Makale

Uzmanına Sorduk

Uzmanına Sorduk

Psikolog Doktor Esra Ceylan

Ramazan ayı arınma, yenilenme, tazelenme zamanı olarak değerlendiriliyor. Özellikle kişinin, iba­detlerin yanı sıra bu ayı tefekkürle müzeyyen kılması tavsiye ediliyor. Hani derler ya “Durup düşün­mek lazım!” bu ay âdeta hayatın yoğun akışı karşısında soluklanmanın, durup düşünmenin temsili oluyor. İnsanın, hayatın hızı ve temposuna karşı bir es verme ihtiyacını ve bu bağlamda ramazan ayının Müslümanlar nezdindeki önemini, din psikolojisi alanında çalışmalar yapmış biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ramazan, hızla akan bu yaşamın içerisinde bir es vermektir. Yavaşlamayı ve özüne dönmeyi hatırlatır kişiye. Psikoloji biliminde önemle vurgulanan “ânda kalmak” için de çok güzel bir fırsattır. Bireyin hem dünya hem ahiret farkındalığını artırır. Bu nedenle bu değerli ay, kişinin tefekkür ve muhasebe zama­nıdır denebilir. Kişi yaşamdaki amacını, ölümün ve sonrasının anlamını tekrar düşünmeye başlar. Bu açıdan, hayatı yeniden anlamlandırmanın yanı sıra, bireysel anlamda da ramazan ayında kişi, kendi aydınlık ve karanlık yanlarına tekrar bakma ve içsel bir muhasebe yapma fırsatı bulur. Bu dönem, niyet tazelemek için harika bir fırsattır. Birey; zaaflarını, hatalarını fark edip değişime niyet eder. Kısacası ra­mazan, ruh dünyasına format atmaktır. Sadece bedene değil ruha da detoks yapmaktır. Yapılan çalışma­larda da ramazan ayında kişilerin daha iradeli olduğu, umut seviyelerinin ve dürtü kontrollerinin arttığı, depresif ruh hâllerinin ve toplumda suç oranlarının ciddi şekilde azaldığı görülmüştür.

Tefekkürle gelen bir diğer önemli kazanım da hiç kuşkusuz nefis muhasebesi. Ramazan ayında Müs­lümanların hayatlarını gözden geçirerek gelecek için kendilerine bir yol haritası çizmelerini tavsiye eder misiniz? Ve sizce bu yol haritasında nelere dikkat edilmeli, hangi duraklar es geçilmemelidir?

Kesinlikle. Zaten ramazan ayının özünde bu var; dur, özüne dön ve kendini güncelle! Farkındalığımızın bu kadar yüksek olduğu bir ayda bu fırsatı kaçırmamamız gerekir. Nefis muhasebesini hem düşünsel hem de davranışsal olarak yaptığımız bu ayda gerçek özgürlüğün nefsin kontrolünden çıkmak demek olduğunu anlarız. Ramazan ayında artırdığımız bu iç disiplinle kendimize yeni hedefler belirlemeli, bu ayda kazandığımız farkındalıklarımızı ve irademizi devam ettirme niyetinde olmalıyız. Bu noktada, ramazan ayını sadece davranışsal değişimlerle değil düşüncesel farkındalıklarla da süslemek önemli. Zihnî farkındalık kısmını verimle geçirebilmek için tefekkürü ve Rabbimize şükrü artırmalıyız. Ramazan ayı sonrasında da devam ettirmeye niyet ettiğimiz bu yol haritasının etkili ve kalıcı olabilmesi için güzel duygularla ve düşüncelerle davranışlarımızın bütünleşmesi gerekir. Güzel bir ortamda geçirilen, gönle huzur veren bir iftar sofrası, bizim duygu yanımıza; hangi niyetle orucumuzu tuttuğumuz ve yaşamın gerçek amacını anlamamız, bizim düşüncesel yanımıza; irademizle yemek yemememiz, gıybet etme­memiz ise davranışsal yanımıza örnek olarak verilebilir. Duygusal, düşüncesel ve davranışsal bu üç basa­mağı da farkındalıkla yerine getirebilirsek yol haritamız için en önemli adımı atmış oluruz. Niyetimiz bu bir aylık nefis eğitimimizi 12 aya yaymak olsun inşallah. Rabbim bizlere bu ayın sonunda törpülenmiş bir benlik algısı, artmış bir irade, devam eden empati ve yardımlaşma yeteneği, şükreden bir kalp, tefek­kür eden bir zihin, daha dengede ve daha huzurlu bir ruh hâli nasip etsin. Ve bu dönüşümümüzü kalıcı eylesin. Amin...

Ahiret bilinci, bireyin dünya hayatını şekillendiren önemli faktörlerden biridir. Ahiret bilinci bize nasıl bir bakış açısı kazandırır?

Varoluşçu psikoterapinin önemli isimlerinden Irvin Yalom, yaşadığımız pek çok kaygının özünde ölüm­den korkmak ve ölümü anlamlandıramamak olduğunu söyler. Biz terapistler, danışanlarımızın yaşamı ve dolayısıyla ölümü anlamlandırdığı zaman rahatladığına ve tabiri caizse özgürlüğe kavuştuğuna şahit oluruz. Ahiret bilinci, bu noktada bireyin hem duygu dünyasını hem de günlük yaşantısını şekillendiren en önemli etkenlerden birisi olmaktadır. Ahirete iman ediyoruz; fakat ahiret bilinci daha farklı bir anlam içeriyor. Ahiret bilinci, öleceğini ve ölümden sonra bir hayatın olduğunu sık sık hatırlamak demektir. Bu açıdan yaşamı anlamlandıran, ölümü ve ölüm sonrasındaki gerçek hayatı sıklıkla hatırlayan kişi hâl ve hareketlerinde de bu temel bilinç doğrultusunda hareket edecektir. Bu bağlamda ahiret bilinci kişiye öz disiplin, düzenli bir muhasebe fırsatı, zorluklara sabır ve güzelliklere şükür hâli verecektir.

Diyanet Aile Dergisi olarak son sorumuzu da aile ekseninde sormak istiyorum. Ahiret bilincini çocuk­larımıza kazandırmak için neler yapabiliriz? Yaklaşan ramazan ayını bu minvalde nasıl değerlendir­meliyiz?

Sosyal Öğrenme Kuramına göre çocuklar, hayatı gözlemleyerek öğrenirler. Bilginin kalıcı hâle gelmesi için önce tecrübe edilmesi ve bir duyguyu açığa çıkarması gerekir. Bu ayı keyifle, aile bağlarını güçlen­direrek geçirmek çocuklarımızda unutulmaz bir miras olarak kalacaktır. Sevgi sözcüklerini artırmak, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak, oruç ibadetini sabırla tutan yavrulara sevdikleri ikramları hazırlamak, ailece yapılacak sahurlar, cemaatle namaz gibi ibadetler ile çocukların ramazan ayını ne­şeyle yaşamalarını sağlamak gerekir. Açığa çıkan güzel duygular ile ramazan ayına olan ilgi ve alakala­rını artırdığımız çocuklarımıza bu ibadetleri neden yaptığımızı, ahireti ve yaşam amacımızı yaşlarına uygun şekilde detaya girmeden aktarmak gerekir. Bazen sadece bir cümle dahi yavrumuza tesir edebilir. Önemli olan tatlı hatıralarla ve güzel duygularla o cümleyi hatırlamasıdır. Bu açıdan, yavrularımıza ahiret bilincini çokça anlatmak değil hissettirmek esastır. Duygu, düşünceden önce gelir. Fikirler unutu­labilir ama duygular unutulmaz. Unutmayalım, ağaç yaşken eğilir. Ramazan ayı bu açıdan anne babalar için kaçırılmayacak fırsattır.