Makale

DOĞADAN GELEN ŞİFA: Afyon Sandıklı Kaplıcaları

DOĞADAN GELEN ŞİFA: Afyon Sandıklı Kaplıcaları

Seher Meriç

Gez gez nereye kadar, öyle değil mi sevgili dostlar. Benim de biraz dinlenmem lazım. Böyle dedim diye bana kızmayın lütfen. Keşke senin yerinde ben olsaydım, diyorsunuz belki. Aynı gökyüzünün altındaki farklı mekânları görmek, yeni insanlarla tanışmak, yepyeni lezzetleri tatmak biraz yorucu olsa da muhteşem bir şey. Beni çok etkileyen şu kısa paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum: “Durup dinlemeliyiz, durup dinlenmeliyiz, durup düşünmeliyiz ama durmalıyız önce. Durmalı, durulmalı, durulanmalıyız.”
Ben de biraz duruyor, dinleniyor, sonra kaldığım yerden gezmeye devam ediyorum. İşte böyle biraz durmam gerektiğine inandığımda kendimi hep suları ve insanı sıcak memleketimde buluyorum. Evet efendim, bu ay sizleri kendi memleketime yani Afyon’a doğru bir yolculuğa çıkaracağım.
Afyon deyince aklınıza ilk ne geldi? Sucuğu mu, kaymaklı lokumu mu, haşhaşlı çörekleri mi yoksa kaplıcaları mı? Bir Afyonlu olarak şehrimin elbette sadece bunlardan ibaret olmadığını baştan söylemem gerekiyor. Ama ben bu ayki yazımda sizlere Afyon’daki şifa kaynağı sulardan bahsetmek istiyorum.
Ankara’dan yola çıktıktan yaklaşık üç buçuk saat sonra termal sularıyla ünlü Sandıklı’ya ulaşabilirsiniz. Hemen bu arada, ülkemizin jeotermal bakımından ilk 7’de olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Neyse, biz yolumuza devam edelim. Yol oldukça basit. Sivrihisar köprülü kavşağından sonra sola dönüp dümdüz devam ediyorsunuz. Tabelaları takip etmeniz yeterli. Afyon merkezden sonra 60 km gittiniz mi Sandıklı Hüdai Kaplıca Bölgesi’ndesiniz. Ama isterseniz otobüsle de ulaşabilirsiniz. Sandıklı’da otobüsten indikten sonra, termal bölgeye giden minibüsler sizi istediğiniz otele bırakıyor.
Burayı meşhur kılan en önemli özellik, az kumlu, kızıl renkli ve killi topraktan oluşan çamur banyosudur. Ülkemizin kaplıca yönünden çok kısmetli olduğunu, bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Her zevke ve her bütçeye uygun seçimler bulunuyor. Sandıklı da çok farklı değil. Burada ister aile odalarında ister apartlarda isterseniz de büyük otellerde konaklayabilirsiniz. Zaten şifa kaynağı olan su hep aynı. Eh, o vakit bu sudan da biraz bahsedeyim. Bundan tam 2 bin yıl evvel bir çatlaktan sızmaya başlayan su, yaklaşık 250 metre derinden ve 70 derece olarak çıkıyor. Sonrasında soğutma borularından geçerek termal havuzlara ulaşıyor.
Hadi şimdi aklınızdan geçen sorulara cevap vermeye çalışayım. Bu da nereden çıktı demeyin. Bunca yıldır, gerek yaşadığım şehirde, gerekse kaplıcalarda çok dolaştığım için bana sürekli yöneltilen soruları biliyorum artık.
Öncelikle “Ben hasta değilim ki, neden kaplıcaya gideyim?” diyeceksiniz. İnanın, kaplıcaya gitmek için hasta olmanıza gerek yok. Kendinizi dinlemek ve vücudunuzu dinlendirmek için kaplıca tatilleri eşsiz bir alternatif bence.
Bir diğer soru ise “Temiz mi?”. Buna cevabım “Evet.” olacak. Son yıllarda bu sektörde çalışan tüm firmalar, hijyen kurallara ciddi bir şekilde riayet ediyorlar.
“Peki, günümüz kaplıcaları sadece şifalı sulardan mı oluşuyor?” diye düşünebilirsiniz. Buna cevabım ise “Hayır.” olacak. Mesela şifalı çamur banyoları var. Çamur banyoları, şifalı su ile belli bir sıcaklık derecesinde hazırlanan toprağın karışımından oluşuyor. Banyo küvetine benzeyen mermer bir bölme, bu şifalı çamurla dolduruluyor ve siz de içinde yaklaşık on dakika kalıyorsunuz. Süre size çok kısa gelmesin, inanın içinde kalmak epey zor. Daha on dakika dolmadan kalkıp gidenler çok oluyor. Ben bu çamurun faydalarını okuyunca inanın çok etkilendim ve biraz sabredip on dakika kalmayı başardım. Unutmadan söyleyeyim, çamur banyosu için öncelikle kaldığınız otelden randevu almalısınız. Çünkü talep epey fazla.
Termal su ve çamur banyosuna biraz ara vermek isterseniz termal aile banyoları, tuz ve saman (özel olarak dizayn edilmiş ve yulaf samanıyla donatılmış odalar) odaları gibi daha farklı şifa kaynakları da var. Yani anlayacağınız burada şehir hayatının bozduğu dengenizi tekrar buluyorsunuz. Eğer ailenizle birlikte gelirseniz büyük yüzme havuzlarının yanında, çocuklar için de kaydıraklar ve eğlence havuzları mevcut.
Tuz odasını çok merak ettiğim için denemek istedim. Tavanı, yeri ve tüm duvarları doğal kaya tuzuyla kaplı bir odadan bahsediyorum. Tuzun; astım, bronşit, nefes darlığı, sinüzit, horlamalar, uyku düzensizlikleri ve yorgun uyanma gibi rahatsızlıklara şifa olduğu söyleniyor.
Ama şunu belirtmekte fayda var: Kaplıca kür uygulamalarının belirli bir zaman aralığında, doktor yönlendirmesi ve gözetiminde gerçekleştirilmesi gerekiyor.
“Ben biraz da dışarı çıkmak, hava almak istiyorum.” da diyebilirsiniz. Bunun için biz, bisiklet kiralamaya karar verdik. Havanın iyi olduğu bir saatte bisikletlerimize bindik ve sadece üç dört tane otelin olduğu alandan merkeze doğru pedalları çevirmeye başladık. Öncesinde epeyce pedal çevirmişliğim vardır. Ama böyle huzurlu bir mekânda çevirdiğimi hatırlamıyorum. Hafiften esen rüzgârın yüzüme değmesi, etrafımdaki o daha yeni yeni yeşillenmeye başlayan uçsuz bucaksız tarlalar, yeşilliğe yayılmış koyunlar, ılık ılık esen rüzgârın mırıltısı öyle güzeldi ki... Böyle bir yerde, sizi yoran bütün can sıkıcı şeylerden uzaklaşıyor, kendinizle baş başa kalıyorsunuz...
Bazen toprak yolda, bazen de asfaltta epey dolaştık ve merkeze vardık. Merkez dediğime bakmayın. Birkaç çay bahçesi ve küçük dükkânlar var. Ufak tefek ihtiyaçlarınızı buradan karşılayabiliyorsunuz. Onun dışında her bütçeye uygun aile odaları ve apart evler bulunuyor. Genel kullanım için farklı kaplıca havuzları var. Buradaki bir çay bahçesinde oturup, bir bardak çayımızı içip, mis gibi havayı içimize çekiyoruz.
Anlatacak daha çok şey var ama hani denir ya “Yerim dar, bana ayrılan bölüm bu kadar.” Ama sizler, yılda bir kez bile olsa kaplıca ya da termal dediğimiz bu şifa duraklarına muhakkak uğrayın.
Durmanın, durulmanın ve durulanmanın zamanı gelmedi mi daha?