temiz bir toplum oluşması için prensipler getirmiştir. Bu kurallar sağlıklı bireyde olması gereken sosyal iyi olma hâline katkı sağlamaktadır. Sosyal yönü sağlıklı bireylerin sağlıklı toplum oluşturacağı aşikârdır. İslam’ın emir ve yasakları insan hayatını ruh, beden ve sosyal yönden sağlıklı kılabilmeye yönelik hikmetler içermektedir. Kitabı, sünneti ve köklü İslam geleneğini incelediğimizde bunu her noktada görmek mümkündür.

Hz. Peygamber (s.a.s.) uyanır uyanmaz güne elleri yıkayarak başlamak gerektiğini söyler. (Buhari, Vudû, 26.) Her abdest maddi manevi temizlikle birlikte sağlığı da getirir. Müslüman abdest sayesinde günde birkaç kez dışa açık uzuvlarını; özellikle ovalayarak her noktasını suyla buluşturup cildini diriltip temizler. Abdest öfke ateşini bile söndürür. (Ebu Davud, Edeb 4.) Bu sayede hem insan psikolojisine hem de insan ilişkilerine olumlu etki eder.

Yemekten önce ve sonra ellerin yıkanması da yemeğin bereketine sebep olarak görülür. (Tirmizi, Et’ime 39.) Yemeğin helal ve temiz gıdalarla temiz bir şekilde hazırlanması ve ondan temiz bir şekilde istifade edilmesi, sağlıklı koşullarda saklanması için tedbirler alınması insan sağlığı için vazgeçilemezdir.

Taharet usul ve adabı, ibadetin sahih oluşu gibi önemli bir sonuca bağlanarak insan sağlığına hizmet eder hâle gelmiştir. Kur’an, “Allah da tertemiz onlanları sever.” (Tevbe, 9/108.) buyurur ve bu ayet ile Medineli Ensar’ı su ile taharetlenmelerinden dolayı methettiği rivayet edilir. (İbn Kesir, Tefsir, II, 389). Özellikle suyla taharet ve sonrasında yine ellerin güzelce yıkanması hatta bu işlemin sol el ile yapılmasının öngörülmesi hayranlık vericidir. (Ebu Davud, Taharet, 18.) Bu nedenle de -eller yıkandığı hâlde- yeme işlemi mümkün mertebe sağ el ile yapılabilmelidir.

Rabbine kulluk eden Müslümana temiz bir şekilde ibadet etmek yaraşır. Kendini maddi ve manevi necasetten arındırdığı gibi ibadet mekânı da temiz ve sağlıklı olmalıdır. İbadet mekânları toplanma yerleridir; hem ibadete hem ibadet edilene layık olmalı hem de orada ibadet edenler için temiz ve sağlıklı olmalıdır. Bu nedenle ilk ev Kabe’den itibaren mescidin temiz olmasına özen gösterilmiş, konunun önemine binaen bu iş önce Hz. İbrahim ve İsmail’den istenmiştir. (Bakara, 2/125.)

Müslümanların hayatında ibadet; manevi yönü güçlü tutmak, kulluğu ifa etmek, nimetlere şükretmek ve ruhen huzura kavuşmak için çok önemlidir. Oruç ve namaz aklı başında, buluğa ermiş her Müslüman için farzdır. Bu ibadetlerin kişinin beden, ruh ve sosyal sağlığı açısından pek çok yararı vardır. Rabbimizin kati naslarla emrettiği ibadetler herkesin yapabileceği kolaylıktadırlar. Hatta oruç tutmak sıhhatli olmayı sağlar. İnsan sağlığı sıkıntıya girdiğinde de ruhsat hükümleri devreye girer. Kişi oruç tutamayacak kadar hasta ve yaşlı ise oruçla ilgili zorunluluk kalkar ve maddi gücü olanlar fidye verirler. Daha sonra tutma imkânı bulanlar sağlıkları elverdiğinde istedikleri zaman kaza ederler. Yolculuk oruçlu kişiyi zorladığında da orucu erteleyebilirler. (Bakara, 2/184-185.)

Yine bazı yolculuklarda seferilik hükümleri devreye girer ve namazın farzları iki rekat şeklinde eda edilir. Namaz kılarken sağlık durumuna uygun olarak ima ile veya oturarak namaz kılmak da mümkündür. Hatta ayağa kalkamayan kişi yattığı yerden bile namazlarını eda edebilir. Sağlık sorunu olduğunda ya da engelli olma durumunda namazı kılabilmek için vücudun namaz kılmaya elverişli konumda olmasında bir beis yoktur.

Namaz kılmak için abdest almak şarttır. Su ile abdest almakta zorlanan kişi teyemmümle abdest alabilir. İnsanlar hastalık hâlinde ibadet edip moral bulmak isterler dolayısıyla namaz kılmaları kolaylaştırılmıştır. Mest üzerine mesh, sargı üzerine mesh ve özürlülük hâllerinde abdestin kolaylıkları kişiye sağlığını koruma ve Rabbine gönül huzuruyla ibadet etme fırsatı verir. Yüce dinimizin insan sağlığını her halükârda önemseyen hükümler koyduğunu bilmek; aksatmadan, kesintisiz ve daha rahat ibadet etmeyi sağlar. Bu kolaylıkları bilmeyenler ibadetlerini aksatır veya zorlanırlar.

Allah’ın mükerrem yarattığı insan; kendisine layık temiz şeylerle beslenmelidir ki temiz fıtratta ve sağlıklı kalabilsin. Helal olan pek çok şeyin yenilebilmesi için temiz olma şartı da vardır. (Bakara, 2/168.) Bu yüzden eti yenen bir hayvan helal olsa da usulüne uygun kesimle temiz olur.

Ayet ve hadislerle bildirilenler, insan tabiatının meyletmediği iğrenç şeyler, insan sağlığına kısa veya uzun vadede zarar verenler, zehirli maddeler ve bunlara kıyaslananlar haram ya da harama yakın mekruh görülmüştür. Mesela sarhoşluk veren içecekler beden sağlığını tehdit ettiği kadar akıl ve sosyal sağlık açısından da zararlıdırlar ve yasaklanmış hatta kötülüklerin anası olarak kabul edilmişlerdir.

Cenab-ı Hakk kullarından temiz ve helal şeyleri yiyip Allah’a şükretmelerini isterken (Bakara 2/172.), israf etmeden haddi aşmadan yemelerini de istemiştir. Yenilen şey kadar miktar da önemlidir. Açlıktan Allah’a sığınan Peygamberimiz (s.a.s.) tıka basa dolduracak şekilde yemeyi, mideyi kötü bir kap gibi doldurmaya benzetmiştir. (Müsned, IV, 132.)

İnsanın ölmeyecek kadar yiyip içmesi farzdır. “Kuvvetli mümin, zayıf/güçsüz müminden daha iyi, daha üstün ve Allah’a daha sevimlidir.” (Müslim, Kader, 34.), “...Kendi kendinizi tehlikeye atmayın...” (Bakara, 2/195.) buyurulur. Yemeyi içmeyi bırakmak, kendini ölüme terk etmek Allah’a karşı isyan anlamına gelir. Cana kıymak haramdır. (Enam, 6/151; Nisa, 4/29-30.) Canın telefine götüren yollar da haramdır. Dolayısıyla intihar haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.), acı ve sıkıntılardan dolayı ölümün temenni edilmemesini istemiştir. (Buhari, Merdâ, 19.) Yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın, hayatına bir başkası eliyle son verdirmesi demek olan “ötanazi” caiz görülmemiştir.

Adam öldürmek büyük bir günahtır. (Enam, 6/151; Nisa, 4/29-30.) Birtakım sıkıntılar imtihandır. Bu durumda sabrederek sağlıklı kalmak için elinden geleni yapmak ve dua etmek istenir, vade gelmeyince kimsenin ölmeyeceğine inanılır.

Hz. Peygamber, “Allah hem derdi hem de devayı göndermiş, her hastalığa bir çare yaratmıştır. Tedavi olun.” (Ebu Davud, Tıb, 11.) buyurur. Böylece insan, hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirir. (Bakara, 2/173; Maide, 5/3; Enam, 6/119.) Tıbben bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmesi, yasal ve şeffaf olması, hekimin uzman olması, mahremiyete riayet etmesi ve tedavinin insan sağlığına hizmet etmesi gibi şartlarla alternatif tedavi yollarını dinimiz doğal karşılamıştır.

Kur’an ve hadislerde, organ ve doku nakli konusunda açık bir hüküm yoktur. Ancak dinimizde, Kitap ve sünnetten çıkan genel hükümler ve kaidelerle organ ve doku nakli insanın sağlığına kavuşabilmesi ve hayatını idame ettirebilmesi için yöntem olarak kabul edilmiş ve birtakım şartlarla caiz görülmüştür.

Yüce dinimiz insanoğlunun cenin hâlinden son nefesine kadar hayat hakkını korumak ve sağlıklı geçirebilmesi için saymakla tükenmeyecek çok önemli kurallar koymuş, prensipler getirmiştir. Şeyh Edebali’ye “Devlet kurarken insanı yaşat ki devlet yaşasın.” öğüdünü verdiren; cihan padişahına “En büyük devlet sıhhattir.” dedirten anlayışın temelinde İslam vardır.