Makale

HAYATIMIZI GÜZELLEŞTİREN KELİMELER

HAYATIMIZI GÜZELLEŞTİREN KELİMELER

Ayşe Nur ÖZKAN
İstanbul Kadıköy Vaizi

Kelimelerini yükselt, sesini değil…
Yağmurdur çiçekleri büyüten, gök gürültüsü değil…
Anlama, anlaşılma, sağlıklı ilişkiler kurma ihtiyacımızı karşılayabilecek en etkili yollardan biridir “güzel söz söyleme ve kelimelerimizi doğru kullanabilme” yeteneğimiz.
Kelimelerimizle zihnimizi inşa eder, kelimelerimizle hayatımıza yön veririz. Duygu ve düşüncelerimiz ancak kelimelere döküldüğü zaman var olmaya başlar. Tıpkı fotoğrafın banyo işlemlerine sokulduktan sonra görünmesi gibi kelimelerimiz de dilimizden yansımaya başladığında bizi var eder, görünür olur. O yüzden hem en değerli hem de en tehlikeli organımızdır dilimiz.
Dildir insanı abat eden, dildir insanı berbat eden!
Lokman Hekim’e ait olduğu rivayet edilen bir kıssadan kalbimizin ve dilimizin iyiliğe ve kötülüğe nasıl aracılık ettiğini öğreniriz: Bir gün Davud (a.s.), Lokman Hekim’den bir koyun kesip en iyi yerinden iki parça getirmesini ister. Lokman Hekim de ona, kestiği hayvanın dilini ve yüreğini getirir. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Davud (a.s.), bu defa hayvanın en kötü yerinden iki parça et getirmesini talep eder. Lokman Hekim, yine koyunun dil ve yüreğini getirir. Hazret-i Davud, ona bunun sebebini sorunca da şöyle der Lokman Hekim: “Bu ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü olursa, bunlardan daha kötüsü olmaz!”
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), kısa ve veciz sözü ile bize hatırlatır kelimelerimizin etkisini: “Ya hayır söyle ya da sus.” (Ebu Davud, Edeb, 122-123.) Her sabah uyandığımızda bütün uzuvlarımızın (el, ayak, göz, kulak gibi) dile yalvardığından bahseder Ebu Said el-Hudri:
“Başımıza gelecek bütün felaketler senin yüzünden olacaktır. Öyleyse Allah’tan kork ve bizi felakete sürükleme. Çünkü sen doğru hareket edersen biz de selamete çıkarız, eğri yollara saparsan bizde saparız.”
Dilimizi kontrol ettiğimizde, kelimelerimizi güzelleştirdiğimizde Rabbimizin de bize bir vaadi vardır: “…(Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir…” (İbrahim, 14/24-25.)
“Nutkun ruhu vardır, tutmayana zararı vardır.”
Kelimelerimizin hayatımıza yön veren etkisi geleneğimizde de önemli bir karşılık bulmuş, irfan ehli kişiler kelimelerin gücünü söz, şiir ve menkıbelerle pek çok kez dile getirmiştir. “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağılı aşı / Bal ile yağ ede bir söz.” şiiri ile Yunus Emre güzel sözün zehri bala dönüştüreceğini mısralara dökerken, Mevlâna Mesnevi’de, her nefeste yeni biri olduğumuzu, her nefesin, içini doldurduğumuz kelimelerle bilmediğimiz bir âleme yolculuk ettiğini ve sonra oradan tekrar bize hediyelerle geri döndüğünü anlatır. Bu yüzden olsa gerek Mevleviler o kadar dikkat etmişler ki kullandıkları kelimelere, “Nutkun ruhu vardır, tutmayana zararı vardır.” prensibinden hareketle, olumsuz kelimeleri hayatlarından tamamen çıkarmışlardır.
Zamanla, kullandığımız kelimelerin hayatlarımızı nasıl ve ne ölçüde etkilediği üzerine araştırmalar yapan bir bilim dalı da ortaya çıkmıştır. Psikolojinin alt alanı olan Psikodilbilim, dilin ve ağzımızdan çıkan cümlelerin zihinsel süreçlerimizi nasıl ve ne şekilde etkilediği üzerine çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. “Dönüşümsel Dilbilgisi” adı verilen bu teori, özellikle herhangi bir durumu ifade etmek için kullandığımız kelimelerin psikolojik ve sinirsel durumumuzda farklılıklar oluşturduğunu ileri sürmüş ve basit bir temele dayandığını söylemiştir.
“Kullandığımız sözlükleri değiştirirsek, otomatik olarak ruh hâlimiz de değişir.”
Nasılsın? Sorusuna “Eh işte, nasıl olalım, idare ediyoruz, sürünüyoruz.” gibi kelimelerle cevap verdiğimizde oluşan ruh hâlimiz ile “Elhamdülillah, çok iyiyim, bomba gibiyim.” cevaplarını verdiğimizde oluşan duygu durumlarımız birbirinden elbette ki çok farklı olacaktır. Bu tecrübeyi hayatımızın her alanına uygulamak mümkün. Bizi çok kızdıran bir olayla karşılaştığımızda, “galiba biraz kızdım, sinirliyim, çıldıracağım” kelimelerinden biri ile cevap verdiğimizi düşünelim. Kızgınlığımızı ifade ederken hangi kelimeyi kullanıyorsak, davranışımızın da ona göre şekil alması kaçınılmaz olacaktır. Acıktığında “Sanırım biraz açım.” diyen bir kişi ile “Deli gibi açım, her şeyi yiyebilirim.” diyen kişinin yemek yemesi hiç aynı olabilir mi?
Küçük bir muhasebe yapıp gün içerisinde çok sık kullandığımız kelimeleri şöyle bir gözden geçirsek acaba bizim karşımıza en fazla hangi kelimeler çıkar?
Mükemmeliyetçi bir özelliğimiz varsa muhtemelen sonu –meli/-malı ekleri ile biten, ya hep ya hiç tarzı kalıplar ve genellemeler sıklıkla kullandığımız kelimelerimiz olacaktır. Daha iyisini yap-malıyım, evim her zaman temiz ol-malı, hata yap-mamalıyım gibi günlük yaşantımızda –meli/-malı ekleri ile biten zorunluluk bildiren kipler, her zaman geç kalırsın, hep ödevlerini eksik yaparsın, şeklinde ya hep ya hiç tarzı düşünme şekilleri ve aşırı genellemeler, sağlığımızı ve ilişkilerimizi zora sokan düşünme kalıplarımızı oluşturur. Bu kalıplar yerine daha iyisini tercih ederim, evim temiz olsa iyi olur, gibi tercih bildiren ifadeler psikolojik sağlığımız ve ilişkilerimiz için çok daha rahatlatıcı. “Teşekkür ederim, anlıyorum, lütfen, siz ne dersiniz, iyi ki varsınız, özür dilerim.” gibi cümlelerin değeri ise paha biçilmez.
Araştırmalar olumsuz kelimelerin etkisinin olumlu bir kelimeye nazaran beş kat daha fazla olduğunu bize bildiriyor ve bir olumsuz kelimeyi telafi edebilmemiz için beş tane olumlu kelime söylememiz gerektiğini hatırlatıyor. Zihnimizi olumlu kelimelerle düşünmeye alıştırmak ya da Peygamberimizin (s.a.s.) tavsiyesinden yola çıkarak olumlu bir söz söyleyemiyorsak susmak en güzeli.
Yüreklere işleyecek söz söyle!
İsra suresinin 28. ayetinde, Allah Teâlâ, ihtiyaç içinde olan yoksul Müslümanların geçimiyle ilgilenen, onların bakımını sağlayan Peygamberimize, imkânların el vermediği yokluk zamanlarında onları rencide etmeden yüreklerine işleyecek rahatlatıcı ve motive edici söz söylemesini ister. Yokluğun bile güzel sözlerle telafi edilmesi, olumsuzluğun ferahlatıcı kelimelerle giderilme tavsiyesidir bu.
Peygamber Efendimizin hayatında her zaman olumlu konuşmaya dönen bu uygulama, bizim hayatımıza da bir ilke olarak girdiğinde, kim bilir nasıl sağlıklı ve güzel ilişkilere vesile olur.
Marifet baki kalan bu kubbede, hoş bir sada bırakabilmekse eğer, denemeye değer…