Makale

Eğitimci Gözüyle Medya Okuryazarı Olmak

Eğitimci Gözüyle
Medya Okuryazarı Olmak

Doç. Dr. Alev F. Parsa
Ege Üniv. İletişim Fak.

İletişim… Bilişim… İnternet… Uydu… Küreselleşme… İmge… TV… Medya… vb. sayısız kavramlar bu çağın gereksinimleri ve akımları doğrultusunda etrafımızda dönüp dururken, yeni bir kavramla daha karşılaşıldı: Medya okuryazarlığı… Peki, nedir medya okuryazarlığı, neden gerekli ve neden önemlidir? Herkesin bildiği gibi, bilgi edinme ve edinilen bilgiyi kullanma aslında temel yurttaşlık hakkıdır. Kitle iletişim araçları, bu hakkın gerçekleştirilmesinde günümüzün en etkin kaynaklardan biridir. Yazılı, görsel ve işitsel tüm kaynakların oluşturduğu iletilerle donatılmış bu dünyada yaşamak için artık yeni iletişim becerilerine de sahip olmak gerekir. Gazeteler, dergiler, radyo, televizyon, sinema ve kişisel bilgisayarlar aracılığıyla yayılan internet hızla teknolojik gelişim içinde olurken, tüm bireylerin de yeni bir kavram olan ‘medya okuryazarlığı’ ile tanışması gerekmektedir.

Medya okuryazarlığı aslında 30 yılı aşkın süredir Kanada, ABD, İngiltere, Avustralya ve daha sonraki yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde gittikçe önem kazanan ve okullarda zorunlu ders olarak okutulan bir konudur. Ülkemizde ise bu konu henüz yeni gündeme gelmiştir. 2006–2007 öğretim yılında ilk kez başlatılan medya okuryazarlığı dersleri pilot il olarak belirlenen Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum ve Adana’da seçilen okullarda konuyla ilgili eğitim almış sosyal bilgiler öğretmenleri tarafından verilmiş; 2007–2008 öğretim döneminden itibaren tüm ilköğretim okullarının 7. sınıflarında seçmeli ders olarak okutulması plânlanmıştır. Bu ders için seçmeli olması gerektiği düşünüldüyse de, aslında zorunlu ders olarak okutulması çok daha yerinde bir karar olacaktır. Çünkü ülkemizin kültürel, sosyal ve ekonomik koşulları dikkate alındığında, büyük bir çoğunluğunun boş zamanlarını değerlendirme, eğlenme, bilgilenme ve kendini geliştirme aracı olarak medyayı ve özellikle televizyon aracını kullandığı bilinen bir gerçektir. Tüm bunlara ek olarak kişisel bilgisayarlarların ve internet ortamın yaygınlaşması ile de özellikle öğrenciler bu ortamı ‘bilimsel araştırma mecrası veya oyun alanı’ gibi görmekte ve proje çalışmaları için temel başvuru kaynağı olarak varsaymaktadırlar. Aileler ve öğrenciler bu yanılgıya asla düşmemelidir. İnternet kullanıcısına, bilimsel kitaplar ve kaynakların yanında zayıf bir araştırma ortamı sunar. Elbette internet ortamını kötülemek değildir amacımız; sadece yeni yetişen zihinleri, bu ortamı temel başvuru kaynağı gibi görmeyip, görsel ve yüzeysel enformasyon edinecekleri konusunda uyarmak ve bilgilendirmektir.

Medya okuryazarlığı tanımlarının tümü, kitle iletişim araçlarını merkeze alırken, mesajların kitleler tarafından tüketildiğini vurgulamakta ve mesajların nasıl ve hangi amaçla yapılandığı üzerinde durulmaktadır. Medya okuryazarlığı medyayı ön plâna alırken bunların bilgilendirme ve eğlendirme özelliğinin nasıl işlediğini açıklamakta ve bu süreçte anlamın nasıl üretildiğini, nasıl örgütlendiği ve yapılandırıldığı ile ilgilenmektedir. Medya okuryazarlığı, kişinin kitle iletişim araçlarıyla olan pasif ilişkisini aktif duruma dönüştürmeyi amaçlarken, ticari medya kültürünün özelleşmiş yapısına ve geleneklerine karşı durma yeteneğini sağlayan ‘eleştirel bakışın’ güçlendirilmesi gerektiğini ve bu bağlamda yeni söylemlerin yaratılmasını hedeflemektedir. Öte yandan, görselliğin oldukça etkin yaşandığı bu çağda kitle iletişim araçlarından özellikle televizyondan çeşitli biçimlerde sunulan mesajları çözümlemeyi ve onları eleştirel okumayı da öngörmektedir.

Dünyanın pek çok ülkesinde, artan izlenme oranlarıyla birlikte, televizyonun birey ve toplum üzerindeki etkileri bilinmekte ve bu konu üzerine uzun yıllardır çalışılmaktadır. Ülkemizde de televizyon ‘eğlence aracı’ olarak görülmektedir. Türkiye, UNESCO’nun araştırmasına göre dünyada ABD’den sonra en çok TV izleyen ülkedir. Bu aslında aynı zamanda, Türkiye’nin çocuklarının da yıllardır televizyonla eğitildiği anlamını taşımaktadır. Eğitime katkı sağlayacak çözüm medyanın engellenmesinden veya yasaklardan geçmiyor elbette. Türk toplumunun yüzde 98’nin günde ortalama 3,5 ile 4 saatini TV ekranı karşısında geçirdiği düşünülürse, izlediklerini veya gördüklerini doğru algılaması, eleştirel yorumlaması ve yaşamını aktif hale getirerek sorgulamasıdır önemli olan. Örneğin, yorumsuz ibaresi bulunan görsel bir haber bülteninde dahi kamerayı kullananın bir insan olduğunu, milyonların olayları sadece onun gözünden çektikleriyle izlediğini, aslında tüm olayın kameranın önünde yaşananlardan ibaret olmadığını da unutmamak gerekir. Bu alışkanlığın küçük yaşlarda edinilerek, televizyon izlemenin bilinçli bir edime dönüştürülmesi, kendisine sunulan, hatta bazen sunulmayan metni/mesajı eleştirel okuması/okuyabilmesi, maruz kalınan mesajlar karşısında eleştirel bir bakış açısı edinilmesi ancak medya okuryazarlığı eğitimi ile mümkün görülmektedir. Kişi okuduğu veya bir başkasından dinlediği her şeye nasıl kayıtsız şartsız inanmıyorsa, medyaya da aynı şekilde sorgulayıcı tavırla yaklaşmalıdır. Sözlerle söylenmeyen, görüntüyle gösterilmeyenlerin olabileceğini, her şeyden önce medyanın da bir ideolojisi ve dünya görüşü olduğunun farkına varılmalıdır. Gösteren/anlatan/yazan/çizen özgür bir medyanın doğru okunması, toplumun ilerlemesini ve gelişimini sağlayacak unsurların belki de en önemlisidir. Medya okuryazarlığı bireyin bu yönde gelişimi üzerinde önemli rol oynayan bir kavramdır.

Sonuç olarak…
Medya okuryazarlığı artık bir eğitim türüdür ve tüm eğitim kurumlarında yerini almaktadır. İlköğretim okullarında Sosyal Bilgiler öğretmenleri tarafından verilen bu dersin aslında İletişim Fakültesi mezunu ve formasyon derslerini almış öğrencilerin vermesi elbette daha yerinde bir uygulama olacaktır. Medya okuryazarlığı dersi aslında kitle iletişim araçlarının bilgilendirme ve eğlendirme özelliğinin nasıl işlediğini, anlamın nasıl üretildiğini, nasıl örgütlendiğini ve gerçekliği nasıl yapılandırdığı üzerine öğrencilerin anlayışlarını arttırmayı hedeflemelidir. Böylelikle özellikle genç kitlelerin medyayla olan pasif ilişkilerinin aktif duruma dönüştürülmesi sağlanırken, ticari medya kültürüne eleştirel bakışın güçlendirilmesi ve bu yolla yeni bireysel söylemlerin yaratılması hedeflenmelidir. Çünkü medya metinleri kurmaca metinlerdir ve içlerinde daima değerlerle, ideolojileri barındırırlar. Medya okuryazarı olmak deyince… Yaşadığı çevreye duyarlı, ülkesinin sorunlarını bilen medya mesajlarını akıl süzgecinden geçirebilen bilinçli bir kitlenin oluşturulması hedeflenmektedir.