Makale

TANRI’YI ARIYORSAN O BURADA!

TANRI’YI ARIYORSAN
O BURADA!

Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU


Dijital çağın reklamları da dijital teknolojinin icaplarına ayak uyduruyor. Diyelim ki arama motorunda bir şey arıyorsunuz. Siz aramanızı yaparken ekranın kıyısında köşesinde küçük pencereler içinde bir yazı peydahlanıyor: “Tanrı’yı mı arıyorsun?” “Madem sordun, hadi bir bakayım burada ne varmış.” deyip pencereden girmeniz yeterli. Bu usul biraz şuna benziyor. Telefonla birini aramaya niyetleniyorsunuz. Ama akıllı telefon parmağın hafif temasıyla başka bir dostunuzu çaldırıyor. Kapatsanız ayıp olacak. Karşı taraf açıyor, biraz hâl hatır ve ardından kapatıyorsunuz. Bu misyonerlik siteleri de işte tam bunu yapıyor. Üç kişiden biri merak edip pencereden içeri baksa onlar için yeter de artar bile. İnsanın meraklı bir varlık olduğunu iyi biliyorlar.
Neyse biz devam edelim.
Sözünü ettiğimiz sorunun hemen altında daha küçük puntolarla iki cümle daha: “Tanrı’yı tanımazsan boşlukta hissedebilirsin. Bunu değiştirmek istemez misin?” Arama motorunuzda aramaya devam ediyorsunuz, bu sefer bir başka web sitesinde bir başka yazı sizi selamlıyor: “Tanrıyla aranda engel var mı?” Bir başka sayfada bir başkası: “Tanrı var mı? Tanrıyı arayışın burada biter.” Ve nihayet bir başkası: “İsa tanrı mı? İnanmak için sebepler…”
Üç nokta bana ait değil. İsa’nın Tanrı olduğuna inanmak için sebep arıyorsanız buyurun diyor size. Tıkladınız ve pencereden içeri girdiniz, sebepler önünüze sıralanıyor. Kısa, basit ve sade cümlelerle, lafı dolandırmadan, aklınızda kalacak bir özet sunuluyor. Cümleler özenle seçilmiş. Öyle derin, anlaşılması zor teolojik, felsefi açıklamalarla canınızı sıkmıyor. Bu metni yazanların fevkalâde profesyonel olduğu metnin içerik ve tasarımından, kelimelerin, vurguların seçiminden kolayca anlaşılabiliyor. Metinlerin uzun ve sıkıcı olmamasına dikkat ediliyor. Dili Türkçe olan bu metinlerin hedefi kimler mi? Yapmayın canım! Hedef ne sizsiniz ne de ben; hedef senin çocuğun, benim çocuğum, hepimizin çocukları, çocuklarımız, gençlerimiz; körpecik fidanlarımız, geleceğimiz…
Oturduğunuz yerden eli ayağı düzgün bir metin yazın, verin reklam almak isteyen bir web sitesine, hem o kazansın hem siz. Kendi web sitelerine Adsense reklamı alanlar, aldıkları tıklama oranında Google’dan para alıyorlar. Adsense, reklam yayıncılarının altında toplandığı bir çatı ve Google’a ait. Sitenizdeki açılacak pencerelerde hangi tür reklamların yayınlanmasını istiyorsanız filtreleme yapıyorsunuz, reklam vermesini istemediğiniz ürün satıcılarını engellemek sizin elinizde. Eğer sitenize misyonerlerin ilanı konuluyorsa bu işe rızanız var demektir. Alan razı veren razıysa bize bir şey demek düşmez, bize düşen uyarmaktır. “Benim sitemde Hristiyanlık, İsa ve İncil reklamları çıkıyor, ne yapabilirim?” diye rahatsız olup hassasiyet sergileyenler de elbette var. Onlara ne yapmaları gerektiği hususunda birileri yol gösteriyor. Bu diyaloglara bloglarda rastlayabilirsiniz.
Arama motorlarına en fazla reklam verenleri merak ediyorsanız sıralayayım: agnostikler, ateistler, seküleristler, hür düşünürler (kendilerine öyle diyorlar) ve tabii Hristiyan misyoner teşkilatları. Bütün bunlar ne söylüyorlar diye merak ediyorsanız söyleyeyim. Çoğunun yaptığı şey, Hristiyanlık üzerinden dine hakaret yağdırmak. Alay, aşağılama, hiciv/taşlama, eleştiri, yerme, ne ararsanız var. Taş nereden atılırsa atılsın size isabet etmesi kaçınılmaz. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!” misali ya dininize, inancınıza, değerlerinize saldırılıyor ya da çocuklarınızın beynine akıtılıyor zehir. Onlara göre, mevcut bütün dinler tarihin “dinler çöplüğü”nde yerlerini bir gün mutlaka alacaklar. İslam dini de bu temenninin dışında değil.
Misyonerlerin Müslüman mahallesinde salyangoz satmaları için artık sokaklarda gezmeleri gerekmiyor. Eskiden ellerinde İncil veya küçük broşürlerle kapımızı çalarlardı, çoğu zaman posta kutularımıza broşürlerini bırakıp giderlerdi. Şimdi buna gerek yok, çünkü çocuklarımızın odasındalar ve onlarla birebir ilgileniyorlar. Demek istiyorum ki tehlike kapıda değil, evin ta içinde ve ne yazık ki pek çoğumuzun bundan haberi bile yok. Bu modern misyonerlik yönteminin hitap kitlesi ve nüfuz alanı tahminlerin çok ama çok ötesinde, bundan emin olabilirsiniz. Maliyet hesabı yaparsanız bu yöntem onlara çok ucuza geliyor. Bir misyoneri yetiştirmenin maliyeti ile kıyasladığınızda sudan ucuz. Tabii bir adet misyoner değil benim dediğim, yüzlerce, binlerce… Misyonerler için dünya sandığınızdan çok büyük, onlarca ülke, on binlerce köy, kasaba, şehir… Ver Google’a bir metin, çarpıcı başlığıyla her eve girsin çıksın, bir tıklama kadar uzak! Başlık dedim de hemen ekleyeyim, başlıklar merak uyandıran cinsten.
İnternet üzerinden misyonerlik sadece bu bahsettiklerimizden ibaret değil. Mesela Orta Doğu ülkelerinde de internet üzerinden Hristiyanlık propagandası yapan misyonerler var. Bunlar genellikle gençler ve Arap ülkelerinden seçiliyorlar. Önce eğitime alınıyorlar. Hristiyanlığın temel öğretileri veriliyor. Bir konuyu nasıl anlatacaklar, kime anlatacaklar, hangi metotla ve hangi cümlelerle mesajlarını iletecekler, hangi görseli kullanacaklar, başlıkları ve vurucu cümleleri nasıl seçecekler? Muhataplarına yaş gruplarına göre hangi pedagojik yöntemle yaklaşacaklar? Hiçbir şey tesadüf ve plansız değil. Genelde bloglarda Hristiyanlık hakkındaki fikir ve söylemleriyle öne çıkan gençler bu iş için birer gönüllü eleman oluyor. Kursu alanlar isterlerse kendi web sitelerini kuruyor ve buradan doğru İsa’yı anlatmaya başlıyorlar. Küçük hikâyeler ve anekdotlar bu işte önemli ve etkili işlev görüyor. Mesela Afrika’da daha önce uyuşturucu bağımlısı olmuş ve fiziksel istismara uğramış, babasının ölümünden sonra annesinden şiddet görmüş, parklarda yatan, topladığı plastik şişeleri satarak geçinen bekâr bir annenin başından geçenler anlatılırken aralara İncil ayetleri de sıkıştırılabiliyor. Günlük hayatın içinden seçilen acıklı hikâyeler yürekleri yumuşatmada ve ardından misyoner mesajlarını iletmede etkili bir yöntem olarak kullanılıyor. İncil ayetleri sloganik, akıcı, kolay, anlaşılır bir biçime sokularak tam yerinde ve gerektiği kadar veriliyor. Ayetler genç ruhları okşayan sevimli cümlelerin arasına itinayla serpiştiriliyor.
“Bizimle birlikte dua et. Senin dualarına ihtiyacımız var!” seansları düzenliyorlar. Sonrası malum. Belirlenen gün ve saatte internetin başına geçiyorlar birlikte naklen dua ediyorlar. Farklı milletlerden gençlerle kıtalar arası bir buluşma gerçekleştiriliyor. Amaç, dua ile birlikte yüreklerin toplu atmasını, büyük bir duygu yoğunlaşmasını sağlamak. Bu işi planlayan ekipleri var. Afrika Takımı; Orta Doğu Takımı; Asya Pasifik Takımı; Avrupa Takımı, Latin Amerika Takımı, Kuzey Amerika Takımı ve nihayet Türk Cumhuriyetlerini de içine alan Orta Asya ve Rus Arktik Takımı. Bütün dünya parsellenmiş anlayacağınız. Seanslara katılmak isteyen öncesinde üye olmak zorunda… Bütün bunların iki görünen hedefi var: yeni Hristiyanlar kazanmak; mevcut Hristiyanları kendi dinleri hakkında sağlam bir bilinç sahibi yapmak ve böylece onları halkanın içinde tutmak. Hristiyan misyoner teşkilatları İncil öğretilerini dört bir yana yaymak için kendi çevrimiçi siber uzay misyonerlerini harıl harıl yetiştiriyor.
Bilgi ve internet teknolojileri içinde internetin yirmi birinci asra damgasını vuracağından kimsenin şüphesi yok. İnterneti aktif, etkili ve verimli bir biçimde kullananlar parsayı topluyor. Merak ettim ve İngilizce yayın yapan bir İslam sitesinin sayfasına gittim. Başlığın hemen altında Türkçe bir pencere karşıma çıktı. “Allah beklentilerinizi aşıyor.” Ana cümlenin hemen altında daha ufak bir puntoyla, “Allah’ın size sağlayacağına güvenebilirsiniz. Şimdi dua ediniz.” diyordu. Müslümanlar da işi öğrenmişler dedim kendi kendime ve tıkladım, girdim. Karşıma ne çıktı dersiniz? “Efendimiz İsa Mesih Tek Hakikat!” Altında İncil ayetlerinden de alıntıların olduğu bir dua pasajı. Şaşırdınız değil mi? Ben de. Gerçi, “Allah beklentilerinizi aşıyor; Allah’ın size sağlayacağına güvenebilirsiniz.” cümlelerindeki Türkçe ifade sıkıntısı dikkatimi çekmedi değil. Ama ne yalan söyleyeyim, herhalde siteye Türkiye’den girenler için de Türkçe bir bölüm yapmışlar dedim içimden. Allah lafzı da şüphemi izale etmişti. Yanılmışım. Bu girdiğim sayfaya bakarken yan taraftan içinde “Sohbete hazır değil misiniz? Pekâlâ, ücretsiz bir İnciliniz olsun.” yazılı bir dikdörtgen yukarı doğru yavaşça çıktı ve yan tarafa asılı kaldı. Evet, isterim ya da hayır teşekkürler karelerinden birine tuşluyorsunuz. İstiyorum dediğinizde çevrim içi İncil size sunuluyor. Tam 1300 dilde bunu isteyebilirsiniz. Gaflete düşerseniz sizin sitenizin üstüne de etiketlerini yapıştırabiliyorlar. Hangi ülkeden arama motoruna giriyorsanız o ülkenin diliyle veriliyor bu mesajlar.
Gerçek şu ki, internet üzerinde Hristiyan misyonerliği geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor. Burada en aktif grup, özel bir eğitimden geçen genç misyonerler. Yurt dışında gezinmeyi tercih ediyorlar. Gittikleri ülkelerde çektikleri fotoğrafları Instagram üzerinden yayınlıyorlar. Siz fotoğraflarına beğeni yaptığınızda sizinle irtibat kuruyorlar ve başlıyorlar maceralarını paylaşmaya. Satır aralarına İncil pasajlarını sıradan bir konuşma formatında sıkıştırmak ise misyonlarının bir parçası. Yine bir kısım gençler de bloglar üzerinden hayat tarzlarını ve inançlarını muhatabı kaçırmadan azar azar anlatıyorlar. Aralara mistik tecrübe, “ruhsal aydınlanma” nevinden hikâyelerini sıkıştırıveriyorlar. Her şey o kadar planlı ve bilinçli ki.
Misyonerlik faaliyetleri ve çeşitleri elbette bu anlattıklarımızla sınırlı değil. Misyonerliğin öncelikli hedefi her yerde Müslüman gençler! Bundan emin olabilirsiniz. İslam dünyasının amaç birlikteliğinden yoksun oluşu, savrulmuşluğu ağır bedeller ödetiyor. Söylenecek çok şey var ama biz kısa keselim. İnternetin siber uzayı özellikle çocuklarımızı hedef alan birileri tarafından parsellenirken bizim bu teknolojiye bigâne kalmamız düşünülemez.
“Allah’ı mı arıyorsun?” sorusunu biz sormalı ve cevabını her yerde, her dilde biz vermeliyiz.